• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Beş saniye

15.09.2015 06:00
Sedat MEMİLİ / Yazar

Sedat MEMİLİ / Yazar

Dünkü yazı da şunu işlemiştim; bir sorunu çözmek için önce o sorunun varlığını hissetmek gerekir.

Varlığı hissedilmeyen “şey” sorun olamaz zaten.

Bunun bir diğer anlamı düşmanın varlığını hissetmek ve onu tanımlamaktır.

Tanımlanamayan düşmanla hiç kimse savaşamaz.

Sorunun ortaya çıkmasının yarattığı şok ile öfkemiz,  tanımadığımız ve tanımlayamadığım düşman yerine tanıdıklara yönelir.

Öfke patlamaları mantığın, sağduyunun kontrolünden çıkar ve tam da düşmanın istediği tarafa yönelir.

Bölerek yönetme, emperyalizmin, bu güne kadar icat ettiği en büyük silahtır.

Sadece günümüzde değil insanlık tarihinde mülkiyet ve devlet kavramının çıkması, egemenlik hakkının elde edilmesi ile birlikte bu yöntem kullanılmaya başlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu dahi bu yöntemi kullanmıştır.

Eğer Kanuni Sultan Süleyman’ın Hıristiyanları bölme adına (Türk Düşmanı olduğu halde) Martin Luther’i desteklemeseydi bu gün belki de Protestan diye bir mezhep söz edilemeyecekti.

Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlis’i ile anlaşmasaydı belki de Anadolu’da Alevi kıyımı bu kadar sorunsuz gerçekleşmeyecekti.

Özellikle Asya ve Avrupa tarihlerinde “bölünmek suretiyle yıkılan” yüzlerce devletten söz edebiliriz. Bir çoğu da kardeş kavgasıydı… Bir çoğunda da fakir çocuklar öldü ve fakir çocukların anası ağladı.

“Kendini Arayan Tanrı” kitabımın temel mesajlarından biri de şuydu: “Neden Savaş Tanrı var da Barış Tanrısı yoktur?”

Bu insanlığın kendine sorması gereken bir sorudur.

Alçakların, kan emici ve insanlık dışı katillerin (bu sıfatları temsil eden devletler her zaman değişmiştir; geçmiş yıllarda, Roma veya Bizans; Osmanlı, Got’lar, Çarlık Rusya’sı, İngiltere; Günümüzde de ABD, İsrail ve İngiltere Şeytan Üçgeni) kardeşi kardeşe düşürecek yöntemleri bol ve şeytanidir.

Geçmişte, Alevi/ Sünni, sonra solcu/sağcı, azınlık/çoğunluk, şimdi Türk/Kürt… Eğer bu da tutmazsa, sarı saçlılar/kara saçlılar; türbanlılar/türbansızlar; beyaz pantolonlular/ Siyah etekliler…

Gülmeyin, bunlar gerçek.

Ben yaşamım boyu, düşman bir Sünni’ye, Alevi’ye, Kürt’e, Türk’e, sağcıya, solcuya rastlamadım…

Bütün bu sıfatta olanları kazıdığım zaman altından iki şey çıktı;

İri insan oluşu

Diğeri cahil oluşu…

Artık günümüzde hiçbir aklıselim insan, (siz buna İslam’a inanan da diyebilirsiniz) diğer insanı Türk veya Kürt olduğu için düşman göremez.

Kim görüyorsa, cahildir, bilgisizdir, düşmanına farkında olmadan hizmet edendir.

Söylemekten bıkmayacağım;

Bizler ölürken millet kanımız üzerinde saltanat gemilerini yüzdürüyor.

Gözyaşlarımızın oluşturduğu pınarlar üzerinde, kayık sefaları yapıp, banka hesaplarını hayal ediyorlar.

Bitlisliyi Aydınlıya, Kütahyalıyı, Vanlıya kışkırtırken, Bitlis’in, Aydın’ın, Van’ın, Kütahya’nın toprak altı ve toprak üstü zenginliğini ele geçiriyorlar.

Konuşacağınız her söz ve yapacağınız her davranış için sadece ama sadece beş saniye “Ne yapıyorum?” diye düşünün ve ne yapacaksanız o zaman yapın…

Varlık ile yokluğunuz o beş saniyede beyninizden geçenlere bağlıdır.            

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim