• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

“Adana’da Seyyidler ve Seyyidlik”

23.02.2015 09:40
Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar

 

 

“Seyyid” sıfatı, Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hasan soyundan gelen kişiler için kullanılır. Hz. Hüseyin soyundan gelenlere ise şerȋf denilir. Bu genel tasnife rağmen uygulamada Peygamber soyundan olan herkese Seyyid denildiğini görmekteyiz. Seyyid kelimesinin çoğulu “Sȃdȃt”tır ve “seyyidler” anlamına gelir.

Osmanlı Devletinde din adamlarına, seyyidlere, şeriflere, şeyhlere, molla ve dervişlere saygı gösterilmiş ve birtakım vergi indirimleri tanınmıştır. Bunlar zaman zaman avȃrız-ı dȋvȃniyye denilen özel vergilerden; kimi zaman da tekȃlif-i örfiyye denilen vergilerden kısmen veya tamamen muaf tutulmuşlardır. Aynı şekilde bunların çocukları da çeşitli vergi indirimleri ile ödüllendirilmişlerdir.

Seyyidler başlarına yeşil sarık sararlar ve bu “alȃmet-i hadrȃ”  sokakta onların tanınmalarını sağlardı. Halk “peygamber soyundan” geldiklerini iddia eden bu insanlara büyük bir saygı gösterirdi.

Seyyidler hem devlet tarafından özel insanlar olarak görülmekte, hem de halk tarafından büyük bir saygı görmekte idiler. Böyle olunca da seyyidlerin sayısı kontrol edilemeyecek derecede artmaya başladı. Bu durum vergi gelirleri azalan devleti rahatsız etti. Diğer yandan gerçekte seyyid olmayan kişilerin seyyidler grubu içerisine girmesi gerçek seyyidlere de kuşku ile bakılmasına sebep olmaya başladı. Bunu önlemek isteyen devlet Nakȋbü’l-eşrȃflık kurumunu kurdu. İstanbul’da yaşayan gerçek seyyidlerden birisini bu kurumun başına getirdi. Nakibüleşrȃf  gerçek seyyidlerin şeceresini tutmaya başladı. Yeni doğan seyyid çocukları bu deftere kayıt ediliyor ve gerektiğinde bu kişilere “siyȃdet berȃtı” denilen seyyidlik belgesi veriliyordu. Böylece seyyid olmadığı halde seyyidlerin arasına karışarak maddi ve manevi kazanç elde etmek isteyen açıkgözler engellenmiş oluyordu.

Nakibüleşrȃflar taşrada bulunan şehirlere vekiller tayin ettiler. Bunlara Nakȋbüleşrȃf Kaymakamı deniliyordu. Bunlar da bulundukları şehirdeki seyyidlerin defterini tutuyor ve seyyidlerin devlet ile olan ilişkilerinin yürütülmesinde aracılık yapıyorlardı.

1525 tarihli Adana Mufassal Tahrir Defteri’nde kayıtlı bir tek seyyid bulunmaktadır:  Bȃb-ı Tarsus (Tarsus Kapısı / Ters Kapı) Mahallesi’nde yaşayan Seyyid Nasreddin veled-i Seyyid Ala’eddin[1]. Bu tarihte Adana’da Sȃdȃt Mahallesi henüz yoktu. 1547 yılında Adana’nın seyyidleri Sȃdȃt (Seyyidler) Mahallesi’nde toplanmış görünmektedir: İsfendiyar veled-i İbrahim, seyyid; İskender veled-i o, m; Korkmaz birader-i o, seyyid[2]. 1572 yılında seyyidler Kadı Mescidi  (3 seyyid) ve Mescid-i Sȃdȃt (2 seyyid)  mahallelerinde yaşamakta idiler. Burada seyyid olarak belirtilen Sübhanverdi’nin babasının ismi yazılmayarak annesi Şerife Ayşe’nin ismi ile deftere kayıt edilmiştir. Bu seyyidlik kaydının Nakȋbüleşrȃf hücceti ile yapıldığı da ayrıca belirtilmiştir[3]. Buradan anladığımıza göre Sübhanverdi’nin  seyyidliği annesi Ayşe’den dolayıdır. Ayşe’nin ise “Şerife” olduğu yani Hz. Hüseyin soyundan olduğu kabul edilmekte ancak oğluna “şerȋf” değil “seyyid” denilmektedir.

          Kozan’a ait 1721 yılı tarihini taşıyan bir mufassal avȃrız defterinde seyyidler o kadar çoğalmıştır ki bunların her köy ve mahallede ayrı ayrı yazılmasına gerek duyulmuştur[4]. İşin daha da ilginç yanı bu seyyidlerin koyunu ve keçisi diğer vatandaşlarınkinden fazladır!..  XVI. Yüzyılda  Kavurgalı, Avşar, Savcı Hacılu gibi Türkmen cemaatlerle dolu Kozan’da seyyidlerin sayısının bu derece artması normal kabul edilebilecek bir durum değildir.

Nakȋbüleşrȃflar da şehrin müftüsü gibi a’yȃn veya eşrȃf denilen şehri ileri gelenlerinden idi.  Zaman zaman görev ve yetkilerini aşarak halkı veya devleti rahatsız edecek işlere de girişebiliyorlardı. 1827- 1828 yılında Vali Nurullah Paşa zamanında Adana Nakibüleşraf Kaymakamı Hüseyin Efendi hakkındaki şikayetler çoğalınca Afyonkarahisar'a sürgün edilmişti[5].

Adana’nın Hasanpaşazadeler ailesi, dip dedeleri Hacı Hüseyin Efendi’nin eşi Fatma Hatun’dan dolayı seyyidlik iddiasında bulunmuşlardı. Kadirli (Kars-ı Maraş) ahalisinden olan Fatma Hatun binti Ömer Ağa iddiaya göre “şürefȃ”dan idi. Bu evlilikten doğan I. Hacı Ali Ağa ve bunun oğulları zaman zaman “seyyid” sıfatını kullanmışlardır. Hacı Ali Ağa’nın oğlu Hüseyin Efendi ilmiye mesleğini seçmiş ve Adana müftülüğü yapmıştır. Bunun oğlu İshak Efendi de aynı şekilde Adana müftülüğü yapmıştır.  İshak Efendi Ramazanoğullarından Abdi Paşa’nın kızı Hayriye Hanım’ın  5 göbekten torunu sayılan Ayşe Hatun ile evlenmiş ve bu evlilikten doğan kişiler daha sonra kendilerini babalarına değil annelerine bağlayarak Ramazanoğlu olarak tanıtmışlardır[6].

Ramazanoğlu Mehmet Bey’e gelinceye kadar (1604)  Ramazanoğullarının ise hiçbir seyyidlik iddiası olmamıştır. Kozanoğullarının normal olarak açık bir seyyidlik iddiaları olmadığı halde 1829’lara gelince onlar da seyyidlik modasına ayak uydurarak kendilerini seyyid olarak göstermeye başlamışlardır. Es’ad Paşa’nın Adana’ya vali olarak gelmemesi için yazılan dilekçede ilk imza sahibi olarak adı geçen Kozanoğlu Mehmed Bey kendisini  “Es-seyyid” olarak tanıttığı gibi Küçükalioğullarından  Üzeyir a’yȃnı Mısdık Bey ve Hasanpaşazade Hacı Ali Bey de kendilerini “Es-seyyid” olarak göstermekten çekinmemişlerdir[7]. Belgede yer alan ilk 7 isimden sadece Miralayzȃde Mehmed Emin  “Es-seyyid” değildir. XIX. Yüzyılda “seyyid” sıfatı neredeyse “sayın” sıfatı gibi kullanılmaya başlanılmış Tarsus a’yanı Menemencioğlu Habib Bey de 1829 yılında Es’ad Paşa’ya yazdığı mektubunda kendisini “Es-seyyid El-hâcc Habîb Melemencioğlu Kulları m. “ şeklinde tanıtmıştı[8].

20 Aralık 1921 Salı günü Türk ordusu Adana’ya girdiğinde Nakibüleşraf (kaymakamı) Hüseyin Ramazanoğlu dua yapmış ve ondan sonra askerlerimiz kışlalarına çekilmişti[9].

Sözün özü insanlar kendilerine maddi ve manevi kazanç sağlayan “seyyidlik” sıfatını bir rozet gibi yakalarına takmaktan ve bunun nimetlerinden yararlanmaktan çekinmemişlerdi. Bu şekilde seyyid olmadığı halde seyyidlik taslayan kişilere ise “müteseyyid” denilmektedir.

 

 

[1] Yılmaz Kurt,  Çukurova Tarihinin Kaynakları I,  1525 Tarihli Adana Sancağı  Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu  Yay., Ankara 2004, s.4.

[2] Yılmaz Kurt,  Çukurova Tarihinin Kaynakları II 1547 Tarihli Adana Sancağı  Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu  Yay., Ankara 2005, s. 19.

[3] Yılmaz Kurt,  Çukurova Tarihinin Kaynakları III 1572 Tarihli Adana Sancağı  Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu  Yay., Ankara 2005, s. 16- 17.

[4] TKGMA, Defter No: 102, Defter-i Cebel-i Kozan, der Liva-i Sis, der Eyâlet-i Adana, bâ-Fermân-ı âli mahfûz. Tahrir tarihi 1133 H. (1720-21).

[5] BOA, HAT, 94/ 24244.

[6] Kasım Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova'ya) Bir Bakış, 7.Bs., Kayı Yayıncılık, İstanbul 1986. S. 268.

[7] BOA, HAT, 461/ 22621-F.

[8] BOA, HAT, 22626-C.

[9] Kemal Çelik, Milli Mücadele’de Adana ve Havalisi (1918- 1922), Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1999, s. 490- 491.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Yılmaz KURT
23 Şubat 2015 Pazartesi 10:40
10:40
Çukurova'yı Türkleştiren, İslamlaştıran Üçok'lu, Bozok'lu Türkmenler XVIII. Yüzyılda nasıl Peygamber Soyundan (SEYYİD) oldular. Hasanpaşazadeler, Menemencioğulları, Hacı İshakefendizadeler, Küçükalioğulları, Kozanoğulları ne zaman ve nasıl SEYYİD oldular?
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim