AKP nasıl başarıyor?

Doğan Gülbasar dünkü köşe yazısında tartışılması gereken bir konuya değinmiş. Tespitleri de muazzam olarak yerinde. AKP'nin kamuoyunun büyük kesimini memnun etmeyen politikalarına karşın seçimde neden ve nasıl başarılı olduğunun perde arkasını aralamaya çalışmış.
Bugün aslında farklı bir konuyu gündeme taşımak niyetindeydim ama hem hafta sonuna denk geldiği için hem de Doğan Gülbasar'ın yazısını okuyunca bu konuda başka bir şeyler daha söylemek gerektiğini düşündüğüm için bugün bu nicelik ve nitelik tarışmasına değinmek istiyorum.
Öncelikle “başarı” kavramını sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da ele almanın daha makul bir metod olacağını düşünenlerdim. Dolayısı ile evet, AKP'nin matematiksel üstünlüğü nicelik olarak başarı olarak kabul edilse de nitelik olarak tartışmaya hayli açık bir mevcut durumdur.
Nicelik ve nitelik metaforunda dünyada çok sayıda örnek var. Çoğunluk her zaman “iyi” ve kabul edilebilir tercihi doğurur şeklinde bakan bir düz mantık bugün Türkiye'nin gerçek fotoğrafının tezahür etmesinde en büyük etken.
Pekiyi AKP neden başarıyor? Öncelikle şunu söylemek gerekir ki AKP'nin beynelmilel siyaset mantığı feodal toplumların geçer akçesidir. Dış politikada başarısız olup neredeyse tüm komşuları ile arasında husumet sahibi olan bir siyasal akım dahi içeride Neo-Osmanlıcı söylemle taraftar toplayabiliyor.
Başka bir örnek ise milyon ve milyarla ölçülen yolsuzluk iddialarına karşı sorgulama yetisini kullanmayan, iddialar “darbe”, “lobi”, “dış mihrak” gibi soyut paranoyalara entegre edilerek elde edilen algı yönetimine en çok yoksul vatandaşlar sahip çıkması.
Yani zenginlerin vurgunlarını yoksullar savunuyor. Bu AKP'nin başarı hikayesinin sosyolojik ve patolojik tarafı.
Başka bir boyutu de siyaset ve bedel ikilemi. “AKP çalışarak kazanıyor” başlığını bir de bu minvalde irdelemek gerek.
Şöyle ki, Doğan Gülbasar bunu savunurken teşkilatların siyasi anlamda çalışmasından bahsediyor. Elbette devamındaki kazanım ve bedel de çok önemli. Kamuyou AKP'den bugüne kadar aday olup mükafatkandırılmayan bir figüre tanık olmuş değil.
Kamu imkanlarıyla desteklenen siyasal mücadele elbette ki bu kamu imkanlarından faydalanmak isteyenlerin şevk ve şehvet duyguları yaratıyor. Dolayısı ile AKP'de aday olmak bir bedel değil mükafat getiriyor. Bürokratlara taltif, avukatlara kamu avukatlığı, işadamlarına ihale ve ayrıcalık gibi ödüller verilirken, muhalefette siyasal mücadele muhakkak bir bedelle sonuçlanıyor.
Buna örnek olarak fabrikasına gelen ceza ve hacizlerden sonra CHP'den istifa edip AKP'ye geçen milletvekili Atilla Başoğlu'nu gösterebiliriz.
Yani ödül-bedel mecaz eğretilemesinde AKP tarafına ödüller düşerken, muhalefetin hanesine her sonuçta bedel yazılıyor. İş adamları görüş belirtmekten kaçınıyor, sivrilen gazeteciler bedel ödüyor, öne çıkan siyasetçilerin mal varlıkları tehlikeye giriyor.
“Şayet çalışarak kazanmak” adil ve rekabete açık bir düzlemde gerçekleşiyor olsa AKP'nin başarılı olduğunu biz de söyleyebiliriz. Ancak ilkeleri bir tarafa bırakarak çoğulcu ve katılımcı değil de çoğunlukçu ve dayatmacı mantığa inanırsak niceliği yüceltir, niteliği bertaraf etmiş oluruz.
Dolayısı ile kamu imkanlarının ödül olarak verildiği bir mücadele alanında AKP'nin cezbedici koşullarını unutmadan “başarı” atfetmek sosyolojik ve siyasal anamda doğru bulmadığım bir yöntem.
Çünkü toplumlara gericiliği dayatan siyaset anlayışı tarih boyunca başarılı olmuştur. Bugün bireylerin kendisi tarafından kutsal olarak gördüğü tüm değerler siyasetin içerisinde enstrüman olarak kullanılır haldeyken, şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerek.
Kimlik, inanç ve yaşam tarzı gibi değerler siyasi tavır ve tutumlara yol açıyorsa, bu yöntem toplumsal bir uzlaşı için umut vaad etmiyor demektir.
Pekiyi Doğan Gülbasar haksız mı? Elbette haklı. AKP siyaseti niteliği bir tarafa bırakırsak nicel olarak başarıyı getiriyor. Ancak nitelik olarak geldiğimiz durum zaten ortada değil mi?
Tükiye'de sokaktaki vatandaş dahi hukuki konularda tartışır ve kamu vicdanı onulmaz yaralara sahip hale gelmişse demek ki ilkesel yani niteliksel bir takım sorunlarımız var.
Bu konuda muhalefet partilerinin nasıl bir rekabetsiz koşul ile karşı karşıya kaldığını anlayarak eleştirilerimizi de sıralayabiliriz. AKP tüm kamu ve devlet imkanlarını fütursuzca leyhte kullanırken ve sahaya inen her bir politikacı siyasal beklentisinde başarısız olsa da bir ödül alacağından eminken, demokratik alanların tükendiği inancı hakimken, elbette bu olumsuz koşullar hataların üzerini örtmemeli.
2015'e giderken halkın somut talepleri konusunda argüman ve söylemler güncellenmeli. AKP'de parti içi demorkasinin sıfır olduğu gerçeği, mesela CHP'de parti içi demokrasinin getirdiği özgürlüklerin kurumsal kimliği kamuoyu önünde tartışmaya açma disiplinsizliğine gark olduğunu gerçeğini gizleyemez.
İlerici düşüncenin toplumda geniş kitlelerce sahiplenilmesinin, kutsallarıyla katıldığı bir siyasi rüzgara tercih edilmesi elbette pek mümkün görünmüyor. Çünkü AKP, kutsalları siyaset deviniminin içerisinde olabildiğince güçlü bir unsur olarak kullanıyor. Bu da muhafazakar toplumların başka bir siyasal gerçeği.
Bir diğer önemli parametre ise kamu yönetimini elinde tutan iktidarın cezalandırma yöntemini benimsemesi. Demokrasiyi kurumsallaştıramamış toplumların karşılaştığı en büyük sorunlardan birisi.
Halkın beğenisini kazanmak için belediyelerin icraatleri çok önemli. Tüm antidemokratik koşullara rağmen muhalefetin kazandığı belediyeler merkezi yönetimin desteğini alamıyor. Bu halde hizmet de üretemiyor. Adana'dan da örnek verecek olursak AKP iktidarının kazanamadığı şehirlerde bırakın hizmet ederek seçmen kazanma eğilimini, aksine cezalandırma yöntemini tercih ettiğini biliyoruz.
Adana'nın 2002'den bu yana kamu yatırımlarından aldığı payı biraz araştırırsanız AKP iktidarının her döneminde biraz daha düştüğünü göreceksiniz. Neden? Çünkü Adana tam anlamıyla bir AKP şehri olmadı. Muhalefet mileltvekillerinin getirdiği tüm çözüm önerileri kadük oldu. Siyasi prim vermemek adına belediyelerin çalışması ve büyük projelerin hayata geçirilmesi bekletildi. Yani düzen yine adil değildi.
Peki adil bir yarışın olmadığı, tüm koşulların lehte kullanıldığı, kendisinden olana ödül, muhalif olana ise bedel ödeten bir anlayışın egemen olduğu süreçlerin sonundaki kazanımlara “başarı” demek ne kadar adil bir yaklaşım olur?
Koşulları oluşturanlarla, koşullara rağmen ve bedel ödemek uğruna mücadele etmenin aynı “başarı” kavramında değerlendirilebilir mi? Yani bugünkü parametrelerle CHP ya da MHP iktidarı olsa, ona da iki çift laf söylemeyecek miyiz?
Muhalefeti tabii ki eleştirmeliyiz. Ancak başarılı olduğu zaman sonunda bedel ödenen ile başarısız olduğu sonuçta dahi ödül alan bir demokratik yarışın adaletsiz ve antidemokratik koşullarını da en azından bizler görmeli, anlatmalıyız diye düşünüyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












