• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Ankara'da Kerbela ve Alevilik

03.11.2015 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

10 Ekim 2015 tarihinde yapılacak EMEK-BARIŞ-DEMOKRASİ MİTİNGİ için Türkiye’nin her bir yanından insanlar, iç ve dış çatışmayı sonlandırmak amacıyla Ankara’da Sıhhiye Meydanında büyük bir toplantı tertiplediler (Davetçi kuruluşlar: TMMOB, TTB, KESK, DİSK, çağırısı ile çok sayıda DKÖ, STÖ, siyasi parti ve yurttaş). Katılımcılar, Ankara Garı’nın önünde toplanıp, yürüyüş kolunda saat 10.00’da Sıhhiye Meydanı’na akacaklardı. Yoğun kalabalık ortamında saat 09.00 dolayında, peş-peşe iki bomba patladı ve ortalık can pazarına, savaş meydanına döndü. Olay yerinde 60 kişi hemen vefat etti, diğer ağır yaralılarla 102 kişi şehit oldu ve yüzlercesi yaralandı. İki canlı bombanın buna neden oldukları saptandı. Bu konuda çokça spekülasyon ve suçlama yapıldı. Bu olay üzerine, 1 Kasım 2015'te yapılacak genel seçimler için tüm partiler bir süre seçim mitinglerini iptal ettiler, HDP bunu hep sürdürdü.

Partiler, örgütler, Büyükelçilikler ve sonra da Cumhurbaşkanı ve Başbakan olay yerine karanfiller bırakıp, dua ettiler ve taziyelerini bildirdiler. Hemen bütün Devletler, Cumhurbaşkanı ve Başbakanımıza taziyelerini ilettiler.

Bu olay, siyasette büyük bir kırılmaya ve suçlamaya neden oldu.

*

İstanbul/Gazi Cemevi Dedesi Veli Gürsoy başkanlığında, kalabalık bir grup Alevi Dernek-Vakıf Yönetici/Temsilcisi, Alevi Kurumları Birlik Koordinasyonu olarak, Ankara Garı önünde Barış Meydanında katledilen 102 kişiyi anmak üzere katliam yerine geldiler, karanfil koydular, saygı duruşunda bulundular (21.10.2015).

Veli Dede; Günün önemini ve içinde bulunduğumuz Muharrem ayı dolayısıyla, Kerbelâ Vakasını kısaca anlatıp, iki olaya dair üzüntülerini bildirdi. Bir Gülbang çekti, dua etti. Sonra da toplantıya katılan 35 kuruluştan bir heyetin hazırladığı (Türkiye ve dünya Kamuoyuna) Alevi Kurumlarının Ortak Basın Açıklamasını okudu.

Bu metin sadece bir anma ve üzüntülerini ifade etmekten ibaret değildi. Bu metin, aynı zamanda kısa bir tarihi anımsatma, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal/yönetsel durumun ifadesi, tarihi katliamların birbirine eklemlenmesidir. Ayrıca, Alevilik inancının esaslarını açıklamaktadır. Daha önemlisi, nasıl bir dünya ve düzen istediklerini ifade etmektedir.

Belirtilen nedenlerle, metin tarafımdan 25 madde şeklinde sınıflandırıldı. Bunların her birini açıklamak, Alevilik inancı hakkında doğru bilgi sahibi kılacaktır. Alevilik; bir “öte dünya” (ahiret) anlatan ve onun için ibadet edip çalışan bir inanç değildir. Evet, Ahiret inancı vardır ve fakat insan dünyasını/kaderini tam ve mesul yaşamak durumundadır. Ahiret, bu dünyanın gölgesidir. Dünyası mazbut olanın ahreti rahmetlidir. Dinden, imandan, ibadetten amaç “iyi insan” olmaktır. Bilinir ki “el-İslam hüsn-ül hulk”tur.

 Aleviler, düzeni eleştirmekte ve isteklerde bulunup mücadele edegelmektedir. Alevi, dünya hakkını, dünyada istemekte ve bunun için ölmüşlerini “dardan indirmek”tedir. Vefat eden kişiden incinmiş, alacaklı varsa onlarla helâlleşmektedir. Müteveffanın, yani Hakka yürüyenin çocukları, musahibi meydana çıkıp “razılık” istemektedir, varsa borçları kabul ve eda edilmektedir. Öte dünya için Hak rahmetini esirgemesin, onu Muhammed-Ali Katarından ayırmasın. Biz ondan razı olduk, Hak da razı olsun” denilmektedir.

"Alevilik Açılımı" adıyla Hükümet taktik olarak 7 toplantı tertiplemiş, kamuoyunu beklentiye sokmuş, raporlar düzenlemiş ve maalesef bir sonuç çıkmamıştır. Hükümet, bunu bir siyaset aracı olarak kullanmış ve beklediği olmayınca, sonuçsuz ve fakat öncesine nazaran daha gergin bir ortam bırakmıştır.

Aleviler de dinamik bir toplumdur. Kendi aralarında inanç ve siyaseti konuşmakta, sonuç almağa gayret etmektedirler. Bu arada siyaseti bir  “ikrar” olmaktan çıkarmakta ve sonuç alacak siyasi tercihte bulunmaktadırlar.

Zaman içinde, ihtiyaç/zorlamalarla, "Alevilik Tanımları" yapılmakta ve buna karşın mevcut inanç-ritüel devam etmektedir. Buna göre Alevilik; “İslamiyet’in aslıdır-özüdür, İslamiyetin tasavvufi bir yorumudur, bir dindir, bir kültürdür, yaşama biçimidir, gelişen-değişen eski bir inançtır” denilmektedir. Bunların hiçbirisi de tam değildir. Bilindiği gibi tarif, ”efradına cami ve ağyarına mani” olmalıdır. Bu kadar çok tarif, zaten tanımların tam olmadığına işarettir. Aleviliği, Alevi İnanç Kurumları/Kurultayları tanımlayacaktır.

Alevi Kaynaklarının günümüze aktarılması gayreti had safhadadır. Bununla da Aleviliği Sünnileştirme gayretlerinin olduğu görülmektedir. Yayınlanan kaynakların hemen ekserisinde Sünni ibadet önceliklerine vurgu yapılmakta ve şimdiki Alevi toplumunun bundan uzaklaştığı gösterilmektedir. Bu bir nevi eskiye dönüştür. İnanç hakkı tanımak yerine, “inançtan sapmaya” işaretle, haktan mahrum bırakmağa gerekçe yaratmaktır. Bu yaklaşım, asılsızdır, siyasidir.

Nitekim Saddam'ın devrilmesi amacıyla ABD+AB desteğiyle kurulmuş “Yeşil İslam Kuşağı”ndan arta kalan El-Kaide ürünü Örgütlerin ortaya çıkması, İslamı ve Cihadı tartışma konusu yapmıştır. DEAŞ (IŞİD)'in ortaya çıkması ile savaş hali de olsa yaptıkları infiale neden olmakta ve İslamiyeti tartışma konusu yapmaktadır.

Demek oluyor ki, her dönemde inanç adına ortaya çıkan bir grup, kendi kültürel tercihleri/alışkanlıkları doğrultusunda davranmakta ve dini kendisine payanda/sığınak yapmaktadır.

Hiç şüphesiz, mahrum bırakılmış ve baskı altında tutulup dışlanmış bir inanç sisteminin, farklı derecelerde sorunları olacaktır. Caferi, Kızılbaş, Bektaşi, Nusayri, Tahtacı Alevilerin kendi iç sorunları vardır. Gruplar, bunları cevaplamak için yoğun bir çaba içindedirler. Hiç şüphesiz hepsini içeren temel sorunlar da vardır. Asıl sorun da devletledir. Anayasada hak olmasına rağmen, Alevilik “eşit inanç hakkından” mahrum bırakılmaktadır. Bu, büyük bir haksızlıktır. Hükümetler, bu konuda adil bir karara varmağa, Aleviliği bir inanç olarak kabul edip, doğru öğretilmesini sağlamak ve bunun olanaklarını yaratmak zorundadır.

Eskiye nazaran çok şey değişmiştir ve mücadele ile elde edilmiştir, fakat yetmemektedir. Demokratik ülkelerde verilen haklar da artmaktadır. Hükümetimiz, kendisinin vermediği bir hakkın, AB devletleri verince verilmesine karşı çıkmakta, onları milletimizi bölmekle suçlamakta ve bunu başaranlara “Alisiz Alevi” demekte ve "Alevilik, Ali'yi sevmekse, ben onlardan daha çok Aleviyim" demektedir. Bu yaklaşım haksız, saptırma ve yanlıştır. Bir inancı silmeğe, asimile etmeğe çalışmak da suçtur.

Her din ve inançta, değişen dünya ve toplum koşullarına göre, inancı yorumlama gayretleri olmaktadır. Bunlardan bazısı rağbet görür ve taraftar toplar veya etkisiz kalır ve olmamışa sayılır.

 Farklı inançtaki insanın, inanç unsurlarına karşı aldığı tavrı, muhalif ve muarızları ne alakadar eder? Bu yöndeki söylemler, mahrum bırakılanlar arasında inanç bunalımı yaratmak içindir. Kuran’da, inanç esaslarını saptırmak ve toplumda kargaşa yaratmak isteyenler için “fitne ve fesat” tabiri kullanılmıştır. Bu söylemde ısrar etmek, inancı tahkir etmektir. Bir inancın mensupları, din önderlerini nasıl ve ne kadar seveceğine kendileri karar verirler. Bir başkasına ne düşer?

Açıklanan bu Ortak Bildiride, Alevilik inancı ve felsefesi, dünya tecrübesi, mitoloji ve edebiyatı, hayal ve emellerine işaretler vardır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim