• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

“Avrupa’da Türk Korkusu”

26.01.2015 08:00
Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar

 

 

“Türkler geliyor…”, “Türkler geliyor…”!

Saygıdeğer Hocam Prof. Dr. Muzaffer Arıkan bizzat şahit olduğu bir olayı anlatmıştı: İspanya’nın Atlas Okyanusu’na bakan yüzünde bir dağ köyü. Çocuklar saklambaç oynuyorlar. Ebe 50’ye kadar sayıyor ve sonra meşhur tekerleme: “Önüme, arkam saklanan söbe. Türkler geliyor kaçın”. Çocuklar çil yavrusu gibi dağılıyorlar.  Zaman geçmiş, bu çocuklar büyümüş, belki de şimdi Avrupa Parlementosu’nda veya kendi ülkeleri parlementolarında birer temsilciler. Ama içlerinde ta çocukluklarından getirdikleri Türk korkusu, belki de Türk düşmanlığı ile.

Avrupa devletleri Doğu Roma İmparatorluğu’ndan miras aldıkları Türk korkusunu dirilişleri için dayanak noktası yaptılar. Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin ortaya çıkmasında bu Türk korkusu önemli rol oynadı.

1071 Malazgird yenilgisi sadece Doğu Roma’yı ilgilendiren münferit bir olay gibi görülmüş Avrupa’da büyük bir panik yaratmamıştı. Ancak Selçuklu Türkleri çok kısa sayılabilecek bir süre içerisinde  kutsal İznik şehrini alıp kendilerine başkent yapınca Avrupa tehlikenin büyüklüğünü ancak o zaman tam olarak anlamaya başladı. Kudüs’ün, Antakya’nın, İznik’in Türklerin eline geçmesi Haçlı Seferleri’ni başlatmak için yeterli gerekçe idi.

Papaz Pierre l’Ermite verdiği ateşli vaazlarla 50.000 Fransız’ı Kudüs’ü kurtarmak için yollara döktü. Almanya’da da aynı şekilde 50.000 dindar Hrıstiyan cihat için ayaklandı. Macaristan ve Balkan topraklarında daha da büyük sayılara ulaşan başıbozuk cihatçı Hrıstiyanlar acele İznik üzerine yönlendirildi. 1096 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan’ın kılıcından bunlardan çok azı kurtulabildi. Şövalyelerden, kontlardan ve silahşörlerden oluşan 600.000 kişilik esas Haçlı Ordusu 1097 yılında İznik’i kuşattı. Kılıç Arslan İznik’ten çekilerek gerilla savaşı vermeye başladı. Bu durumdan yararlanan Çukurova Ermenileri, Kilikya Ermeni Devleti’ni kurdular. Sayıları 100.000’e inmiş olan Haçlılar 1098 yılında Antakya’yı ele geçirdiler. Antakya Haçlı Kontluğu’ndan sonra Urfa Haçlı Kontluğu kuruldu. 40.000 kişi ile Kudüs’e giren Haçlılar burada büyük bir katliam yaparak 70.000 Müslüman ve Yahudi’yi kılıçtan geçirdiler.

II. Haçlı Seferi ise 1147 yılında başladı. Almanya İmparatoru III. Konrat,  Eskişehir’de Sultan Mesud karşısında büyük bir yenilgiye uğrayarak 5.000 askeriyle İznik’e sığındı. Fransa Kralı VII. Luis’nin emrindeki 150.000 kişilik Haçlı Ordusu Toros geçitlerini geçemedi ve Antalya’ya dönmek zorunda kaldı.

 1176 yılında yapılan Miryokefalon savaşı Anadolu’nun Türk toprağı olduğunu kanıtlamış oldu.  Buna rağmen 1189 yılında Almanya, Fransa ve İngiltere Türklere karşı düzenlenen III. Haçlı Seferi bizzat imparator veya kralları komutasında katıldılar. Alman İmparatoru Barbarossa Toroslar’da bir nehri geçerken öldü. İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard ve Fransa Kralı Philippe Auguste Kudüs’ü Selahaddin Eyyubi’den alamayarak büyük kayıplarla geri dönebildiler (1192).

Bu Haçlı Seferleri Avrupa’nın Doğu’yu tanımasını sağladı. Niçin başarılı olamadıklarını araştırdılar. İslam dünyasından götürdükleri kitapları kendi dillerine tercüme ettiler. Avrupa’nın kültür düzeyi yükselmeye başladı ve Rönesans denilen gelişme çağı böylece başladı. Doğu demek İslâm demekti; İslȃm deyince ise Türkleri anlıyorlardı.

Haçlı Seferleri Papa’nın devlet ve halk üzerindeki otoritesini artırdı. Kilise, yeni savaşçılar kazanabilmek için cennetin tapularını satışa çıkarmaya başladı.  Kilisenin emrine girmek istemeyen siyasilerin tepkisi Reform hareketinin doğmasına sebep oldu. Bütün buna rağmen Kilise halk üzerindeki etkisini her zaman sürdürmeyi başardı.

Papa’nın bütün çabaları ve yardımları Fatih’in azmi karşısında eridi ve İstanbul ve Ayasofya Türklerin eline geçti. İstanbul’un yeni sahibi eski ev sahiplerine karşı şefkat gösterdi. Ayasofya’yı camiye çevirmekle birlikte Hırıstiyan İstanbul halkına  kiliseler tahsis etti. Ortodokslara geniş yetkiler vererek Katolik Papa’nın çekim merkezinden uzak tutmaya çalıştı. Böylece Türk toprakları arasında sıkışıp kalmış olan İstanbul’un alınmasıyla Avrupa’nın en uç Doğu kalesi Türklerin Batı’ya doğru ilerleyişlerinin önünde bir engel olmaktan çıkmış oldu. Ancak Haçlı Seferleri hiç bitmedi. Niğbolu, Varna, Kosova, Mohaç zaferleri Viyana’ya kadar Türklerin önünü açmış oldu. 1683’ten sonra Türklere karşı kurulan Kutsal İttifak  Girit Savaşları ile devam etti. Sevr ve Mondros anlaşmaları Lozan’da noktalandı.

Osmanlı döneminde Avrupalılar, Hırıstiyan tebeanın haklarını savunmak bahanesi ile sürekli Osmanlı’ya müdahalelerde bulundular. Osmanlı topraklarının en ücra köşelerinde bile konsolosluklar açarak Hırıstiyanların haklarını savunmak bahanesi ile kazanımlar elde etmeye çalıştılar. Kurdukları azınlık okullarında Hırıstiyan misyonerler birbirleriyle yarıştılar.  Bir tek Alman’ın bile bulunmadığı Musul’da Almanlar konsolosluk açtı. Avrupa’dan sürgün ettikleri Yahudilerin Filistin’de toprak satın almaları için Rusya, Almanya, İngiltere ve Fransa Osmanlı’ya baskı yaptılar. Filistin’in Yahudilere peşkeş çekilmesini önlemek isteyen II. Abdülhamid kendisini Selanik’te buldu. Abdülhamid’in tahttan uzaklaştırma kararını tebliğ için giden 5 kişilik heyet içerisinde Emanuel Karassu da bulunmaktaydı. Bu tarihin acı ibret vesikalarından birisidir.

Peki Avrupa’nın Türk korkusu veya Türk düşmanlığı bitti mi? Ne yazık ki hayır.. 1970 yıllarında Türkiye Ortak Pazar’a girmek istiyordu. Biz o zamanlar üniversitede öğrenci idik. Tam 45 yıl geçti. Yunanistan girdi, Kıbrıs Rum Devleti girdi ama Türkiye henüz aday listesinde. Bu adaylık öyle anlaşılıyor ki hiç de bitmeyecek. Avrupa Topluluğu bir Hıristiyan birliği olarak arasında bir Müslüman devleti görmek fikrine bir türlü alışamadı. Son olarak Paris’te Charli Hebdo saldırısının kınama yürüyüşünde Türkiye Başbakanı fazlalık olarak görüldü. Elinden Gazze’nin kanları damlayan Netanyahu’yu kimse garipsemezken Türkiye Başbakanı’nın en iyi niyetle yapmış olduğu katılım İtalya Başbakanı tarafından küçümsendi.  Yadırgandı. Öyle sanıyorum ki İtalyan Başbakan’ın yadırgadığı şey o kadar Hırıstiyan devlet veya hükümet başkanı arasında bir Müslüman hükümet başkanının bulunması idi. Oysa ki Türkiye yıllardan beri terörden en çok canı yanmış bir ülke idi. 30 yılı aşkın süredir devam eden PKK teröründe devlet binlerce güvenlik görevlisini ve vatandaşını teröre kurban vermişti. Halen de vermeye devam etmektedir. Türkiye’nin kullandığı dil de son derece açık ve anlaşılır bir dildir: Terörün, dili, dini, ırkı, milliyeti yoktur. Terör, terördür. Kimden gelirse gelsin terörün hedefinde günahsız insanlar vardır. Irak’ta, Suriye’de devam eden terörle Paris’teki terör arasında hiçbir fark yoktur. Özdemir Sabancı’yı katleden teröristin, Paris’teki teröristten hiçbir farkı yoktur. 

Türkiye, son yıllarda bölgede aktif rol oynama çabası içerisinde. Arap ülkelerinde başlayan dalgalanma Avrupa’yı ve Amerika’yı korkutmaya yetti. Irak’ta oynatılan taşları bir milyon günahsız insanın kanı yerine koyamadı. Maalesef yakın gelecekte de koyacak gibi değil. Etnik çatışmaların yeteri kadar sonuç vermediği bölgelerde mezhep çatışmaları körüklendi. Saddam’ın “cehennem topları” ve “kimyasal silahları” bulunamadı ama ABD Irak’ta kendi aklına göre yeni bir düzen kurmaya çalıştı. 8 yıl devam eden Irak- İran savaşında  alevlenmeyen mezhep çatışması şimdi IŞİT ile zirve yaptı. Musul’da IŞİT’ten sonra ne kadar masum insanın toprakla buluşacağını, ne zulümler yapılacağını kimse düşünmek bile istemiyor. Paris’te 12 kişinin öldürülmesi Şam’da 385 kişinin kimyasal silahlarla öldürülmesinden bile büyük yankı yaptı. Halep’te varil bombaları okullara, hastanelere, Pazar yerlerine yağmaya devam ediyor. Gazzede 2.000’den fazla sivil halk, kadın ve çocuk İsrail askerlerinin misket bombaları ile öldürülürken Avrupa başkentleri bunu duymadılar bile. Şimdi her tarafı bir İslamafobi kapladı. Avrupa polisi “cadı avı” başlattı. Böylece piyonları ortaya sürenlerin planları başarı ile devam etmekte.

Türkiye bazılarına göre son yıllarda çok fazla güç kazandı. Dünya haritası üzerinde operasyon planlayanlar Türkiye için bu yüzden hiç de iyi şeyler düşünmüyorlar.  Etnik çatışma yaratma çabalarının yedeğinde mezhep çatışması yaratmanın çabaları da su yüzüne çıkmaya başladı bile.  Bu bir anlamda yeni bir Haçlı Seferi. Işid, El-kaide, Boko Haram gibi terör örgütleri de bunların değirmenine su taşımakla meşgul.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Orhan Atvur
30 Ocak 2015 Cuma 21:15
21:15
İçeride bu değirmene hangi yöneticiler su taşıyor. İşid değirmeni nasıl döndürüyor burnumuzun dibinde. Haçlılar eyvallah! İçimizdeki Haçlılar esas ve öncelikli tehlikedir. Saygılarımla.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim