- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
Akıl hastanesine bekliyorum

Sedat MEMİLİ / Yazar
Yaş ilerledikçe unutkanlık başlıyor. Şikayetçi miyim? Hayır.
Unutmak, Tanrı'nın insanlara bağışladığı en büyük ödüllerden biridir.
Ya unutmak olmasaydı?
Zannediyorum ki cehennem, unutmanın olmadığı yerdir.
Yine de unutmamak için defterlere not alınması, insanın yaşadığı binlerce çelişkiden biridir.
Hani bir şarkı vardı, (unutmadıysam) Gönül Akkor seslendirmişti:
"Gönül defterimin yapraklarını / Aşkın parmakları çevirdi bir bir..."
Bizimkisi de bir aşk defteri sayılır. İnsana, topluma karşı aşkımızı yansıtır.
Üzülerek söylüyorum ki, insana ve topluma aşkınız ne denli büyükse, uğradığınız hayal kırıklığı o denli şiddetlidir.
Eğer insana aşıksanız; bu aşk platonik olmalıdır.
Eğer halk'a aşıksanız; hiçbir beklentiniz olmamalı.
Halk'a ve insana olan aşkın en mükemmeli tek kişilik olanıdır.
İşte o aşk defterinin sayfalarını karıştırırken gözüme çarpanlar:
"Kafeste doğmuş kuş için, özgürlük savaşının hiçbir anlamı yoktur..."
"60 yıllık yaşamının son 30 yılını cezaevinde geçiren bir insan için özgürlük, dehşetin en büyüğüdür..."
Demişiz... Neden demişiz? Bilmiyorum tarih yok. Konu başlığı öyle geçiyor. Başka neler karalamışız: "Yarınlarını arayanlar, yarınlarında kaybolanlardır..." Acaba. Bilmiyorum. Yazmışız işte.
"İlginçtir, bir çok ölü yaşadığını sanıyor... Ölüm korkusu ile yaşamını zehir eden ve çekilmez kılmayı başaran binlerce budala tanıdım..." Eh! Bunu neden yazdığımı biliyorum. Paylaşırız.
Ha bir de şöyle bir not çarptı gözüme : "Binlerce tür ağacın, çiçeğin, sebze ve meyve türlerinin ortasında yaşayan bir insanın bildiği tek tanım 'Yenecek' ve 'Yenmeyecek' olunca bu insanın o soylu ağaçları ve bitkileri, güzelim çiçekleri katletmesi olağan değil mi?"
Evet ileri sayfalara bakalım: "Ve intihar etmenin en şiddetlisini uygulamaya karar verdim; yaşamak." Ve devam etmişim, bu notu uzatarak alıyorum:
"Yaşamak, korkutucu ve acı...
Yaşamak; her an soluksuz kalma duygusu ile yaşamak.
Yalan, hile, entrika, riya ve çürümüşlük dolu bu yaşamdan intihar ederek kopamazdım. Ölüm, dönüşü olmayan bir yol. Ne acı, ne ıstırap ne mide sancısı, ne de ağzı salyalı, primat düzeyinden kurtulamamış insan kılıklı garip yaratıklar, hiç biri yoktur ölümde... İntihar, bundan kurtulmanın en kolay yoludur. Ama çekilen çilelere bir ölüm yetmez.
Yaşamak ve ölümü her an duyumsamak.
Yaşayarak alay etmek ölümle.
Ölüme karşı zafer kanmak. Hem de zaferlerin en yücesini görmek istiyorum.
Bu nedenle intihar etmeyi, yani yaşamayı seçiyorum..."
Bunu neden yazmışım; anımsayamadım. Not defterimin yaprakları arasında gezinirken kayboldum.
Demek insan, kendi olduğu ve kendini bulduğu duygular arasında kayboluyor.
Ve uzun bir metin yazmışım. Başında da bir not var. "yalnız ölüler ve deliler okuyabilir..."
Evet o uzun metin, üretken bir metindir. Devam edip gidecek. Onları, ölüler ve deliler için yazmaya devam edeceğim.
Eğer, son yıllarda gördüklerim bir akıllılığın eseri ise vardın beni deliler okusun.
Anton Çehov'ıun 6. Koğuş öyküsündeki doktor gibi: "Ne yapayım" diyordu. "Bu koca kasabada konuşabileceğim ve düşüncelerine saygı duyabileceğim tek kişinin akıl hastanesinde olması benim kabahatim değil. Ama bu çıldırtıcı bir durumdur"
Çehov'un öyküsünde Doktora ne mi oldu?
Konuşabildiği tek kişinin yanına akıl hastası olarak yatırıldı.
Notlar çok. Okumak için dostları akıl hastanesine bekliyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- Küçük müdürlerin küçük kapısı27 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00
- İmam hatipler ve terörizm26 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Ak Partiye öneriler25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Halkın vicdanı harekete geçti22 Temmuz 2016 Cuma 06:00
- Ateş ve altın21 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
- Orada kaldı20 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00
- Uzak saniyeler19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Darbe'ye darbe18 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Bugün günlerden Dedem Rüstem Dağlı16 Temmuz 2016 Cumartesi 06:00
- Artık "halk" ithal ediyoruz15 Temmuz 2016 Cuma 06:00
- İnsanı kaybettim, insan nerede?14 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












