• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Başbaşa iki kişi

09.10.2015 07:30
Sedat MEMİLİ / Yazar

Sedat MEMİLİ / Yazar

İki insan baş başa ise, gerçekte onların davranış ve düşüncelerine yön veren bir güç daha vardır: birlikte olmalarından doğan ilişki...

İki arkadaştır; arkadaşlık ilişkisi bu ikisini yönlendirir.

Karı kocadır; evlilik kurumu görünmez ama karı kocanın yaşamını doğrudan etkiler.

İş ortaklarıdır; ortaklık ilişkisi davranış ve düşüncelerine egemendir.

İnsana saygı göstermek, bazen sorunların çözümü olmayabilir.

Birbirine saygılı olan arkadaşlar, eğer, arkadaşlık ilişkilerine saygı göstermiyorlarsa, arkadaşlıkları bitecektir.

Evliliklerin yıkılmasının temel nedenlerinden biri de budur; eşler birbirine saygılıdır ama “evlilik kurumu” na saygıları yoktur.

Bir oda başkanı sadece üyelerine saygı gösteriyorsa, odanın yazgısı gerilemektir; bu kaçınılmaz.

Örneği biraz daha açalım; Bir insan, bulunduğu nesnel koşulların etkisi altındadır. Eğer eşinin ailesine gitmişse o “enişte” ya da “damat”tır. Bulunacağı her türlü iyi ve kötü davranışında “filancanın damadı” ya da “falancanın eniştesi” olarak değerlendirilir.

Öte tarafta eşinin kocasıdır; işçisinin patronudur; üyesinin başkanıdır; çocuğunun babasıdır; bankanın mudisi, vergi dairesinin mükellefidir vb...

Kahvede altmışaltı oynarken takındığı tavrı, çocuğunun okulunda öğretmenler ile konuşurken takınamaz.

Çünkü o, kahvede bir arkadaşlık ilişkisini temsil ederken, okulda bir ebeveyn ilişkisini temsil etmektedir.

Bu temsil hakkı seçimle elde edilmiş değildir. Nesnel koşulların akışı içinde, çağdaş ilişkiler böyle davranmasını gerektirdiği için vardır.

Bir de seçimle elde edilmiş temsil yetkileri vardır.

Bir belediye başkanı “Ali yada Veli” değildir. Seçildiği kentin temsilcisidir.

Kentlinin ve kentinin onurunu korumak vazgeçemeyeceği bir görevdir.

Seçilmiş olması, kişisel kaprisleri ile davranmasını engeller.

O artık sadece evinde kişisel duygu ve düşünceleri ile davranabilir.

Hele bu temsil yetkisi ona toplum tarafından verilmiş ve bir ülkenin başbakanı sıfatını kazandırmışsa, o artık milyonlarca kişinin temsilcisidir.

Halkın onurunu incitmemek, kaçınılmaz görevidir.

Demokrasinin (özellikle ülkemizde uygulanan) şöyle bir garipliği var.

Kişisel ilişkilerimizde, temsil yetkisinde hata yapanları affetmiyoruz. Yapılan her hatanın mutlaka bir yaptırım gücü var.

Örneğin arkadaşlık ilişkisine son veriyoruz.

Evlilik kurumunda temsil yetkisini kötüye kullananı “boşanarak” cezalandırıyoruz.

Eğer iş ortağımız “ortaklık ilişkisine” ihanet etmişse, ortaklığı bitiriyoruz.

Peki egemenlik hakkımı, yarınımı, geleceğimi temsil etme yetkisini kötüye kullanan için neden “seçim”zamanını beklemek zorunda kalıyorum?

Küçücük bir iş yerinin iş ve işlemlerini takip etmek için yetki verdiğim bir kimsenin kötü niyetli olduğunu anladığım an notere koşup, verdiğim yetkiyi geri alıyorum.

Egemenlik hakkına ve bir ulusun onuruna verdiğimiz değer, bir iş yerinin işlemlerinden daha mı önemsiz?

Demokrasi, bu olmamalı.

Çünkü tehlikede olan bir ülkede, güvenlikli işyerinin hiçbir anlamı yoktur.

Batırılmaya çalışılan bir gemide, kamaralarımızın altın kaplamalı oluşu, bizi, denizin dibini boylamaktan kurtarmaz.

Gemiyi kayalıklara doğru sürükleyen bir kaptana karşı, Çarkçısıyla, yolcusuyla herkes, altınlarını değil, gemiyi kurtarmak zorundadır.

Demokrasi halk idaresi ise, gerçek demokrasi budur.

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim