Adana’da “Karasoku” (2)

Yazar-şair Mustafa Emre[1], "Adana'nın Yüreği-Karasoku[2]" isimli kitabında, Adananın önemli ve merkezi bir mahallesini anlatıyor, tanıtıyor. Ben de 1960 yılından beri Adana'yı, Çukurova'yı bilirim, 1983 yılından beri de Adana'da hekim olarak çalışmakta ve oturmaktayım. Bu nedenle Adana'daki semtler ve değişim hakkında bilgi ve anılarım da vardır. Hepsini değil ama bazen yeri geldikçe kendimi de katıyorum. Sanırım bu da bir renk olur.
Heyamola Yayınevi, güzel ve yararlı bir proje geliştirmiş; önemli/büyük vilayet merkezlerinin mahalleleri üzerinden şehri tanıtmaktadır. Birkaç kitaptan oluşan bir dizi oluşmaktadır. Bu büyük bir kültür hizmetidir, kendilerini kutluyorum.
Ancak bir noktaya da işaret etmek zorunlu olmaktadır: İlin Türkiye coğrafyasındaki, tarihindeki yeri ve önemi, tarihsel gelişim, yerleşim, kültürel değerleri, şehir planı ve konu olan mahallin konumu gibi hususlar yazılı ve görsel olarak kısaca belirtilirse okuyanın kavraması ve değerlendirmesi daha kolay ve yararlı olur diye düşünüyorum. İlin içinden akan ırmaklar, geniş ve transit yollar, hava ve deniz limanları, istasyonlar, göl-baraj ve tüneller, ulaşım vasıtaları, sanayileşme, ticaret, okullaşma ve üniversiteler, dini kurumlar, müze ve kütüphaneler basın-medya kuruluşları, stadyum ve diğer spor tesisleri gibi varlıklar, festival ve müsabakalar gibi sosyal faaliyetlerin bilinmesinde yarar ve zaruret vardır. Kısaca genel bir envanter ve sunumu dizi içinde görülmelidir.
Denilebilinir ki bunlar yıllıklarda ve klasik ansiklopedilerde vardır. Doğrudur. Ama bir edebiyatçı dilinden, kaleminden bunun anlatılması bir farklıdır. Bu şekliyle, incelenen tanıtılan mahaller, ancak bilenlere konuşmaktadır. Sanırım her mahallin bir alameti-farikası, sembolü de vardır. Mahalleler ve şehir zaman içinde yavaş ve bazen imar değişikliği ile aniden kapsamlı değişmelere uğramaktadır.
Yard Doç. Dr. Yılmaz Kurt[3], Çukurova ve özellikle Adana hakkında önemli bilgiler içeren yayınlar yapmakta ve yazılarını Adana Medya Gazetesinde zevkle okumaktayım. Şimdi kendisi Ankara Üniversitesinde Profesör. "Adana sancağı yer adlarındaki değişim" konusunda, "1525, 1547 ve 1572 tarihli Adana sancağı mufassal tahrir defterlerinde geçen köy, mezraa ve cemaat isimlerinin geçirdiği değişim konusunda örnekler" vererek bir çalışma yapmıştır. Bu incelemede; 50 yıllık süre içerisindeki değişikler ile sebepleri üzerinde durulmuştur."Yaklaşık 500 cemaat ve 600 mezraa adı değerlendirilmiştir. XVI. yüzyılda Adana çevresinde yaşayan halkın % 85’i konar-göçer yaşayış sürdüren Türkmenler olup köy yerleşimi çok azdır".
Projenin önemine işaret etmek için bu örneği getirdim. Görülüyor ki bu çeşit yayınlar, tarihe malzeme olmaktadır. Herşeye rağmen Yayınevini kutluyorum.
*
Murat Tekin, "Karasoku" Mahallesi[4] ve konumu hakkında folklorik bilgiler vermektedir:
“Ali Münif Yeğenağa Caddesi üzeri Yağ Camiden Büyük Saat istikametine giderken sol tarafta kalan bölüm Karasoku Mahallesi olarak adlandırılmaktadır. Yağ Cami ve Taş Mağazayı geçtikten sonra sağ taraftaki "Hasan Ağa Camiine" giden yolun üzerinde Asmaaltı Kebap Salonunun karşısında, bugün İstanbul Kebap Salonun bulunduğu sokağın girişinde, siyah taştan yapılmış büyük bir soku bulunmakta idi. Soku, yaklaşık 1950'li yıllara dek burada idi, şimdi akıbeti bilinmiyor. Mahalle, adını bu "Karasoku"dan almaktadır.
"İmaatfal "(Himaye-i Etfal)[5]: "Bugün Seyhan Caddesinden Eski Vilayet yönüne doğru ilerlerken sağda Çiftçi Birliği Binasını geçtikten sonra (Tarihi Kız Lisesi karşısı) Kızılay Caddesine dönen köşe başında, Ulus Düğün Salonunun bulunduğu mevkide Eski Çocuk Esirgeme Kurumu Binası bulunmakta idi. Eski adı "Himaye-i Etfal" olan (1940-1950'li yıllarda burada bulunan) bu yerin ve bu civarın adı halk dilinde "İmmatfal" olarak bilinmekte idi. O dönemde Devlet, ailelerinin gelir durumu iyi olmayan öğrencilere ve okul çağında olmayan kardeşlerine,(okul ders bitimi sonrası, at arabaları ile aldırıp) burada diğer çocuklarla birlikte belli öğünlerde yemek imkânı sağlar imiş. (Babam ve Amcam da yıllar boyunca burada yemek yemişler.)"
*
Mustafa Emre, açık bir dil ile ve söyleşerek, anı ve gözlemlerini, mahalledeki değişmeleri, eski ve yeniyi birlikte harmanlayarak ve yer yer şiirler koyarak Karasoku’ bölgesini anlatmaktadır. Zaman içinde bölgenin sınırları giderek daralmış ve bugünkü şekline gelmiştir. Bu bölge, şehrin yaşamı bakımından gerçekten, Emre’nin dediği gibi “Adananın Yüreği”dir.
Çocuk Mustafa Emre, 50 yaşlarında yöreyi bilen bir adamla (kendisi) mahalleyi gezmeye, sorup anlatmaya başlamaktadır. “Çocuk-yaşlı adam söyleşisi” şeklinde, eski ve yeni birlikte anlatılmakta, anılar ve değişmeler dile gelmektedir. Emre, bu kitapta “kendisi” ile söyleşmektedir, kendisi çocuk ağzından sorup ihtiyar ağzından cevaplamaktadır. Bu bir bakıma “kendisi ile söyleşi”dir. Özgün bir üslup.
Mustafa Emre, tam 116 arabaşlık altında konusunu, yapı ve meydanları, sokak ve caddeleri, gidenleri ve yerine gelenleri, anıları, renk ve sedaları, onlardan kalanlarıyla anlatmaktadır. Bununla kalmamış, arşivlerden bulunmuş çok eski fotoğraflar koyarak, değişimi görmemizi sağlamaktadır. Yürek bir düzen içinde ve farklı hızda atmaktadır. Sevda, öfke, kavga ve iş içinde, umut ve hüzünde, vuslat ve hasrette bir başka atar yürek. İşte Karasoku’da da yaşam böyledir: Gece ve gündüz, ticarethane ve kahvehanede, cami ve mescitte ve bir de meyhanede bir başkadır hayat. Bunların sesleri, renkler iişitilir ve kalıntıları-varı görülür Karasoku’da.
Bir şehri şehir yapan tüm özellikler vardır Karasoku’da. Zaten bir şehrin adı, bir üst kimliktir, içinde birçok şehirler barındırır. Herbiri bir dünyadır, rengi, iklimi farklıdır. Dikkatimi çekti, ayrı iki günde mahalleyi gezip bitirmişler. Kebapları ve dürümleri yemiş, çayları içmiş, şadırvanda oturmuşlar ama köpüklü ayrandan, şalgam suyundan ve meyam şerbetinden söz etmemişler.
1960’dan beri “şalgam suyu”nu iç ve doğu Anadolu’ya armağan olarak götürmekteyiz. İlle de iki küçük tası birbirine vurup makamla yürüyen ve özel kıyafeti içinde sırtındaki metal depodan ve uzun lüleden köpürtülerek doldurulan bardaktan içilen meyan şerbetini. Ağızda kalan kekrek tadını ben de unutmuyorum. Bir keresinde Cenup Garajında ve bir seferinde de şimdiki Büyük Postanenin orda ve caddede içmiştim. Tadı hala dişimin kürsüsünün altındadır. Ayrıca İnönü Parkının ordaki “Onbaşılar Kebap Salonu”nun önünde ve parkta dururlardı meyan satanlar.
Ramazanoğlu Külliyesi, farklı yapılarla ayaktadır. Şimdi restore edilmekte ve Konakta kültürel etkinlikler yapılmaktadır.
Mustafa Emre, “Karasoku” söyleşisini 116 altbaşlık altında anlatıyor: Ahşap Merdivenler, Ulumaci, Ziyapaşa Türbesi, Şadırvan, Sandalyeciler Sokağı, Ulu Dut, Konak Oteli, Yağ Camisi, Saydam Caddesi, Çerçi Yusuf, Sinemalar, Meyhane, Has Pasajı, Abidin Paşa Caddesi, Kale Kapısı, Ağca Mescit, Ağba Oteli, Sinemalar, Santral Palas, Kebapçı Ustaları, Öğretmenleri, Büyük Saat, Plakçı, Kahvehane, Küçük Saat, Kadınlar Ve Kuş Pazarları, Cenup Garajı… Bunların ilginç serüvenleri var. Tatlı, yumuşak üsluplu anlatım ile insanı, eskiden yeniyi düşünmeğe ve yeniden eskiyi bulma arayışına çıkarıyor.
Görsel malzeme (Mesut Eray) çok anlamlı: Seyhan ırmağında su dolapları-1905, Abidinpaşa Caddesi-1905, şimdiki Kızılay Caddesi, Ulucami-1905, Ziyapaşa Türbesi, Büyük Saat-1920 ve 1955, Yağ Cami kapısı-1881 ve 2013, Beş Ocak Meydanı, Çerçiler, Yaşar Kemal, Muzaffer İzgü, Demirtaş Ceyhun, Yılmaz Güney, Taha Toros, Orhan Kemal, Abidin Dino…
Mustafa Emre, Karasoku tanıtmasında, çokça sayı ve tarihi-klasik bilgilere kaçmadan, edebi bir bakış ve antlımla vurgulu bir söyleşi yapmaktadır. Dilin akıcılığı ve sadeliğine, özlü anlatımına örnek olarak şu paragrafı zikredelim:
“Hitit, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Osmanlı bu topraklara izler, renkler, sesler düşürür; tarihin mozaiği oluşur kat kat. Söylenceler sarar taşı toprağı… Seyhan ırmağı ova boyunca alır başını gider. Akdenize ulaşmak için, çağlar, süzülür… Adana’da toprak bereket tüter. Bire bin verir. Kuru dal bu topraklarda yeşerir. Eski yapılar, yapıtlar gün ışığını bekler. Toprak bir anadır. Göçenlere, gelenlere kucak açar… Şimdi yorgun görünüyor. O ananın çocuklarıdır Karacaoğlan, Dadaloğlu, Gündeşlioğlu…”
*
1960 sonrasında yılda birkaç defa Kâhta’dan otobüse biner, Adıyaman-Antep-Adana’da aktarma olur ve Adana-Kaman üzerinden Ankara’ya giderdim. Bu nedenle Cenup Garajında indik-bindik ve çokça çay içtik. Eski Vilayet çevresini, Askerlik Şubesi civarını, bu yöredeki eski konakları, Abidinpaşa Caddesini ve Büyük Saat Caddesini çok gezdik. Büyük saat çevresi pırıl pırıldı, vitrinler zevkle döşenmiş ve aydınlatılmıştı. Esnaflar caddeyi temizler ve sulardı, toz olmazdı. Burada gezenler, iyi giyinmiş görgülü yaşlı ve gençlerdi.
Santral Palas, 1967 kışında Adana’da Sıtma Enstitüsünde bir aylık kursa gelmiştim. O zaman bir hafta kadar, yörenin tek kaloriferli oteli olan Santral Palasta kalmıştım. Gece çok gürültü oluyordu. Çevrede çokça pavyon vardı ve konsomatrisler burada kalıyormuş. Daha sonra ayrıldım.
Sıtma Kurs Müdürü Dr. Celal Bey, görgülü ve Beyefendi bir zat idi, Adanalıydı. Bizi bir yemeğe davet etti. Karşılıklı oturmuştuk, ne yiyeceğimizi sordu, kendisine bıraktık. Zengin bir sofra hazırlattı ve garsona “oğlum söğüş domates getir, ama soy da getir” dedi. Bunu ilk defa işitmiştim, “soyulmuş domates”, çünkü bizde kabuğu ile yenilirdi. Garson iri domatesleri soymuş ve söğüş yapıp getirmişti, Müdür pek beğendi, birkaç daha getirtti ve herkese dağıttı.
Sıtmanın imhası hakkındaki kanun 1960’da çıkmıştı. O zaman Çukurova sıtmanın kaynağı idi ve buradan yayılıyordu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan Adana-Mersine gelen tarım işçileri, burada sıtma parazitini alıyor, evlerine dönünce sıma nöbeti geçiriyorlardı.
1967 yılında ben Adıyaman Merkez Sağlık Ocağında doktor olarak göreve başladım. İlk hastam gebe, 30 yaşlarında bir kadındı, titriyor ve dudakları morarmıştı. Ben hiç sıtma vakası görmemiştim ama sıtma düşünerek kan alınmasını istedim. Sıtma laboratuarından haber geldi; “hasta sıtmadır”. Meğer hasta birkaç kez gelmiş sonuç alınmamış. Bunun üzerine adımız “sıtma doktoru”na çıktı. Çok geçmedi Adıyaman Sıtma Bölge Başkanı oldum ve kursa gelmeden iş içinde hepsini öğrendim ve uyguladım. Bu çalışmalarımızın verilerini daha sonra Sıtma Genel Müdürlüğü Yetkilisi Dr.Berdan Akalın Doçentlik tezi olarak değerlendirmişti.
Bunlar da bir aranağme olsun.
Mustafa Emre, Karasoku adlı kitabında Adanalı birçok ünlü edebiyatçı ve sanatkârı anmış, onunla ilgili anılara değinmiştir. Yazarı kutluyor, yeni eserlerini bekliyoruz.

[1] Mustafa Emre: Yazar, şair, eleştirmen, yayıncı, düzeltmen, aktör-dizi filmlerde oyuncu, organizatör, radyo programcısı, dergi kurucusu, edebi kurullarda üye/başkan, Edebiyat/sanat derneklerinde kurucu/yönetmen, İktisat mezunu. Hastanede memur (15 sene).Ortaöğretimden beri, yerel/ulusal dergilerde ürünleri yayınlanır. Çeşitli kurumlardan ödüller aldı.
Eserleri: Şiir; Özlemin İkinci Sesi (1995),Göçebe Bulut (1997), Ağır Yolcu (2000), Can Buğusu (2007),Sevginin Günlüğü (2006).
Öykü: Gerçeğin Gölgesinde (2002), Barış Ekmeği (2013).
Seçki: Geçmişten Geleceğe Şiir (1994), Barış Ve Sevgi Şiirleri (1997), Dünden Bugüne Çukurova Şiirleri (2004)
Yaşamöyküsü: Bir Mavi Aydınlık-Mehmet Aydın (2006),Sevginin Bilge Şairi-Fikret Sezgin (2011).
[2] Mustafa Emre: Adana'nın Yüreği-Karasoku, Heyamola Yayını, İstanbul, 2.Basım, 2015, 123 s, 41 fotoğraf (Mesut Eray)
[3] Yard Doç. Dr. Yılmaz Kurt: Adana Sancağı Yer Adlarındaki Değişim:
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=124030&24 Ekim 2013
[4] Murat Tekin:http: "Karasoku" isminin kaynağı //wowturkey.com/forum/viewtopic. 18 Tem 2013
[5] Murat Tekin:http: " İmaatfal (Himaye-i Etfal)//wowturkey.com/forum/viewtopic.php? 18 Tem 2013
(Karasoku - İmaatfal) Kaynak: Babam, Amcam ve diğer değerli büyüklerim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












