• BIST 77.779
  • Altın 127,998
  • Dolar 2,9850
  • Euro 3,3066
  • Adana : 28 °C
  • İzmir : 27 °C
  • Ankara : 24 °C

Allah’la irtibatı olan mazlum için mağduriyet, kazanç vesilesi olur

09.09.2014 16:03
Allah’la irtibatı olan mazlum için mağduriyet, kazanç vesilesi olur
Fethullah Gülen Hocaefendi: Allah’la irtibatı olan mazlum için mağduriyet, kazanç vesilesi olur

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, “Yolumuzun Kaderi ve Vazifemiz” konulu yeni sohbeti Herkul.org’da yayınlandı. Son Bam Teli sohbetinde  Hocaefendi, “Peygambere sefih diyorlar. Size bir yönüyle haşhaşi demişler, aldırmayın bu mevzuda. Çete demişler, aldırmayın. Sülük demişler, aldırmayın. Peygambere sefih demişler, bunak demektir bu. Bir başkasına aptal, aklı ermeyen birisi demişlerdir. Hz. Adem’den Hz. Nuh’a, Hz. Nuh’tan İnsanlığın İftihar Tablosu (sav)’na kadar dönüp insanlığın tarihine baktığınız zaman göreceksiniz adet-i İlahi hiç değişmeden hep devam edegelmiştir.” ifadelerini kullanıyor.

Kötülüğe kötülükle mukabele etmemek gerektiğini vurgulayan Hocaefendi, şu uyarılarda bulunuyor: “Varsınlar kapkara yazarlar, kapkara düşünceleriyle, bir kısım zihinlere kara çalmaya devam etsinler. Her kara çalana bir kara çalmaya kalkınca bence hiç farkına varmadan o kapkaranlık şeyleri kendine bulaştırmış olursun. Ve kendini boş şeylerle meşgul etmiş olursun. Zarara zararla mukabele de yoktur. Bu Efendimiz (sas) tarafından zikredilmiş bir İslam hukuku prensibidir.”

Hocaefendi’nin sohbetinden önemli noktalar şöyle:

Günümüzde bazı şeyler belki hepimize aynı duyguları yaşatıyor. Aynı duygularla oturup kalkıyoruz, aynı duyguları yaşıyoruz. Bazen elem ve ızdırab içinde inler gibi oluyoruz. Meseleyi duyma keyfiyetine göre bazen uykularımızı alıp götürüyor. O koskocaman bir gece pırr diye uçup gidiyor. Bir damla uyuyamıyorsunuz olup-biten şeyler karşısında. İster mezalim deyin ister mesâvi deyin ister onu yapanlar için mühlikât (helâk edici faktörler) deyin.  Fakat bir diğer taraftan da birileri için mühlikât sayılan şeyler sizin hakkınızda münciyât (kurtarıcı bir faktör) olur.

İnsan onunla inlerse, onunla oturur-kalkarsa, dualarında onları da birlikte dillendirirse bir taraftan çekerken diğer yandan da kazanmış olur. Tarih boyu hep böyle bir çekenler vardır, bir de çektirenler. Eğer hak yolda yürüyorlarsa o çektirilenler, onlar kazanıyorlar diğerleri de kaybediyorlardır. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Zalim hep kaybetmiştir. Mazlum; inanıyorsa, Allah’la irtibatı varsa, yüksek idealler uğrunda o mücadeleyi veriyorsa, hak-hakikat adına dimdik duruyorsa ve bundan dolayı kendisine gelip gelip tosluyorlarsa şayet, o mazlumiyet, o mağduriyet onun için bir kazanç vesilesi olabilir.

Fakat hep böyle olagelmiştir. Seyyidina Hz. Âdem’le Hz. Nuh arasındaki mesafeyi bilemiyoruz. 124 bin peygamberden bahsediliyor. Bazıları 224 bin peygamber diyor. 313 tane (kendilerine kitap verilmiş) mürselden bahsediliyor. Oysaki biz sadece dört tanesini biliyoruz bunların. Bu açıdan da Kur’an-ı Kerim’de birdenbire Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a geçiliyor. Hz. Nuh’tan Hz. İbrahim’e geçiyor. Oysaki arada bir hayli peygamber gelmiş. Fakat bakıyoruz ki hep aynı şeyler olmuş. Yani meseleyi günümüze getirmeye bakarken dönüp geriye bakmak lazım. Akif’in bir şiirinde dediği gibi, “Göreceksin ki âdet-i İlahi değişmez.” Hep öteden beri böyle devam edegelmiştir bu.

PEYGAMBERLERE SEFİH DİYORLAR, SİZE HAŞHAŞİ DEMİŞLER, ALDIRMAYIN

Hz. Nuh’a (as), O, geminin mimarı olmasında, yapıcısı, ustası olmasında sadece o zaviyeden ele alacak olursanız, o iptidai dönemlerde küre-i arzı, bazı müfessirîne göre ise her tarafı su aldı deniyor. Bu çok önemlidir. Bazıları Ağrı Dağı’nın tepesine bazıları Himalayalar’ın tepesine bazıları da bizim bildiğimiz Cudi (Anadolu’da)... Gemiyi oraya götürecek kadar sular yükselmiş demektir. Yerin kabuğu değişmiştir yani. Altı üstüne gelmiştir fakat o gemi batmamıştır. Kur’an-ı Kerim’de bir yerde sefine diyor, bir yerde de ‘fülk’ tabirini kullanıyor. Fülk’ün Arap dilinde iki şekilde okunuşu vardır. Bir, fülk şeklinde ince okuma bir de fulk şeklinde kıraatlerden kalın okuma şekli vardır. Fülk olduğu zaman o, çok gemi demektir. Dolayısıyla da donanma manasına gelir. Yani bir tane değil. Çünkü her mahluktan, her canlıdan bir çift içine aldığına göre, insanlarla beraber ne kadar inanan varsa, elli tane, yüz tane ne kadar varsa onlarla beraber… Şimdi  sadece o yönüne baktığınız zaman fetânetinin enginliğini görürsünüz. Henüz günümüzde, teknolojinin o kadar ileriye gitmesine rağmen, öyle bir hadisede batmayacak bir geminin, bir transatlantiğin yapılacağına, inşa edileceğine ihtimal veremiyorum ben. Mümkün değil. Buzullara çarpıp batan gemiyi biliyorsunuz, filmlere mevzu oldu. Bu peygambere sefih diyorlar yani. Size bir yönüyle haşhaşi demişler, aldırmayın bu mevzuda. Çete demişler, aldırmayın. Sülük demişler, aldırmayın. Peygambere sefih demişler. Bunak demektir bu. Bir başkasına aptal, aklı ermeyen birisi demişler. İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sav) bazen kâhin –haşa-, bazen sâhir, bazen de cahil demişlerdir. Estağfirullah, yüz bin defa estağfirullah. Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a, Hz. Nuh’tan İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sav) kadar dönüp insanlığın tarihine baktığınız zaman göreceksiniz âdet-i İlahi hiç değişmeden hep devam edegelmiştir. Hiç değişmemiş. Değişen nedir? Şartlara, konjonktüre göre senaryolar değişmiştir. O güne göre insanların düşüncelerinde, kötülük yapma planlarında değişiklik olmuştur. Yani bir dönemde onların kültürlerinde mesela, başkaldıran insanları öldürme vardır. Mesela Hz. Nuh döneminde de durum böyledir. Seyyidina Hz. İbrahim döneminde kendilerine isyan eden insanları tiranlar, ateşlere atıyorlar. Hz. İbrahim de ateşe atılıyor. O dönemde ceza kültürü içinde o var, ceza hukuku içinde o var. Hıristiyanlık tarihine baktığımız zaman Seyyidina Hz. İsa döneminde inanan insanlar çarmıha geriliyorlar. O kültürde de çarmıh var, çarmıha germe var. Ve bu bir–iki asır üç asır, ne kadar olduğunu bilemiyorum. Ashâb-ı Kehf’in hayatına baktığınız zaman o dönemde de o 7 insanın arkasından koşturanların çoğu çarmıhlara geriliyor.

YAPILAN MEZALİM HİÇ DEĞİŞMEMİŞ, SADECE ŞARTLAR KENDİ BOYASINI ÇALMIŞ

Bir vaka: İnsanlığın İftihar Tablosu döneminde siyerde, meğazide gördüğümüz mesâvinin en yüz kızartıcıları uygulanıyor. Değişen bir şey yok. Sadece değişik dönemlerde zulmün keyfiyeti değişiyor yani. Bir dönemde tekme vuruyorlar, bir dönemde yumruk atıyorlar, bir dönemde hançerliyorlar, bir dönemde bizliyorlar, bir dönemde mızraklara takıyorlar, bir dönemde başlarına işkembe koyuyorlar, bir dönemde de “Öldürsek mi, zincire vursak mı, yoksa çıkarıp dışarıya atsak mı?” diye düşünüyorlar. İnsanlığın İftihar Tablosu için de düşünülen buydu. “Öldürsek mi, zincire vurup bağlasak mı, hareketsiz hale getirsek mi, yoksa şehir dışı etsek mi; tehcir, uzaklaştırma, iş yapamayacağı, tesir edemeyeceği bir muhite itsek mi?” diye aralarında konuşuyorlardı. Fakat ihtimal ki hicret esnasında Efendimiz’i (sav) öldürme demek değil de ruhunun ufkuna yürümesine vesile olmada karar kılıyorlar. Biraz da şeytanın o mevzuda ilkaatına binaen öyle yapıyorlar. Evet, görülüyor ki yapılan o mezâlim hiçbir zaman değişmemiş, hep olmuş da sadece şartlar ve konjonktür ona kendi boyasını çalmış. Bugün böyle, yarın şöyle… Kim bilir gelecekte, geleceğin tiranları inanan insanlara, Allah yolunda dimdik duran insanlara, Nâm-ı Celîl-i İlahi’nin bir bayrak halinde şehbal açması istikametinde her türlü mehâlike katlanan insanlara gelecekte neleri reva görecekler… Geleceğin o mevzudaki senaryoları neden ibarettir, aktörleri kim olacak, yapımcıları kim olacak o filmlerin onu o günleri idrak edenler görecek. Gördükleri zaman diyecekler ki: “Daha evvelkiler de şu türlüsüne, onlardan sonradakiler de şu türlüsüne maruz kalmıştı. Bu hep böyle olagelmişti, bu hep böyle gidecektir.” Şimdi bu bir realite olduğuna göre, bu mevzuda dağınıklığa girmemek lazım. Bunlara takılır kalırsak, enerjimize ne olacak, akıbetimiz ne olacak? Bu mevzuda hedefte olan insanlar, menzilde olan insanlar, değişik şeyler başlarına gelen insanlar ne olacak, bunlarla güç ve kuvvetimizi dağıtırsak şayet esas mükellef olduğumuz hususları yerine getirme mevzuunda kullanacağımız enerji kalmaz. Enerjimizi beyhude kullanmış oluruz. Dağılmamak lazım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim