• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Akademisyenler bildirisi ve yankısı (2)

16.01.2016 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Ankara’da 8. Büyükelçiler toplantısında konuşan (12.01.2016) Cumhurbaşkanı RT Erdoğan2, Akademisyenlerin açıklaması için konuştu:

“Bu devletin ekmeğini yiyip de bu ülkeye ihanet eden herkes en kısa sürede hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır.

"Kendine akademisyen diyen bir güruh Türkiye devletinin topraklarını korumasına dil uzatıyor bölge halkını tehdit ediyor. Akademisyen güruhu yurtdışından gözlemcileri Türkiye'ye davet ediyor. Bunun adı müstemlekeciliktir, mandacılıktır. Türkiye bu zihniyetin ihanetiyle 100 yıl önce de karşılaştı. Yalnızca yabancıların sorunları çözebileceğine inanan bir güruh vardı.

Neymiş efendim, 'hak ve özgürlükler ihlal ediliyormuş.' Evet, terör örgütünün eylemleri yüzünden bölgede yaşayan milyonlarca vatandaşımızın hak ve özgürlükleri ihlal ediliyor. Ama bu ihlali yapan devlet değil, terör örgütünün ta kendisidir.

Buradan tüm Türkiye'ye, tüm dünyaya şu mesajı vermek istiyorum; Türkiye'nin Kürt vatandaşlarıyla hiçbir sorunu yoktur. Yani Türkiye'de Kürt sorunu diye bir mesele yoktur. Her kesim gibi Kürt kardeşlerimizin kendilerine yaşadıkları yerlere mahsus sıkıntıları olabilir, bunları oturur kendileriyle konuşur, çözeriz.

Bugün Türkiye'nin sorunu dünyada pek çok ülkenin de bizar olduğu terör sorunudur, Kürt sorunu değildir. Kendimizi aldatmayalım. Bunu çok iyi anlatmamız lazım. Ama bu aydın müsveddeleri, ne yazık ki kalkıp devletin bir katliam yaptığından bahsediyor. Ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız karanlık. Aydın falan değilsiniz. Sizler ne Güneydoğu'yu ne Doğu'yu, buraların adresini bilemeyecek kadar karanlıksınız ve cahilsiniz.

Bu aydın müsvetteleri kalkıp devletin katliam yaptığından bahsediyor. Ey aydın müsvetteleri siz karanlıksınız karanlık. Sizler ne Doğu'nun ne de buraların adresini bilemeyecek kadar cahilsiniz.

Bizim akademisyenlerden izin alacak halimiz yok. Bunların haddini de bilmesi lazım. Biz bu ülkede 78 milyonun can ve mal güvenliğini korumakla mükellefiz.

Sizlerden görev yaptığınız ülkelere anlatmanızı bekliyorum. Bu devletin ekmeğini yiyip de bu ülkeye ihanet eden herkes en kısa sürede hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır. Hiçbir kurumumuzda ülkesinin birliğine karşı tavır alan kamu çalışanı olamaz, buna müsaade edemeyiz.

Bir grup akademisyen tarafından yayımlanan devletimizin, Güneydoğu'da sürmekte olan teröre karşı mücadelesini 'katliam ve kıyım' olarak niteleyen bildiri, tüm akademi camiasını zan altında bırakmaktadır. Teröre destek veren kişinin mesleği ve statüsü hiçbir demokratik ülkede kişiye imtiyaz sağlamaz, teröre destekçiliği hiçbir şekilde hafife alınamaz.

Teröre destek veren bu bildiri, akademik özgürlük ile bağdaştırılamaz. Vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak devletin en temel görevidir. Bu bildiri ile ilgili olarak hukuk çerçevesinde gereği yapılacaktır. Rektörlerimiz ve Üniversitelerarası Kurul ile bu konuyu görüşmek üzere toplanacağız.

Sözde akademisyenler bildirisine imza atan, isimleri bizden ama zihinleri bize yabancı tipleri bir kenara bırakıyorum. Ben yabancı akademisyenleri Türkiye'ye davet ediyorum. Gel Türkiye'ye. A'dan Z'ye, Güneydoğu'da, Doğu'da bütün bu bölgelerde ne oluyor ne bitiyor, bunları müdellel olarak biz kendilerine anlatmaya hazırız.

Türkiye'deki sorunun, devlet tarafından 'hukukun çiğnenmesi mi yoksa terör örgütünün vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini kaybetmesi mi' olduğunu gelsinler kendi gözleriyle bizzat görsünler.

Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçimiz, daha önce de Türkiye'nin terör örgütüne yönelik operasyonlarıyla ilgili açıklama yapan Chomsky'i davet etsin. Kendisini bölgede misafir edelim. Gerçekleri bu akademisyen sıfatlı beşinci kol elemanları aracılığıyla değil kendi gözleriyle görsün.

Bu konuda, ya milletin ve devletin yanında olursunuz ya da teröristin ve terör örgütünün yanında olursunuz. Güvenlik güçlerimizin bölgede yürüttükleri operasyonlar her şeyden önce Kürt kardeşlerimizin hayatını ve geleceğini güvence altına alma amacına yöneliktir. Ne bölücü terör örgütü ne onun güdümündeki siyasi parti ne aynı çizgide duran sözde sivil toplum kuruluşları ne de işte bu son bildiride olduğu gibi kendilerine 'akademisyen' diyen güruh türünden kesimler Türkiye'nin muhatabı değildir, olmayacaklardır.

Muhatabımız sadece ve sadece milletimizdir. Bizim için terör örgütü mensupları neyse onların ağzıyla konuşanlar da aynıdır. Türkiye son terörist silahını bırakana veya etkisiz hale getirilene, terör örgütü tamamen çökertilene kadar bu mücadeleyi sürdürecektir."

*

"Barış için Akademisyenler Girişimi"nin yayınladığı barış bildirisi ile ilgili olarak rektörler ve YÖK, acilen toplandı,    şu açıklama yapıldı(AA):

"Bir grup akademisyen tarafından yayımlanan devletimizin, Güneydoğu'da sürmekte olan teröre karşı mücadelesini 'katliam ve kıyım' olarak niteleyen bildiri, tüm akademi camiasını zan altında bırakmaktadır. Teröre destek veren kişinin mesleği ve statüsü hiçbir demokratik ülkede kişiye imtiyaz sağlamaz, teröre destekçiliği hiçbir şekilde hafife alınamaz. Teröre destek veren bu bildiri, akademik özgürlük ile bağdaştırılamaz. Vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak devletin en temel görevidir. Bu bildiri ile ilgili olarak hukuk çerçevesinde gereği yapılacaktır.”

*

Sayın Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşma, dili itibariyle çok sert, kapsamlı ve dışlayıcıdır.  Bir dönüm noktası gibidir. “Kürt sorunu yok ve vatandaşın sorunu vardır”. Hak isteyen değil, düzeltme talebi vardır. Devletin uygun gördüklerinden başka bir istek “ihanet” olmaktadır. Devletin her yaptığı yerindedir, haklıdır ve suçsuzdur. Kimse bizden bir şeyin hesabını soramaz, kimse bize akıl veremez, bizim bunlara ihtiyacımız yoktur. Biz milletin temsilcisiyiz, tek yetkiliyiz. Bu anlayış denetim dışı olmaktır.

Zaten Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Başkomutan olarak emir vermekte ve hedefler doğrultusunda askeri, adli, idari birlik sağlanmaktadır. “Hendekler de kaybolup gidecekler, tek bir terörist kalıncaya kadar operasyonlar devam edecektir”.

Ekranlar ve gazeteler tek renge boyanmıştır. Karşı çıkanlar “hain” ve “casus”, “teröriste yardımcı”,

“örgüt üyesi olmadığı halde örgüt propagandisti” olmaktadır.

Olayların boyutu ve yankısı yurtdışına taşmıştır ve sonrası zahmetli olacaktır.

*

Akademisyenler Bildirisine Ceza Takibi-Açıklamalar

Bölge illerindeki sokağa çıkma yasakları ve saldırıların son bulması ve kalıcı barış talebiyle bildiri yayımlayan akademisyenlere karşı ‘cadı avı’ başlatıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve çeşitli suçlardan mahkûm olan Sedat Peker'in Akademisyenleri kasten söylediği “oluk oluk kan akacak, kanda banyo yapacaklar” açıklamasından sonra, kimi üniversiteler karşıt bildiri yayımlayarak akademisyenleri “hainlikle” suçlarken kimileri de soruşturma açtı, görevden aldı. Cumhuriyet savcılıkları soruşturma açtı ve devam ediyor.

Kocaeli Üniversitesi Rektörü Hülagü, "Söz konusu devletin birliğiyse akademik özgürlük olmaz" dedi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu: "Şunu hep birlikte söylemek zorundayız; devlet yıkılırsa herkes, hepimiz altında kalırız. Devlet yıkılırsa ne adaletten ne gelecekten ne refahtan ne insan haklarından ne de aydınlık bir gelecekten söz edebiliriz. O halde devleti yıkmak isteyen herkese, her güce karşı yekvücut olmak zorundayız. Bu noktada kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri, mütakere döneminin işgal altındaki İstanbul’un sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum."

İl Baro Başkanları, Akademisyenler Bildirisini kınamaya devam etmektedirler.

*

Bu süreç, bir kırılmanın ve ayrışmanın işaretidir. Bir bakıma birlik ve bütünlüğün zarar görmesidir. Hür, eşit ve birlikte yaşama ortamının ve asayişin sağlanmasını temin koşullarından ziyade, bir ayrışmaya gitmesi çok yanlış olacaktır.

Vatan mücadelesi, bağımsızlık mücadelesidir, herkes birlik olmalıdır. Ama demokrasi mücadelesi ise, bir vatan üzerinde eşit, hür ve birlikte yaşamak için hak isteğidir. Bunda fikirler ayrı olabilir. Demokrasi mücadelesine mukabele, vatan mücadelesi şeklinde olursa, yönetim otoriterleşir, eleştiri ortamı kaybolur. Toplum sanki yazı-tura gibi ayrışır. Bu kaybetmek veya kazanmak demektir. Bunda bölüşme, anlaşma haklı görmek yoktur. Demokrasi mücadelesi hak isteğidir. Barış ortamında ve söz ile gerçekleşir, ikna ve tercih esasına dayanır.

Bilindiği gibi vatan mücadelesi; iş ile diş ile kan ve can ile olur. Söz emre dönüşür, herkes sıraya girer, hak kalkar, ödev var olur. Ya dost-taraf veya düşman-karşıt vardır. Renkler siyah ve beyaza indirgenir. Bu düpedüz savaş demektir. Söz yerine kurşun görev almıştır.

Ateş ortamında dahi görüşmek vardır, olmalıdır. Bilinmelidir ki, kurşun söze tabidir.

Gelsin barış! Herkesin muradı, yaşama ortamı olan barış…

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim