- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
Başbaşa iki kişi

Sedat MEMİLİ / Yazar
İki insan baş başa ise, gerçekte onların davranış ve düşüncelerine yön veren bir güç daha vardır: birlikte olmalarından doğan ilişki...
İki arkadaştır; arkadaşlık ilişkisi bu ikisini yönlendirir.
Karı kocadır; evlilik kurumu görünmez ama karı kocanın yaşamını doğrudan etkiler.
İş ortaklarıdır; ortaklık ilişkisi davranış ve düşüncelerine egemendir.
İnsana saygı göstermek, bazen sorunların çözümü olmayabilir.
Birbirine saygılı olan arkadaşlar, eğer, arkadaşlık ilişkilerine saygı göstermiyorlarsa, arkadaşlıkları bitecektir.
Evliliklerin yıkılmasının temel nedenlerinden biri de budur; eşler birbirine saygılıdır ama “evlilik kurumu” na saygıları yoktur.
Bir oda başkanı sadece üyelerine saygı gösteriyorsa, odanın yazgısı gerilemektir; bu kaçınılmaz.
Örneği biraz daha açalım; Bir insan, bulunduğu nesnel koşulların etkisi altındadır. Eğer eşinin ailesine gitmişse o “enişte” ya da “damat”tır. Bulunacağı her türlü iyi ve kötü davranışında “filancanın damadı” ya da “falancanın eniştesi” olarak değerlendirilir.
Öte tarafta eşinin kocasıdır; işçisinin patronudur; üyesinin başkanıdır; çocuğunun babasıdır; bankanın mudisi, vergi dairesinin mükellefidir vb...
Kahvede altmışaltı oynarken takındığı tavrı, çocuğunun okulunda öğretmenler ile konuşurken takınamaz.
Çünkü o, kahvede bir arkadaşlık ilişkisini temsil ederken, okulda bir ebeveyn ilişkisini temsil etmektedir.
Bu temsil hakkı seçimle elde edilmiş değildir. Nesnel koşulların akışı içinde, çağdaş ilişkiler böyle davranmasını gerektirdiği için vardır.
Bir de seçimle elde edilmiş temsil yetkileri vardır.
Bir belediye başkanı “Ali yada Veli” değildir. Seçildiği kentin temsilcisidir.
Kentlinin ve kentinin onurunu korumak vazgeçemeyeceği bir görevdir.
Seçilmiş olması, kişisel kaprisleri ile davranmasını engeller.
O artık sadece evinde kişisel duygu ve düşünceleri ile davranabilir.
Hele bu temsil yetkisi ona toplum tarafından verilmiş ve bir ülkenin başbakanı sıfatını kazandırmışsa, o artık milyonlarca kişinin temsilcisidir.
Halkın onurunu incitmemek, kaçınılmaz görevidir.
Demokrasinin (özellikle ülkemizde uygulanan) şöyle bir garipliği var.
Kişisel ilişkilerimizde, temsil yetkisinde hata yapanları affetmiyoruz. Yapılan her hatanın mutlaka bir yaptırım gücü var.
Örneğin arkadaşlık ilişkisine son veriyoruz.
Evlilik kurumunda temsil yetkisini kötüye kullananı “boşanarak” cezalandırıyoruz.
Eğer iş ortağımız “ortaklık ilişkisine” ihanet etmişse, ortaklığı bitiriyoruz.
Peki egemenlik hakkımı, yarınımı, geleceğimi temsil etme yetkisini kötüye kullanan için neden “seçim”zamanını beklemek zorunda kalıyorum?
Küçücük bir iş yerinin iş ve işlemlerini takip etmek için yetki verdiğim bir kimsenin kötü niyetli olduğunu anladığım an notere koşup, verdiğim yetkiyi geri alıyorum.
Egemenlik hakkına ve bir ulusun onuruna verdiğimiz değer, bir iş yerinin işlemlerinden daha mı önemsiz?
Demokrasi, bu olmamalı.
Çünkü tehlikede olan bir ülkede, güvenlikli işyerinin hiçbir anlamı yoktur.
Batırılmaya çalışılan bir gemide, kamaralarımızın altın kaplamalı oluşu, bizi, denizin dibini boylamaktan kurtarmaz.
Gemiyi kayalıklara doğru sürükleyen bir kaptana karşı, Çarkçısıyla, yolcusuyla herkes, altınlarını değil, gemiyi kurtarmak zorundadır.
Demokrasi halk idaresi ise, gerçek demokrasi budur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- Küçük müdürlerin küçük kapısı27 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00
- İmam hatipler ve terörizm26 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Ak Partiye öneriler25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Halkın vicdanı harekete geçti22 Temmuz 2016 Cuma 06:00
- Ateş ve altın21 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
- Orada kaldı20 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00
- Uzak saniyeler19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Darbe'ye darbe18 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Bugün günlerden Dedem Rüstem Dağlı16 Temmuz 2016 Cumartesi 06:00
- Artık "halk" ithal ediyoruz15 Temmuz 2016 Cuma 06:00
- İnsanı kaybettim, insan nerede?14 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












