• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Akademisyenler bildirisi ve yankısı (3)

18.01.2016 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Akademisyenler Bildirisine Ceza Takibi ve İlgili Açıklamalar

Bölge illerindeki sokağa çıkma yasakları ve saldırıların son bulması ve kalıcı barış talebiyle bildiri yayımlayan akademisyenlere karşı ‘cadı avı’ başlatıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve çeşitli suçlardan mahkûm olan Sedat Peker'in Akademisyenleri kasten söylediği “oluk oluk kan akacak, kanda banyo yapacaklar” açıklamasından sonra, kimi üniversiteler karşıt bildiri yayımlayarak akademisyenleri “hainlikle” suçlarken kimileri de soruşturma açtı, görevden aldı. Cumhuriyet savcılıkları soruşturma açtı ve devam ediyor.

Kocaeli Üniversitesi Rektörü Hülagü, "Söz konusu devletin birliğiyse akademik özgürlük olmaz" dedi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu: "Şunu hep birlikte söylemek zorundayız; devlet yıkılırsa herkes, hepimiz altında kalırız. Devlet yıkılırsa ne adaletten ne gelecekten ne refahtan ne insan haklarından ne de aydınlık bir gelecekten söz edebiliriz. O halde devleti yıkmak isteyen herkese, her güce karşı yekvücut olmak zorundayız. Bu noktada kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri, mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul’un sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum."

İl Baro Başkanları, Akademisyenler Bildirisini kınamaya devam etmektedirler.

*

AB ve ABD’den "akademisyen gözaltıları" açıklamaları

ABD Ankara Büyükelçisi John Bass[1], Akademisyenlere karşı yürütülen işlem ve tavır üzerine, Twitter adresinden ifade özgürlüğüne ilişkin açıklama yaptı:

"Güneydoğu'da yaşanan çatışmalarla ilgili görüşlerini ifade ettikleri için akademisyenler hakkında soruşturmalar açıldığı ve cezalar verildiğine dair haberler görmekteyiz. Söz konusu akademisyenler tarafından dile getirilen görüşlere katılmamamız durumunda bile, bu baskının, süregelen şiddetin sebepleri ve çözüm yollarıyla ilgili Türk toplumu içindeki meşru siyasi tartışmalar üzerinde dondurucu bir etkisi olmasından endişe ediyoruz.

"Demokratik toplumlarda vatandaşların görüşlerini, hatta ihtilaflı veya rağbet görmeyen görüşlerini bile, ifade edebilme fırsatına sahip olmaları bir zorunluluktur.  Şiddetle ilgili endişelerin ifade edilmesi, teröre destek vermek ile eşdeğer değildir. Hükümet eleştirisi ihanet ile eşdeğer değildir. Türk demokrasisi rahatsız edici fikirlerin serbestçe ifade edilmesini ‎kucaklayacak kadar güçlü ve dirençlidir." ‎

Amerikan Büyükelçisi Bass'in bu açıklamasından sonra kendisine reaksiyon olmuş ve bunun üzerine, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby[2], günlük basın toplantısının başında konuyla ilgili ağır bir açıklama yaptı:

“Türkiye’deki akademisyenlerin Türkiye’nin güneydoğusundaki ihtilafa dair fikirlerini ifade ettikleri için soruşturmaya uğrayıp gözaltına alındıkları haberlerini gördük. Biz bu uygulamayı, kolluk kuvvetleri, yargı makamları gibi resmi organların meşru siyasi söylemleri engellemede kullanılması vasıtasıyla süren Türkiye’deki rahatsız edici bir trendin parçası olarak görüyoruz.

"Ankara Büyükelçimiz John Bass’in söylediği gibi şiddet konusunda kaygı açıklamak, terörizmi desteklemekle eşit değildir. Hükümeti eleştirmek, ihanetle eşit değildir. Türk demokrasisi, rahatsız edici fikirlerin ifade edilmesini kapsama konusunda yeterince güçlü ve dirençlidir. Türkiye’nin dostu ve NATO müttefiki olarak, Türk yetkililerden, eylemlerinin ifade özgürlüğü dahil kendi anayasalarında güvence altına alınan evrensel demokratik değerlerle uyumlu olmasını sağlamalarını istiyoruz.”

AB Komisyonu sözcülerinden Maja Kocijancic[3], ‘barış bildirisi‘ni imzalayan aydınlarla ilgili bir soruya ‎verdiği cevapta, "Türkiye’de gözdağı atmosferinin oto-sansür yoluyla ifade özgürlüğünü kısıtladığına ‎dikkat çekti. Bu tespitin 2015’teki ilerleme raporunda da ortaya konulduğunu belirten sözcü,“Türkiye’ye ‎mevcut kanunların Avrupa standartları ile uyumlu hale getirilmesi ve kanun önünde eşitlik ve ölçülülük ‎ilkesini sağlayacak şekilde uygulanması çağrısında bulunduk"dedi ‎

‎"Türkiye’de tüm siyasi liderlerin, ülkede hukukun üstünlüğünü hakim kılmak için bir araya gelerek acil ‎ateşkes çağrısı yapması ve Kürt barış sürecine acilen dönülmesini isteyen Maja Kocijancic, bu konuda ‎son iki yılda kat edilen önemli mesafenin ziyan edilmemesi gerektiğini belirtti. Bunun için tüm tarafların ‎cesur davranması, somut adımlarla sosyal, kültürel ve demokratik hakların geliştirilmesi gerektiğine ‎vurgu yapan sözcü, “Olumlu bir sonuca ulaşılması yolundaki tüm çabalara destek vermeyi sürdüreceğiz” ‎dedi".‎

*

Vatan mücadelesi ve Demokrasi mücadelesi ayrı şeylerdir

Bu süreç, bir kırılmanın ve ayrışmanın işaretidir. Bir bakıma birlik ve bütünlüğün zarar görmesidir. Hür, eşit ve birlikte yaşama ortamının ve asayişin sağlanmasını temin koşullarından ziyade, bir ayrışmaya gitmesi çok yanlış olacaktır.

Vatan mücadelesi, bağımsızlık mücadelesidir, herkes birlik olmalıdır. Ama demokrasi mücadelesi ise, bir vatan üzerinde eşit, hür ve birlikte yaşamak için hak isteğidir. Bunda fikirler ayrı olabilir. Demokrasi mücadelesine mukabele, vatan mücadelesi şeklinde olursa, yönetim otoriterleşir, eleştiri ortamı kaybolur.

Demokratik olması gereken mücadelede yerine vatan mücadelesi ikame edilirse; toplum sanki yazı-tura gibi ayrışır. Bu savaş ortamı, kaybetmek veya kazanmak demektir. Bunda bölüşme, anlaşma, haklı görmek, müsamaha yoktur. Bunda ya ölmek veya almak vardır. Bizimle olmayan, bizden değildir, haindir, casustur, düşmandır.

Demokrasi mücadelesi ise, hak Talebi/isteğidir. Barış ortamında ve söz ile gerçekleşir, ikna ve tercih esasına dayanır. Demokratik ortamda müsamaha esastır ve bu ortamda fikirler, dilekler dile getirilir, toplum kabul ederse makbuldür, yoksa geçersiz kalır. Sonucu halkın oyu ve temsilcilerinin belirlenmiş süreçleri belirler.

Bilindiği gibi vatan mücadelesi; iş ile diş ile kan ve can ile olur. Söz, emre dönüşür, herkes sıraya girer, hak kalkar, ödev esas olur, birlik bütünlük ve tek emre/lidere uymak şart olur. Demokratik oylama yerine emir/kumanda geçerli olur. Şahıslar ve kurumlar, ya dost/taraftar veya düşman/karşıt olur. Renkler siyah ve beyaza indirgenir. Bu düpedüz savaş demektir. Söz yerine kurşun görev almıştır. Anayasamızda Cumhurbaşkanı demokratik düzenin devlet başkanıdır. Başkomutan olduğu zamanda Başkomutan olmakta ve kumanda tekleşmekte otoriterleşmektedir. Savaş ilanında buna dönüşmektedir.

Ateş ortamında dahi görüşmek vardır, olmalıdır. Bilinmelidir ki, kurşun söze tabidir.

Gelsin barış! Herkesin muradı, yaşama ortamı olan barış…

 

 

 

[1] http://www.hurriyet.com.tr/abd-buyukelcisi-basstan-akademisyen-bildirisi-aciklamasi-40040870,15. ‎‎01.2016‎

[2] Tolga TANIŞ / WASHINGTON: http://www.hurriyet.com.tr/abdden-akademisyen-gozaltilari-aciklamasi-‎‎40041159;15 Ocak 2016 ‎

[3] http://rasthaber.com/abd-ve-abden-akpye-sert-akademisyenler-aciklamasi/16 January 2016 ‎

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim