• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Acı gözlemler ve umut

24.03.2016 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Varlık ve yokluk günleri sayılıdır, çabuk geçer. Ama kolay geçmez. Su bile bir yerden akınca iz bırakır “sulak izi” olur, saçaklardan süzülüp akan yağmur suları da duvarda iz bırakır. Acı ve ızdırapdır, aşk ve sevdadır, varlık ve yokluktur bu, izi kalır. Bu izler, gidenlere nişan olurlar, iyi veya kötü.

Bir grup arkadaşla Irak/Süleymaniye'de yapılan Uluslararası Gelawêj Edebiyat Mihricanı'na katılmıştık (Kasım 2008). Konuklar için, Güney Kürdistan'ı tanıma ve Saddam'ın yaptıkları hakkında bilgilenme amacıyla geziler de tertiplenmişti:

Saddam'ın Irakında bir Cezaevini müze yapmışlardı, Burdaki alet-edavat, yıkılmış ve delinmiş duvarlar, cenazeleri taşıyan cemseler yerlerinde duruyordu. Bir yerde idam halkası ve askı sehpası, dar bir hücrede boğazlama yerinde hacet taşının üzerinde kan vardı. Boğazlanınca akacak kan bir kanala bağlanmıştı.

Az zahmetle kısa zamanda öldürme ve taşıma teknikleri geliştirilmişti. Asılmışlar, vantuzlu vinçle damperli cemseye yükleniyor, kepçe ile kazılmış çukurlara gömülüyor, greyderle çukur kapatılıp üzeri dümdüz ediliyor veya ekiliyordu.

Bunlar yetmedi, bizi açılmış bir toplu mezar yerine götürdüler. Bir metre eninde ve 40 metre uzunluğunda, düz yerde açılmış bir hendekti. Kenarına atılmış toprak üzerinde gözleri bağlı kurbanlar çökertiliyor, ayakları ve kolları arkadan bağlı tutsakların ensesinde duran katil, enseden bir fişek sıkıyor ve ölmesini beklemeden ayağıyla çukura itiyorlarmış. İnfaz mangası işini bitirince, hazır kepçe ile hendek kapatılıyormuş. Sonra bir başka yerde hazırlanmış mezar mahalline gidiliyormuş.

Biz bir grup, açık halde ve içindeki insan kemikleri ile bu toplu mezarı gördük. Dehşet bir şey, hala gözlerimin önündedir. Aylarca rüyalarıma girdi, dengem bozuldu.

Irak Halepçe'de, Saddam kimyasal ile beşbin Kürdü katletti (18 Mart 1988). Halepçede şehitler adına bir büyük mezar-müze yapıldı. Yanında anlamlı büyük bir Abide dikildi ve sahaya heykeller konuldu.

Tören yerinden mezarlığı gözledim ve insan vahşeti karşısında adeta kurudum. Hâlbuki hekim olarak, birçok insan elerlimde can vermişti, ben buna alışıktım, canlandırmağa çalışmış ve başarılı olamamıştık. Fakat burda katillere, erken ve zahmetsiz öldürenlere mevki ve madalya verilmişti.

Tam bir insanlık vahşeti. Bu kimyasal silahlar, elma gibi kokuyor ve bunları Batı Avrupa devletleri veriyordu, sonra da insan haklarını ilan ediyorlardı.

Dağ yamacından geçerken ovayı gösterdiler, “buralarda köyler vardı, gaz bombaları atılınca halk evlerden çıkıp yabana kaçtı, kafileler oluştu. O zaman da Saddam'ın uçakları, helikopterleri kafileleri bombaladılar, tek kişi kurtulmadı. Cenazelerini, kartallar atmacalar yedi. Sonra yıkım ekipleri geldi, tüm evleri yıktı, çukurlar açılıp sert yapı malzemeleri gömüldü ve sonra köy iskân yeri dümdüz tesviye edildi. Etrafa baktık tarlada yüksekçe ne bir taş ve nede bir ağaç vardı.

Saddam'ın ve ekibinin sonu malumdur.

Yakın dönemde yine aynı coğrafyada DAEŞ adlı bir örgüt oluşturuldu. Saddam'ın silahlarının yarısına elkoydu/sahip oldu. Merkezi Irak Hükümetine isyan etti, toprak işgali ve sonra da Kürtlere saldırı ile sonuç alan-karşı durulmayan, Moğol Cengiz gibi şiddetle korku salan bir güç oldu, Suriye şehirlerini de işgal etti. Batılı devletler göstermelik müdahalelerde bulundular, maksat zevahiri kurtarmaktır.

*

DAEŞ de Saddam'ın bıraktığı yerden devam etti, insanları boğazladı, videolarla dünyaya gösterdi. İnsanlar panik halinde korkuya kapılıp yerlerini terk ederek kaçtılar. Kaçanlar şimdi Avrupa için sorun oldu, çözmeğe ve pazarlığa başladılar.

DAEŞ, Şengal/Sincar mıntıkasındaki Êzidi Kürt halkına saldırdı, katliamlar yaptı. Kızları, kadınları esir alıp köle pazarlarında sattı ve bu satış hala devam etmektedir. Avrupa'da Kadın Haklarını savunanlar, İnsan Hakları ve Savaş Hukukunu belirleyenler, sadece toplantılar yaptılar, hepsi bu kadar.

Kobani ye yapılan saldırı ve katliam II. Dünya Savaşında dahi görülmedi. Şehir Savaşlarının ünlüleri olan Petrograd, Stalingrad, Münih ve Berlin de dahi böylesi yaşanmadı. Ve Kobani kurtuldu. Şimdi bir özgürlük şehri timsali. Bununla Kürt halkı yetkinliğini, kahramanlık ve hak ısrarındaki direncini dünyaya ilan etti. Ayrıca DAEŞ'e karşı direnişte insanlığın onurunu kurtardı, yüceltti.

Herşeye rağmen Kürtler direniyor ve güneş doğacak.

*

Suriye'de savaş devam etmekte ve giderek bir Dünya Savaşına dönmektedir. Terör olayları, ilaveten artık Türkiyeye de gelmiş bulunmaktadır. Kırsaldaki savaş yerini şehir savaşına bırakmıştır. Bunlar siyasal talepli çatışmalardır. Devlet, ağır silahlarla şehirleri ablukaya alarak ateş etmekte ve içerdeki direnişçilerin yanında sivil halk da yaralanmakta ve ölmektedir. Yayınlanan görüntüler dehşet vericidir. Hendekler, siperler, tüneller vardır. Don-çıplak sıralanmış insanlar ve öldürülüp soyulmuş kadın fotoğrafları servis edilmektedir. Günlerce sokakta kalmış cesetler, vurulan çocuklar-bebekler ve 70-80 yaşındaki ihtiyarlar, tabut taşıyanlara yapılan ateş, öldürülmüş gebe kadınlar, cenazesi farklı şehirlere gönderilenler, parçalanmış bedenlerin bazı kısımlarının farklı vilayet morglarına gönderilmesi, cenaze defnine geç verilen izinler, uzun süreli sokağa çıkma yasakları, öldürülen güvenlik güçleri, şehirlere giriş ve çıkışın yasaklanması, vali ve diğer yetkililerin muhalifleri muhatap kabul etmemesi, Halkın zorla göç ettirilmesi, duvarlara yazılan sloganlar, top başlıklarına yazılan mesajlar. Bundan sonra da metropollerde patlayan bombalar ve ölen-yaralanan masum insanlar. Ortada bir dehşet ve üst seviyede güvenlik tedbirleri. Artık bu bir savaştır.

Türkiye'de top ve tanklarla tahrip edilmiş çokça şehir var. Görülüyor ki Türkiye parçası da dâhil olmak üzere tüm Kürt coğrafyası acı bir kaderi paylaşmaktadır. Tıpkı bir asır önce olduğundan da fazla. Ama Kürtler direniyor, bu makûs talihi yenmek istiyor, dünyada yerini almak kararında.

Evet, terör vardır ve siyasal talepleri de vardır. Siyasi sorunların siyasetle çözülmesi beklenir. Siyasetle olmayan işlerde, silahlar devreye girmektedir. Savaşın silahlı bir siyaset olduğu da bilinmektedir. Ama Napolyon-Mustafa Kemal diyor ki, "süngülerle zafer kazanabilirsiniz, ama üzerine oturamazsınız". Yani güç ve öldürmek son ve tek çare değildir.

*

Fransa'da XIV. Louis diyordu ki "devlet benim".

"Kisra ölmemiş ise devlet vardır".

"Kayzer İmparatorluk demektir. Sezar Romadır".

Hitlerin ünlü sloganı vardı; "heil Hitler" yani "Yaşasın Hitler". Muhalif olanlar "nein Hitler" yani "Hitlere hayır" diyordu ve hedef oluyordu, ölümüne ferman çıkıyordu.

Stalin diyordu ki, "benimle olmayan bana karşıdır". Yani "ya destekleyeceksin veya hedefe gireceksin". Daha özlü bir anlatımla "ya taraf olacaksın ya bertaraf olacaksın". Stalin sloganları sürdü; "ya bizimlesin ya düşmansın". Bu seçimle çok insana kıydılar. Sonra siyaseti yenilediler; "kim ki düşmanımızla birlikte değilse, bize dosttur". Böylece toplum biraz rahatlamıştı.

Eskiler, "tarih tekerrürden ibarettir demişler" ve boşuna dememişler.

Türkiye büyük bir devlet ve büyük bir coğrafyadır. Yerel devlet olmadı, hep Bölge devletidir. Yakın dönemdir Dünya Devleti olma yolundadır. Bu gelişmeyi, tatminkâr olmasa da demokratik geleneğine borçludur. İçte toplumsal sorunları vardır ve bunları daha da demokratikleşme ile çözecektir. Otoriter davranışları toplum artık benimsemiyor ve insanlar eşit bir özgürlük ortamında, adil bir düzende yaşamak istiyor. Bu talepler demokratikleşme ile karşılanmalıdır. Demokrasi bölüşmek ve çatışmadan anlaşmak demektir.

Çokluk-azınlık noktasında Kur'an-dan Hz. Davut Kıssa'sını anımsatmak istiyorum: İki kişi birlikte Hz.Davudun yanına gelmişler ve anlaşmazlığı anlatmışlar: Müşteki anlatıyor; "benim bir koyunum var, bu kardeşimin de 99 koyunu var. Ben koyunumu onun sürüsüne kattım ve benim kadın onu sağıyor sütünü çocuklarımıza yediriyoruz. Bu kardeşim diyor ki 'koyununu bana sat, benim koyunlar 100 olsun ve senin kadın koyun sağmaya gelmesin'. Benim başka bir imkânım yok ve ben buna razı değilim. Senin kararına tabiyim". Hz. Davut, davalıya soruyor; o da anlatılanları onaylıyor. Hz. Davut karar veriyor ve davalıya dönüyor: "Vallahi sen haksız ve zalimsin. Buna hakkın yoktur" diyor, böylece bir koyunun 99'a ilave edilmesine karşı çıkıyor. (Sad Suresi, 21-24.Ayetler).

İşte Kur'an ve işte insan Hakları. Ya uygulama? İşte burda büyük bir sorun var.

Bugünlerin sıkıntısına karşın, gelecek günlerin umutlu ve güvenlikli olmasını, toplumumuzun huzura kavuşmasını diliyorum. Bu amaçla herkes elinden geleni yapmalıdır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim