3500 yıllık yolsuzluk

3. Bölüm
İNSAN KAFASI İLE ÇAĞDAŞTIR
3500 YILLIK YOLSUZLUK
Devlet hizmetine girip de formalite icabı yemin etmek olmaz. Hitit belgelerinde, yemin edip de göreve başlayan ve sonunda yolsuzluk yaptığından kuşkulanan bir görevliye ait tutanaklar var. Olay ilginç diye paylaşmak istiyorum.
Kraliçenin mal varlığını teslim ettiği onbaşı Ukkura ve oğlu, “Kendilerine emanet edilen devlet malını” çaldıkları şüphesiyle soruşturma geçirirler. Mahkeme tutanakları şöyle;
“Kraliçenin, Onbaşı Ukkura’nın oğluna verdiği gereçlerden yani arabalar, tunç ve bakır araçlar, giysiler, kumaşlar, yaylar, oklar, kalkanlar, topuzlar, sivil esirler, sığırlar, koyunlar, atlar ve katırlardan o kimlere vermiş ise bunlar hakkında mühürlü belge düzenlememiştir. Makbuzu ya da başka belgesi yoktur.”
Suçlama bu.
Ukkura’nın oğlu devletin malını kime teslim etmişse makbuz düzenlememiştir.
“Kraliçe şöyle söyler: ‘Kraliçenin memurlarından Onbaşı Ukkura ve Oğlu gitsinler ve Yer altı Tanrıçasının tapınağında doğru söyleyeceklerine ant içsinler...”
Devlet mallarını zimmetine geçirdiğinden şüphelenilen baba- oğul soruşturmanın ilk aşamasında Yemin’e davet ediliyor.
YEMİN ETTİM BÖYLE BİR ŞEY YAPAR MIYIM?
“Kraliçenin onbaşısı Ukkura ant içti ve andın altında şunları tutanağa geçirtti : Kraliçenin gereçlerinden benim aldıklarımdan hiç birini kötüye kullanmadım, hiç birisini kendim için almadım, Kraliçe bana ne teslim etti ise onlardan hiç birisini harcamadım. Aldığım atlar ve katırlar için gerekli belge bana verilmişti. Sonra beni Babil’e yolladılar. Ben Babil’den dönünceye değin, arkamdan birileri savurganlık etmiş olmasın?
Benim ihmalim olabilir, fakat kötü niyetim yoktur!
Ben kralın sözlerini kötüye kullanıp demedim ki (nasıl olsa) Kral onu kaybetmiştir., öyleyse ben onu alayım. Ben böyle bir şey yapmam!
Bu ne oluyor? Ben o zaman ant içmiştim; sonradan kendime bir şey alır mıyım?”
İNSAN KAFASI İLE ÇAĞDAŞTIR; TEKNOLOJİSİ İLE DEĞİL…
Mahkeme tutanağı böyle devam edip gidiyor. Tablet kırık olduğu için, mahkeme kararının ne olduğu henüz anlaşılamadı. Ama bir gerçek var; kaybolmuş 3 katırı zimmetine geçiren devlet memurundan halk adına hesap sorulduğu tarih günümüzden yaklaşık 3500 yıl öncedir. Savunmanın en önemli noktası ise;
“Ben o zaman ant içmiştim; sonradan kendim için bir şey alır mıyım?”
Eski İçişleri bakını onlarca yolsuzluktan söz açıyor. Artık yolsuzluklara birer ad verilmiş. “Ucu siyasilere dokununca, yaptığımız soruşturmalara ara vermemiz istendi. Hatta o yüzden görevden alındım” diyor. Soruşturmalar, takibatlar ortadan kalkıyor. Kamu vicdanı sızlıyor.
3500 yıl önce 3 katırı kaybeden devlet memuru hesap verirken, Bu gün üç katırın çekemeyeceği kâğıt dolarlar kadar yolsuzluk yapanlar, sanki bir şey olmamış gibi davranıp “ölü kedi taklidi” yapıyorlar.
Hiç kimse, Hititlerin ilk çağda yaşadığını düşünmesin, insan, teknolojik olarak donanabilir. İnsanı çağdaş yapan, kullandığı teknoloji değil, kafasıdır.
Ne büyük talihsizlikle karşılaşmaktayız ki, kafası hala ilk çağdaki adaletin erdemine ulaşmamış olanlar, milyonlarca insanın kaderinde söz sahibi olmaktadırlar.
Kıssadan Hisse : Onbaşı Ukurra 3 katır çalmış. Hesabını vermiş. Çünkü katırlar paylaşılamaz.
Hisseden Kıssa: Paylaştığın sürece, yaptığın hırsızlıklar, ekonominin gereğidir.
TANRI-HÜKÜMDAR-BABA ÜÇGENİ…
OTORİTENİN ÜÇ AYAĞI.
Yabanıl toplumlarda kral, tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Teokratik yönetimler bu inancın günümüze ulaşmış versiyonudur.
Tanrı bütün evrenin sahibidir, dünyayı yönetmesi için bir kral tayin eder, Kral, Tanrı adına evrenin sahibidir. Adına kral, hükümdar ya da Büyük Rahip denilen Tanrı temsilcileri, yetkilerinden küçük bir pay da “baba”lara vermişlerdir. Böylelikle totaliter rejimlerde “Tanrı – Hükümdar – Baba” üçgeni oluşmuştur.
Kral bulunduğu mevkiyi Tanrısına borçlu olduğu için kendini Tanrıya karşı sorumlu hisseder.
Laik yönetimlerde yasama, yürütme ve yargının başında olanlar o mevkie Tanrının değil, halkın seçimiyle geldikleri için kendilerini halka karşı sorumlu hissederler. (Yani öyle olması gerekir) Bu açıdan laik yönetimlerde yemin “Tanrı” adına değil “Namus ve Şeref” adına yapılır.
NAMUSA MI? YASAYA MI?
Namus kavramını anlamak önemli...
Namus’un eş anlamlı kelimeleri: Ahlaklılık, dürüstlük, edep, erdem, fazilet, güvenilirlik, iffet, onur...
Karşıt anlamlıları ise: Adi, ahlaksız, alçak, faziletsiz, hain, hayasız, haysiyetsiz, iffetsiz, kepaze, kötülükçü, namert, onursuz, rezil, seciyesiz, tıynetsiz, (Yıldız Moran: Eşanlamlılar ve karşıt anlamlılar sözlüğü. Spatyom Yayınları 1.Baskı 1992)
Felsefe ansiklopedisinde ise Namus; olguların gelişmesini belirleyen zorunlu, nedensel ve nesnel iç ilişki olarak tanımlanan “Yasa” ile eş anlamlı tutulmuştur.
Namuslu ise; Törebilim kurallarına uygun olarak yaşayan anlamında kullanılmıştır.
Namus sözcüğü yunanca “Yasa” anlamındaki “nomos” sözcüğünden türemiş ve Arapçaya aynı anlamda geçmiştir. Namuslu deyimi de “ahlak yasasına uygun” anlamındadır.
Bu açıdan bakıldığı zaman milletvekilleri yeminlerinde “Namus” derken yasalar üzerine yemin etmektedirler. Çünkü varlıkları ve bulundukları mevkiinin varlık nedeni bu yasalardır.
ETİ YENEN KRALLAR
Yabanıl toplumlarda Kralın sahip olduğu dinsel nitelikler bir abartma değildir. Kutsal olan ve Tanrının temsilcisi sayılan kral o denli aşılmaz tabularla donatılmıştır ki, yemek yemesi bile bir törendir.
O Tanrının yeryüzündeki bedenidir. Toprağa basmasına bile izin verilmez. Bu denli tutsaklık altında bulunan kralın kutsallığına inanç öyle yoğun ki, ölmesine bile izin verilmez.
Ama tanrı temsilcisi de olsa krallar ölür.
Kralın ölmesi bir felaketin habercisi olacağı için, ölmesine izin verilmeyen kralın kendi eceliyle ölmesi beklenmeden, “kutsal bir törenle öldürülür”
Krallık zor zanaat...
Eti de kutsal olduğu için bir güzel yenir. Böylelikle onun bedeninde gizlenmiş olan Tanrının sıfatları ve kutsallığı o eti yiyenlere geçer.
Meksika kralları göreve başlarken, güneşin parlamasını, nehirlerin akmasını, bulutların yağmur vermesini ve toprağın bol ürün vermesini sağlayacağına yemin ederlerdi. Çin törelerine göre imparatorlar, şiddetli kuraklıktan sorumlu sayılırdı.
İnkalar ve torunları için;
Güneşin parlaması,
Bulutların yağmur vermesi ve toprağın bereketli olmasının yaşamsal önemi vardır.
Her kral yaşamsal öneme ait değerler adına yemin eder; çünkü o değerler için oradadır.
Laiklik, ve cumhuriyetin temel ilkeleri için orada olanlar bu değer üzerine yemin ettikten sonra bu değerleri korumak zorundadırlar.
TSK’DA YEMİN
4 Ocak 1961gün ve 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu 37. Maddeye göre silahlı kuvvetlere katılacak personele ettirilecek yemin şöyle;
“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında Vatan, Cumhuriyet ve vazife uğruna seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine ant içerim.”
36 yıl önceydi ve ben de böyle bir yemin etmiştim.
Ne yani üniformayı çıkarınca, yeminin niteliği mi kayboluyor?
Bu gün herkes, hele hele, Irak’tan sonra Suriye’yi ve Sonra’da İran’ı hedef tahtası haline getiren ABD ve İsrail’in bir gün Türkiye’yi de hedefleyeceğini bilip, askerlik yeminini yeniden hatırlamalı.
Yaptırımı olmayan hiçbir yeminin hükmü yoktur.
Sayım Milletvekilleri serbestçe yemin edebilirsiniz… Ettiniz de…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












