- BIST 77.689
- Altın 128,066
- Dolar 2,9818
- Euro 3,3054
- Adana : 36 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 30 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
Bağdat’ta Bir Zorba: Bekir Subaşı

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar
“Sü” kelimesi eski Türkçede “asker” anlamına gelir. “Sü-başı” da “ordu başı, asker başı” demektir. Kelime zamanla “subaşı” şekline dönüşmüştür. Bugün kullandığımız “subay” kelimesi de aynı anlamdadır.
Bekir Subaşı, 1623 yılında emrindeki 12.000 yerlikulu ve kale azapları komutanı idi. Bağdat’ın iç ve dış güvenliğinden o sorumlu idi. O devirlerde Van ve Bağdat gibi serhat şehirlerinde “yerlikulu” adı verilen muhafızlar bulunur ve İran tehlikesine karşı hazır beklerlerdi.
Bekir Subaşı Bağdat’ın eşraf ve a’yanından idi. Uzun süredir subaşılık görevinde bulunduğu için Bağdat’ta büyük bir güç ve şöhret kazanmıştı. Kendi adamlarını yeniçeri subayı (çorbacı) olarak tayin ettirmiş, her iş kendisinden sorulur olmuştu. Zamanla Bağdat valileri bile onun rızasını almadan iş göremez olmuşlardı.
Bağdat Valisi Yusuf Paşa zamanında Bağdat’ta görev yapan azaplar yüzbaşısı Mehmed Ağa, belki de valinin desteğiyle Bekir Subaşı’ya karşı bir plan yaptı. Bekir Subaşı bir görev dolayısıyla Bağdat dışında iken, şehirde bir operasyona girişti: Önce Bekir Subaşı’nın oğlunu ve sonra da şehirdeki önemli taraftarlarını ortadan kaldıracaktı. Ancak Bekir Subaşı’nın oğlu Mehmed’in bu operasyondan haberi oldu ve Yüzbaşı Mehmed’in kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Yüzbaşı Mehmed, vali Yusuf Paşa’nın yanına sığındı. Bütün tehditlere rağmen Yusuf Paşa, kendisine sığınan Yüzbaşı Mehmed’i teslim etmedi. İçkaleye çekilerek Bekir Subaşı ile savaşmaya başladı. Mazgal deliğinden giren bir kurşun ölümüne sebep oldu. Yüzbaşı Mehmed bu durumda daha fazla dayanamayacağını anlayarak Bekir Subaşı’ya teslim oldu. Ancak Bekir Subaşı verdiği söze uymayarak Yüzbaşı Mehmed’i ve oğullarını bir kayığa doldurdu. Hepsinin üzerine petrol döktürüp ateşe vererek Dicle’ye saldı. Onların acı içerisinde yanıp kül oluşlarını sadistçe izledi. Kaledeki bütün hazineye el koydu. Kendisine muhalefet edebilecek ne kadar adam varsa hepsini öldürttü. Uydurma bir Bağdat valiliği fermanı okutarak kendisini Bağdat valisi ilan etti (Naima Tarihi, II, TTK, 518).
Olay İstanbul’da duyuldu. Bağdat valiliğine Diyarbekir eski valisi olan Süleyman Paşa tayin olundu. Süleyman Paşa’nın mütesellimi (vekili) görevi devir almak üzere Bağdat’a geldi. Ancak Bekir Subaşı, “bize paşa gerekmez” diyerek mütesellimi şehre sokmadı. Bunun üzerine Diyarbekir Valisi Hafız Ahmed Paşa, eyalet askeri ile durumu düzeltmek üzere Bağdat’a gönderildi. Sivas, Maraş, Musul, Kerkük valileri de Hafız Ahmed Paşa’nın emrine verilmişti. Bağdat yakınlarında yapılan savaşta Bekir Subaşı kuvvetleri yenildi. Hafız Paşa, Bekir Subaşı’nın İran’dan yardım isteyeceğini bildiğinden kendisine eski görevinin verileceğine dair söz verdi. Ancak Bekir Subaşı, İran Şahı Abbas’tan yardım istedi. Şah Abbas, Karçıkay Han komutasında 30.000 kişilik bir kuvvetle kendisine Bağdat valiliği tacını gönderdi.
Aslında Bekir Subaşı, İran şahına da güvenmiyordu. Bu yüzden bir taraftan da Hafız Ahmed Paşa ile görüşmelerini sürdürdü. Hafız Ahmed Paşa, bir iç isyanın İran-Osmanlı savaşına sebep olacağını gördü. Bunu önlemenin tek çaresi ise Bekir Subaşı’nın vali olarak atanmasıydı. Bağdat yerine kendisine Rakka beylerbeyiliği ve oğlu Mehmed’e de Dicle sancakbeyliği fermanları düzenlendi. Ancak Bekir Subaşı be teklifin bir aldatmaca olduğunu bilecek kadar Osmanlı devlet teşkilatını bilmekteydi. Kendisine elçi olarak gönderilen İmadiye hakimi Seyyid Han’ı huzurundan kovdu. Bağdat’ın İran Şahı’na verilmesini istemeyenlerin şehirden çıkıp gitmelerine izin verdi (Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 157).
Durumun gittikçe kötüleştiğini gören Hafız Ahmed Paşa, hemen Bağdat valiliği menşurunu Bekir Subaşı adına düzenleterek Harput (Elazığ) Sancakbeyi Küçük İbrahim Bey ile gönderdi. Bekir Subaşı isteğini elde etmişti. İran Şahı’nın komutanı Safikulu Han’ı ziyafetlerle birkaç gün oyaladı, sonra da Bağdat’ı İranlılara teslim etmekten vaz geçtiğini bildirdi.
Safikulu Han bu cevaba çok sinirlendi: “Bu kongaygidi (koca pezevenk) ne herzesini yer; meğer bizim şahımız oğlancık mıdır ki böyle kelimat ile firib verir (hile yapar); pes bizi bunda maskaralığa mı davet eder?” dedi. Bu hakareti duyan Bekir Subaşı, Şah tarafından Bağdat’ı teslim almak için gönderilen 300 Kızılbaş’ın (İranlı’nın) önünde kendisine gönderilen Kızılbaşlık tâcını tekmeledi. Kendisine karşı gelenleri öldürüp kale bedenlerine astırdı. Diğerleri de çıkıp gittiler.
Bekir Subaşı, Hafız Ahmed Paşa’ya teşekkür mektubu göndererek kendisine güven gelmesi için ordusunu alarak Diyarbekir’e geri dönmesini istedi. Böylece bir zorba, kaba kuvvetle, tehditle, hile ile bir şehrin valiliğini ele geçirmiş oluyordu.
Genç padişah IV. Murad, İstanbul’da kendisini Sadrazam olarak tayin ettiren Topal Recep Paşa’nın entrikaları ile uğraşıyordu. Bir taraftan da Abaza Mehmed Paşa isyanı devleti meşgul etmekte idi. Bağdat olayı ortaya çıkınca kuvvetleri dağıtılan Abaza Mehmed Paşa af edildi ve Bağdat meselesine ağırlık verildi.
Bekir Subaşı, zorla Bağdat valisi oldu. Ama yaptığı zulümler ve hayinlikler ayağına dolaştı. Bu ibretlik olayın devamını ve Bekir Subaşı’nın başına gelenleri başka bir yazımızda anlatacağız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- 15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- 15 Temmuz Demokrasi Saldırısı19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Bir Demokrasi Şehidi: Cavit Bey04 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Sosyal Cinnet: Ankara Üniversitesi’nde 4 eczacı öldürüldü27 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Bir Anı: Tatar Dostlarımla Bir Cuma Namazı20 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Gabriel Noradunkyan Efendi13 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- IV. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardında07 Haziran 2016 Salı 06:00
- “Amid” Adı Üzerine31 Mayıs 2016 Salı 06:00
- Babasına İhanet Edenden Kime Ne Fayda Gelir23 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
- Bozok sempozyumu'nun ardından12 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












