- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
“Adana’da Arap Uşakları veya Fellâhân Cemaati 2”

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar
Geçen haftaki yazımızda Fellâhân Cemaati üzerinde durmuştuk. Yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Fellâhân Mukāta‘ası’nı mȃlikȃne olarak işleten Hacı Mehmed, Hacı Yusuf ve Ahmed isimli kimselerin işletmenin sebestliğinin ihlal edildiğine dair şikȃyetleri söz konusudur[1]. Burada ismi geçen Ahmed isimli şahıs sahip olduğu ¼ hissesini Karslızȃdeler’den Es-seyyid El-hȃc Ali Ağa’ya bir yıllığına satmıştır. Bu belgede mukataanın sadece Adana’da değil Sis (Kozan) ve Tarsus sancaklarında da bulunduğunu anlamaktayız[2]. Burada adı geçen Ali Bey, Karslı Hacı Hüseyin’in oğlu I. Hacı Ali Bey’dir. Aynı yıl (1760) Hacı Ali Bey’in oğlu Hasan, İstanbul’a Divan-ı Hümayun’a arzıhal göndermişti. Bu arzıhale göre Mȃbeyn-i Nehreyn Kışlağı’nda (İki Nehir Arası, Yüregir) kışlayan göçebe ve Fellȃh tȃ’ifesinin resm-i kışlakları yıllık 4216,5 kuruş bedel ile Hasan’a ve ortakları olan Ali ve Süleyman isimli kimselere verilmişti[3]. Bu mukāta‘a satışlarını biraz farklı da olsa şimdiki özelleştirmeler gibi düşünebiliriz.
Bu belgelerle vurgulamak istediğimiz şey arşiv belgelerinde Fellȃh ve Fellȃhȃn deyimlerinin geçtiği ve Karslızȃdeler’in bu mukataaların satın alınması işi ile yakından ilgilendikleri hususudur.
1 Numaralı Adana Şer’iye Sicili’nde yer alan bir belge, Hasan Ağa’nın Fellahȃn Tȃ’ifesi üzerine “boybeyi” olarak atandığına ilişkindir. Hasan Ağa’nın baba ismi yazılmamış sadece Şehir Kethüdası’nın oğlu olduğu belirtilmekle yetinilmiştir. Bir başka belgede Hüseyin Efendi için de “Şehir kethüdası oğlu” denildiği için Şehir Kethüdası’nın yukarıda ismi geçen I. Hacı Ali Ağa olduğunu düşünmekteyiz. Şehir kethüdalığı ayanlık uygulamasının bazı sakıncaları görüldüğü için yürürlüğe konulmuş ancak istenilen sonuç alınamadığından kısa bir süre sonra bundan vaz geçilmiştir. Bu uygulama “şehreminliği” uygulamasından daha farklı bir şeydir.
Osmanlı Devleti’nde boybeyi olarak atanan kişi genelde o aşiretten, o cemaatten birisidir. Hasan Ağa’nın “ötedenberi boybeyi olarak” atandığına bakarak Hasan Ağa’yı da Fellȃhȃn Tȃ’ifesi’nden birisi olarak düşünebilir miyiz? Yoksa Hasan Ağa bu göreve sadece babasının şehir kethüdası olması dolayısıyla mı getirildi, bu konuda karar vermek çok zor. Ancak Hasan Ağa’nın kardeşi Hüseyin Efendi’nin de Adana Müftüsü olduğunu düşünürsek ikinci ihtimal daha ağır basmaktadır.
Öneminden dolayı belgenin yeni harflere çevirilmiş şeklini buraya aynen almak istiyoruz: A.Ş.S 1, varak 12b :Şehirkethüdâsızâde Hasan Ağa’nın Boybeyilik Buyuruldusu.
Kıdvetü’n-nüvvâbi’l-müteşerri‘în Adana’da nâ’ibü’ş-şer‘ olan efendi zîde ilmuhu inhâ olunur ki:
Bağçehâ-yı Adana ve civârında ve sâ’ir kurâlarda sâkin fellâhân zümresinin hâlen Adana sükkânından Şehirkethüdâsı Oğlu Hasan Ağa nâm kimesne öteden berü berât-ı şerîf-i ‘âlî-şân ile boybeyisi olmakdan nâşî işbu 1173 senesinde ağa-yı merkûm yedinde olan berâtı mûcebince tâ’ife-i mezbûre boybeyisi olmak üzere kıbel-i şer‘den yedine murâsele i‘tâ olunduğuna binâ’en divân-ı Adana’dan buyuruldu tahrîr ve ısdâr ve ağa-yı merkûm yedine i‘tâ kılındı. Bî-mennihi ta‘âlâ vusûlünde buyuruldumuz düstûrü’l-‘amel tutulmak üzere….
Fellahȃn Tâ’ifesi Nusayriliğinin Tahtacı Türkmenlere benzetilmesi coğrafȋ şartlar dolayısıyla doğru sayılsa bile, inanış ve ibadet açısından hiçbir şekilde doğru sayılamaz. Bunların Hitit (Eti) tipinin bütün niteliklerini taşıdıkları iddiası da ayağı yere basmayan iddialardandır. Nusayrilerden çoğunun Sünnilerden gördükleri ağır hakaretten dolayı kendilerini Fellah (çiftçi) diye adlandırmak zorunda kaldıkları iddiasının da ne kadar gerçekçi olduğu tartışılabilir. Merhum Kasım Ener’in Prof. Dr. Ewald Banse’ye dayanarak verdiği bu bilgiler[4] arşivlerdeki belgelerle doğrulanmadıkça pek bir anlam ifade etmez. Hasan Ağa’nın Fellȃhȃn Tȃ’ifesine “boybeyi” olarak atanmış olması bile iddia edilen “ağır hakaret”in gerçek olmadığını bize göstermektedir. Ünlü tarihçi Ahmed Cevdet Paşa ise Nusayriliğin Lübnan’daki Dürziliğe benzetilebileceği görüşünü taşımaktadır[5].
I. Dünya Savaşı sonunda Fransızlar Çukurova’da “siyasȋ mühendisliğe” soyundukları zaman Nusayrilere Arap Alevisi adını vermişler ve 1920 yılında “Alevi Toprağı” adlı bir idari birim kurmuşlar, 1922’de adını Alevȋler Devleti olarak değiştirmişlerdi[6]. Günümüzde bu adla bilinen topluluk bazan diğer Alevȋ kesimlerinden ayrılması için Nusayrȋ Alevȋliği, Arap Alevȋliği, Suriye Alevȋliği, Çukurova Alevȋliği, Akdeniz Alevȋliği, bazan da mahallȋ olarak Fellah (çiftçi) şeklinde anılmaktadır[7]. Nusayrȋler Suriye’de Lazkiye ve Cebel-i Ensȃriye bölgesi başta olmak üzere çeşitli yerlerde % 8- 12 arasında tahmin edilen bir nüfus oranına sahiptir. Türkiye’de Hatay, İskenderun, kısmen Adana ve Mersin’de; Lübnan’ın daha çok kuzey kesimlerinde küçük bir grup olarak yaşarlar. Gerek Suriye’de gerekse Türkiye’de “kapalı bir hayat yaşayan” Nusayrȋler, millȋ devlete adapte olmakta zorluk çekmemişlerdir. Ancak büyük şehirlerde yaşayanlarda geleneğe bağlılık önemli ölçüde azalmış ve İsnȃaşeriye Şiȋliğine belli ölçüde de olsa yaklaşanlar görülmüştür[8].
Nusayrȋlik konusunda eser ortaya koyan yabancı bilim adamlarından Massignon, Rene Basset, Pauls Jacquot, Henri Lammens’in isimleri öne çıkar. Yurt içinde Cumhuriyet döneminde Nusayrȋlik konusunda yapılan çalışmalarda ise Baha Said Bey, Ahmet Turan, Keser, Engin Sertel, Cahit Arslan gibi araştırmacıların çalışmaları önemlidir[9]. Geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde Elazığ’da düzenlen Uluslararası sempozyumda bu konuda 2 önemli bildiri sunulmuştur.
Son olarak şunu da söylemek gerekir ki herkesin inancı kendisine göre en doğru olandır. Modern toplumda insanlar kendi dışındakilerin inançlarına, örf ve adetlerine saygı göstermek zorundadırlar. İnsanlar her şeyin doğrusunu bilmek isterler, ancak bilmek hiç kimseye kendi doğrularını dayatmak hakkı vermez. Toplum olarak yaşamanın bir gereğidir bu.
[1] Adana Şer‘iye Sicili, No: 1, imaj no: 3/b.
[2] Adana Şer‘iye Sicili, No: 1, imaj no: 4/b.
[3] Adana Şer‘iye Sicili, No: 1, imaj no: 4/a.
[4] K. Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova'ya) Bir Bakış, s. 303. Esas kaynak: Ewald Banse, Die Türkei; eine moderne geographie, Hamburg 1919.
[5] Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, C.I, Dersa‘ȃdet 1309, s. 332- 333.
[6] İlyas Üzüm, “Nusayrȋlik”, DİA, C.33, İstanbul 2007, s. 271.
[7] İ. Üzüm, “Nusayrȋlik”, s. 271.
[8] İ. Üzüm, “Nusayrȋlik”, s. 272.
[9] İ. Üzüm, “Nusayrȋlik”, s. 274.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- 15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- 15 Temmuz Demokrasi Saldırısı19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Bir Demokrasi Şehidi: Cavit Bey04 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Sosyal Cinnet: Ankara Üniversitesi’nde 4 eczacı öldürüldü27 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Bir Anı: Tatar Dostlarımla Bir Cuma Namazı20 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Gabriel Noradunkyan Efendi13 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- IV. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardında07 Haziran 2016 Salı 06:00
- “Amid” Adı Üzerine31 Mayıs 2016 Salı 06:00
- Babasına İhanet Edenden Kime Ne Fayda Gelir23 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
- Bağdat’ta Bir Zorba: Bekir Subaşı16 Mayıs 2016 Pazartesi 08:54
- Bozok sempozyumu'nun ardından12 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












