76 yıl önce Adana'nın kurtuluşu

“Adana’nın yazarı çok okuyanı yok” anlamında bir saptama yapmıştı Demirtaş Ceyhun. Gerçekten özellikle şiir yazanı çok… “Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşu hakkında en son şiir ne yazılmıştır?” Bu soru takıldı zihnime. Henüz araştırmadım. Belki de vardır. Ancak bu kadar şiir arasından “Adana’nın Kurtuluşu”na diar bir coşkuya rastlamadım.
Belki de vardır. Olanlar bana ulaştırırlarsa paylaşacağım.
Bir de Adana’nın Kurtuluş törenleri. 76 Yıl Önce Adana Halkevi Dergisi’nde “kurtuluş” nasıl değerlendirilmiş. Ona bakacağız.

Adana Halkevi’nin yayınlamış olduğu aylık “Görüşler” adlı dergide Adana’nın Kurtuluşu’nun 18. Yıldönümü Sinan Tekelioğlu tarafından şöyle anlatılmıştır.
Adana Halkevi- Görüşler Dergisi Sayı:23 1. Kânun 1939
5 Kânunusani

Adanalıların ulu atalarından aldıkları ilham ile haksızlığa karşı isyanlarının büyük muvaffakiyet kazandığı günün yıldönümü.
Bana öyle geliyor ki Adanalıların başardığı bu büyük savaş dünyada hiçbir millete nasip olmayan bir abidedir. Türk tarih inkilâbının ilk sahifesi olan bu büyük badire her nedense bu güne kadar bütün vuzuh ve açıklığı ile meydana çıkamamış ve mühmel vaziyetini muhafaza etmekte bulunmuştur. Herkese öyle geliyor ki Adana’da hiçbir kavga gürültü olmamış, Fransızlar bu muhiti kendi gönüllerinin rızasile terk ederek savuşmuşlardır.
Halbuki Kilikya Tarih harbi enteresan, insan aklının havsalasının, mantığı kabul edemeyeceği misakile dolu bir destan hamaset olarak ensali âtiyeye terk edilmiştir. Çoluğu, çocuğu erkeği ve kadınile Adanalıların hep birlikte başardıkları bu destan nesilden nesile kutlulanacak ölmez bir eser olarak yaşayacaktır.
Adanalılar, hiçbir yerden hiçbir suretle yardım ve muavenet görmedikleri halde yirmi yedi büyük muharebeyi düşmanlarını memleketlerinden çıkarmağa mecbur etmek suretile muvaffakiyetle başarmış büyük koruyuculardır.
Ben bu temiz ve nasiyeleri kahramanlık nurlarile parlayan insanlarla beraber buluşmak mazharına nail olduğumdan dolayı kendimi ilelebet bahtiyar addedeceğim. Bu vesile ile memleket uğrunda hayatını feda etmekte asla tereddüt göstermeyen büyük ölünün menkabesinden bahs etmekten asla men’i nefs edemiyeceğim.

Kamışlı Nahiyesinden Kasım Hoca isminde bir zat Pozantı Muharebesinin ilk günlerinde bana müracaat etti. Eskiden tanıdığım bu yükset şahsiyet başındaki sarığı sırtındaki latayı atmış seferber hale gelmiş, benden en tehlikeli bir noktada vazife istiyordu.
“Beni en tehlikeli bir yere gönder; biz her zaman cihadın fedailiğinden bahsettiğimiz halde bilfiil yapmaktan daima uzak kaldığımız dedikodusu kulağıma çalındı. Hemen ben de sarığımı ve cüppemi atarak tam bir asker sıfatile huzurunuza geldim. Askerin önüne düşerek onlara bu kudsi döğüşün ne demek olduğunu bilfiil anlatmak istiyorum” dedi.
Kasım arkadaşı muharebenin en kızgın bir şeklini taşıyan Gökbez Cephesi’ne memur ettim. Bu büyük şahsiyet burada çok büyük bir fedakarlıkla askerin maneviyatını arttırarak yedi kat tel örgü ile çevrilmiş olan bu siperi işgale bizi muvaffak ettirdi.

Ertesi gün Kasım Arkadaş – Çuğbeli – Cephesi’ne koşmuştu oradaki askerin önünde sipere giderken – “Al Hoca artık yetişir!” diye bağırarak silahını uzatan bir Ermeni fedaisinin kurşununa hedef olarak ağır surette yaralanmıştı.
Kasım Arkadaşı yarası sarılırken gördüm.
“Aziz Kumandanım siper düştü mü, askerimiz Pozantı’yı aldı mı?” diyerek gözleri açık ebediyete kavuşmuştu.
Torosun Şahikasında istiklâli milli uğruna canını feda etmekten çekinmeyen o büyük ölünün yüksek ruhunun biz Çukurovalılara felaketli zamanlarda kendisi gibi harekett etmemizi fısıldadığını his eder gibi oluyorum.
Eski Garbi Kilikya Cephesi Komutanı
Seyhan Mebusu: Sinan Tekelioğlu

Aynı Dergide yazan Nevzat Güven’in Adana’nın Kurtuluşu ile ilgili yazısı ise şöyle.
5 Kânunusaninin manâsı bugün büsbütün kuvvetlenmiştir.
5 Kânunusaninin onsekizinci yıldönümünü yapıyoruz. Onsekiz seneden beri her yıl heyecan ve sevincini içimizde bütün tazeliğile yaşadığımız bu günün kudsiyeti, büyüklüğü hakkında şimdiye kadar bir çok şeyler yazılmış ve söylenmiştir. Fakat hiçbir zaman 5 Kânunusaninin mânası bu seneki kadar ehemmiyet almamıştır. Çünkü; insanlar için yurt müdafaasının, vatan toprakları için ölümün bu günkü kadar mutlak bir zaruret olduğu hiçbir zaman görülmemiştir.
Artık, kuvvetlinin zayıfa, zorun hakka tecavüzü zamanımızda, milletler arasındaki münasebetlerin belli başlı düsturu olmuştur.
Sulh ideallerinin, insanlık prensiplerinin, sulh müesseselerinin, milletlerin kendi mukadderatlarına kendi hakimiyetleri kaidesinin bazı devletlerin ağzında ne feci birer yalan olduğunu görmüş bulunuyoruz.
İnsanlığa dünya cenneti vadeden insanların kalbine saadet sıcaklığı halinde sokulan ideolojilerin sırtlan dişlerini bütün vahşetile görmeğe başladık. İnsan zekası, medeniyet, tekâmül ancak demir ve betonun üzerinde korkunç bir güzellikle maddileşmekten başka bir şey değilmiş. Bugün artık emperyalist ihtiraslar; gemini koparmış, şahlanmış bir aygır azğınlığile alabildiğine ağına soluna saldırıyor.
Anlıyoruz ki; kuvvetin kuduzlaştığı bu zamanda milletler için bir tek kurtuluş çaresi vardır; Ölünceye kadar sürecek bir vatan müdafaasına hazırlanmak.
Toprak müdafaası babında bir şaheser olan 5 Kânunusani, bu yıl gözümüzde büsbütün derinleşmiş, kuvvetlenmiş bir manâ ile canlanıyor. Sebebi de şudur;
5 Kânunusani bizim için, düne ait ne kadar büyük bir gurur ve iftihar vesilesi ise, yarın için de ondan daha büyük bir emniyet ve cesaret membaıdır.
5 Kânunusani bundan onsekiz sene evvel, Türk milletinin yaptığı vatan müdafaasının zaferle taçlanmış bir neticesi olmuştur. O zaman, Türkün, yurdunu nasıl müdafaa ettiğini daha böyle bir çok 5 Kânunusanilerde dünyaya göstermişti. Bugün, o günden çok büyük bir farkla kuvvetli ve toprağımıza daha kuvvetle bağlı bulunuyoruz.
Dünyanın şimdiki korkunç hali içinde bizi dim dik tutan her tehlikeye göğüs germeğe hazır bulunduran bu bağdır.
Toprak bağı bir millet için en büyük müdafaa silahıdır.
Ancak bizim gibi, böyle bir silahı olan millet korkusuzdur.

VE CELAL SAHİR MUTER’İN ŞİİRİ…
Adana’nın Kurtuluşuna Ait Bir Şiir:
Celal Sahir Muter’in bu şiiri, Görüşler Dergisi’nin 23. Sayısında yayınlanmıştır.
Ey, geniş sinesi altın dolu zümrüt Adana! / Biz bu tarihte kavuştuk idi hasretle sana!
Dalgalanmıştı ufuklarda o gün çırpınarak / Alnı ay örgülü, gök örneği kutsal bayrak!
Kalbimizde o günün hatırası hep yaşıyor / Gözümüzden o günün neş’esi hala taşıyor!
*
Çarpışıp üç sene her cephede biz düşmanla, / Bir demiz azmile, imanla, şerefle, şanla;
Senin uğrunda nemiz varsa bütün, biz verdik,/ Seni kurtarmak için harikalar gösterdik!
Bir çelik yumruk olup, inmiş idik anda, / Düşmanın beynine dehşetle “Kavaklıhan”da.
Kocaman bir taburun enselenip söndü hızı,/ Böyle müthiş zaferin şahididir “Karboğazı”
Bir avuç kahramanın çıktı kınından palası,/ Bir mezar oldu bütün düşmana “Mercin Ovası.”
Yıldırımdan hız alıp gökten inen darbe gibi, / Yere sermişti bütün düşmanı “Fadıl” harbi.
Bu savaşlarda birer mucize gösterdi. İnan; / Koca “Derviş” ve “Emin”le yüce “Saim”le Sinan.
Ah, o Saim ki karakter bakımından tekti; / =, faziletlere, erkekliğe bir örnekti!
Koca bir kuvveti imhaya ramak kalmışken, / Onu “Mamure”de kaybettik evet, pek erken!
Bu hakikatleri ak başlı Toroslardan sor! / O Toroslar, bu hakikatleri pek çok biliyor!
*
Ey, sıcak sinesi altın dolu zümrüt Adana! Korkma, hiç yan bakmaz biz var iken kimse sana!
Celal Sahir Muter
05.01.1940

Ne yazık ki, bırakın yan bakan yabancıları önlemeyi; kendimiz dahi yan bakmaya başladık bu güzelim Adana’ya…(S.M)
Not: Yazımlarda orijinal metinlere sadık kalınmıştır. Noktalama işaretleri aslına uygun olarak aktarılmıştır. Herhangi bir düzeltme yapılmamıştır. Sadece ara başlıklar tarafımdan verilmiştir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












