- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
“Adana’da Seyyidler ve Seyyidlik”

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar
“Seyyid” sıfatı, Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hasan soyundan gelen kişiler için kullanılır. Hz. Hüseyin soyundan gelenlere ise şerȋf denilir. Bu genel tasnife rağmen uygulamada Peygamber soyundan olan herkese Seyyid denildiğini görmekteyiz. Seyyid kelimesinin çoğulu “Sȃdȃt”tır ve “seyyidler” anlamına gelir.
Osmanlı Devletinde din adamlarına, seyyidlere, şeriflere, şeyhlere, molla ve dervişlere saygı gösterilmiş ve birtakım vergi indirimleri tanınmıştır. Bunlar zaman zaman avȃrız-ı dȋvȃniyye denilen özel vergilerden; kimi zaman da tekȃlif-i örfiyye denilen vergilerden kısmen veya tamamen muaf tutulmuşlardır. Aynı şekilde bunların çocukları da çeşitli vergi indirimleri ile ödüllendirilmişlerdir.
Seyyidler başlarına yeşil sarık sararlar ve bu “alȃmet-i hadrȃ” sokakta onların tanınmalarını sağlardı. Halk “peygamber soyundan” geldiklerini iddia eden bu insanlara büyük bir saygı gösterirdi.
Seyyidler hem devlet tarafından özel insanlar olarak görülmekte, hem de halk tarafından büyük bir saygı görmekte idiler. Böyle olunca da seyyidlerin sayısı kontrol edilemeyecek derecede artmaya başladı. Bu durum vergi gelirleri azalan devleti rahatsız etti. Diğer yandan gerçekte seyyid olmayan kişilerin seyyidler grubu içerisine girmesi gerçek seyyidlere de kuşku ile bakılmasına sebep olmaya başladı. Bunu önlemek isteyen devlet Nakȋbü’l-eşrȃflık kurumunu kurdu. İstanbul’da yaşayan gerçek seyyidlerden birisini bu kurumun başına getirdi. Nakibüleşrȃf gerçek seyyidlerin şeceresini tutmaya başladı. Yeni doğan seyyid çocukları bu deftere kayıt ediliyor ve gerektiğinde bu kişilere “siyȃdet berȃtı” denilen seyyidlik belgesi veriliyordu. Böylece seyyid olmadığı halde seyyidlerin arasına karışarak maddi ve manevi kazanç elde etmek isteyen açıkgözler engellenmiş oluyordu.
Nakibüleşrȃflar taşrada bulunan şehirlere vekiller tayin ettiler. Bunlara Nakȋbüleşrȃf Kaymakamı deniliyordu. Bunlar da bulundukları şehirdeki seyyidlerin defterini tutuyor ve seyyidlerin devlet ile olan ilişkilerinin yürütülmesinde aracılık yapıyorlardı.
1525 tarihli Adana Mufassal Tahrir Defteri’nde kayıtlı bir tek seyyid bulunmaktadır: Bȃb-ı Tarsus (Tarsus Kapısı / Ters Kapı) Mahallesi’nde yaşayan Seyyid Nasreddin veled-i Seyyid Ala’eddin[1]. Bu tarihte Adana’da Sȃdȃt Mahallesi henüz yoktu. 1547 yılında Adana’nın seyyidleri Sȃdȃt (Seyyidler) Mahallesi’nde toplanmış görünmektedir: İsfendiyar veled-i İbrahim, seyyid; İskender veled-i o, m; Korkmaz birader-i o, seyyid[2]. 1572 yılında seyyidler Kadı Mescidi (3 seyyid) ve Mescid-i Sȃdȃt (2 seyyid) mahallelerinde yaşamakta idiler. Burada seyyid olarak belirtilen Sübhanverdi’nin babasının ismi yazılmayarak annesi Şerife Ayşe’nin ismi ile deftere kayıt edilmiştir. Bu seyyidlik kaydının Nakȋbüleşrȃf hücceti ile yapıldığı da ayrıca belirtilmiştir[3]. Buradan anladığımıza göre Sübhanverdi’nin seyyidliği annesi Ayşe’den dolayıdır. Ayşe’nin ise “Şerife” olduğu yani Hz. Hüseyin soyundan olduğu kabul edilmekte ancak oğluna “şerȋf” değil “seyyid” denilmektedir.
Kozan’a ait 1721 yılı tarihini taşıyan bir mufassal avȃrız defterinde seyyidler o kadar çoğalmıştır ki bunların her köy ve mahallede ayrı ayrı yazılmasına gerek duyulmuştur[4]. İşin daha da ilginç yanı bu seyyidlerin koyunu ve keçisi diğer vatandaşlarınkinden fazladır!.. XVI. Yüzyılda Kavurgalı, Avşar, Savcı Hacılu gibi Türkmen cemaatlerle dolu Kozan’da seyyidlerin sayısının bu derece artması normal kabul edilebilecek bir durum değildir.
Nakȋbüleşrȃflar da şehrin müftüsü gibi a’yȃn veya eşrȃf denilen şehri ileri gelenlerinden idi. Zaman zaman görev ve yetkilerini aşarak halkı veya devleti rahatsız edecek işlere de girişebiliyorlardı. 1827- 1828 yılında Vali Nurullah Paşa zamanında Adana Nakibüleşraf Kaymakamı Hüseyin Efendi hakkındaki şikayetler çoğalınca Afyonkarahisar'a sürgün edilmişti[5].
Adana’nın Hasanpaşazadeler ailesi, dip dedeleri Hacı Hüseyin Efendi’nin eşi Fatma Hatun’dan dolayı seyyidlik iddiasında bulunmuşlardı. Kadirli (Kars-ı Maraş) ahalisinden olan Fatma Hatun binti Ömer Ağa iddiaya göre “şürefȃ”dan idi. Bu evlilikten doğan I. Hacı Ali Ağa ve bunun oğulları zaman zaman “seyyid” sıfatını kullanmışlardır. Hacı Ali Ağa’nın oğlu Hüseyin Efendi ilmiye mesleğini seçmiş ve Adana müftülüğü yapmıştır. Bunun oğlu İshak Efendi de aynı şekilde Adana müftülüğü yapmıştır. İshak Efendi Ramazanoğullarından Abdi Paşa’nın kızı Hayriye Hanım’ın 5 göbekten torunu sayılan Ayşe Hatun ile evlenmiş ve bu evlilikten doğan kişiler daha sonra kendilerini babalarına değil annelerine bağlayarak Ramazanoğlu olarak tanıtmışlardır[6].
Ramazanoğlu Mehmet Bey’e gelinceye kadar (1604) Ramazanoğullarının ise hiçbir seyyidlik iddiası olmamıştır. Kozanoğullarının normal olarak açık bir seyyidlik iddiaları olmadığı halde 1829’lara gelince onlar da seyyidlik modasına ayak uydurarak kendilerini seyyid olarak göstermeye başlamışlardır. Es’ad Paşa’nın Adana’ya vali olarak gelmemesi için yazılan dilekçede ilk imza sahibi olarak adı geçen Kozanoğlu Mehmed Bey kendisini “Es-seyyid” olarak tanıttığı gibi Küçükalioğullarından Üzeyir a’yȃnı Mısdık Bey ve Hasanpaşazade Hacı Ali Bey de kendilerini “Es-seyyid” olarak göstermekten çekinmemişlerdir[7]. Belgede yer alan ilk 7 isimden sadece Miralayzȃde Mehmed Emin “Es-seyyid” değildir. XIX. Yüzyılda “seyyid” sıfatı neredeyse “sayın” sıfatı gibi kullanılmaya başlanılmış Tarsus a’yanı Menemencioğlu Habib Bey de 1829 yılında Es’ad Paşa’ya yazdığı mektubunda kendisini “Es-seyyid El-hâcc Habîb Melemencioğlu Kulları m. “ şeklinde tanıtmıştı[8].
20 Aralık 1921 Salı günü Türk ordusu Adana’ya girdiğinde Nakibüleşraf (kaymakamı) Hüseyin Ramazanoğlu dua yapmış ve ondan sonra askerlerimiz kışlalarına çekilmişti[9].
Sözün özü insanlar kendilerine maddi ve manevi kazanç sağlayan “seyyidlik” sıfatını bir rozet gibi yakalarına takmaktan ve bunun nimetlerinden yararlanmaktan çekinmemişlerdi. Bu şekilde seyyid olmadığı halde seyyidlik taslayan kişilere ise “müteseyyid” denilmektedir.
[1] Yılmaz Kurt, Çukurova Tarihinin Kaynakları I, 1525 Tarihli Adana Sancağı Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2004, s.4.
[2] Yılmaz Kurt, Çukurova Tarihinin Kaynakları II 1547 Tarihli Adana Sancağı Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2005, s. 19.
[3] Yılmaz Kurt, Çukurova Tarihinin Kaynakları III 1572 Tarihli Adana Sancağı Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2005, s. 16- 17.
[4] TKGMA, Defter No: 102, Defter-i Cebel-i Kozan, der Liva-i Sis, der Eyâlet-i Adana, bâ-Fermân-ı âli mahfûz. Tahrir tarihi 1133 H. (1720-21).
[5] BOA, HAT, 94/ 24244.
[6] Kasım Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova'ya) Bir Bakış, 7.Bs., Kayı Yayıncılık, İstanbul 1986. S. 268.
[7] BOA, HAT, 461/ 22621-F.
[8] BOA, HAT, 22626-C.
[9] Kemal Çelik, Milli Mücadele’de Adana ve Havalisi (1918- 1922), Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1999, s. 490- 491.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- 15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- 15 Temmuz Demokrasi Saldırısı19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Bir Demokrasi Şehidi: Cavit Bey04 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Sosyal Cinnet: Ankara Üniversitesi’nde 4 eczacı öldürüldü27 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Bir Anı: Tatar Dostlarımla Bir Cuma Namazı20 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Gabriel Noradunkyan Efendi13 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- IV. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardında07 Haziran 2016 Salı 06:00
- “Amid” Adı Üzerine31 Mayıs 2016 Salı 06:00
- Babasına İhanet Edenden Kime Ne Fayda Gelir23 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
- Bağdat’ta Bir Zorba: Bekir Subaşı16 Mayıs 2016 Pazartesi 08:54
- Bozok sempozyumu'nun ardından12 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












