Şimdi değil de ne zaman? Diye sorulacak bir soruya verilecek en uygun cevabın tam karşılığı, soru’nun kendi ikliminde saklı olduğunu söyleyebilirim. En kısa bir zamanda..
Mümkünse hemen şimdi..
Çok şeyin ertelendiği ve dahası ötelendiği bir çağ ve coğrafyada yaşıyoruz. Bu durumdan dolayı, çoğu kez üzüldüğümü itiraf etmeliyim. Zamanında yapılmayan müdahalelerin hiç ama hiçbir yararı olmuyor. Etkisi geçtiği gibi, amacı da, tadı da bozuluyor. Mesele bununla da kalmıyor. Bununla birlikte, rayihası kaçan güzelim düşüncelerin ve erdemin, cilası yapılmış kafeslere sokulması, toplumsal memnuniyetsizlik katsayısını da arttırıyor.
Zamanında uygulanmayan “doğru”, asri mezarlıkların kuytularına defin ediliyor!
Aslında sabıka kaydını yenilemekte ve sicilini temizlemekte geç kalan bir şehrin mensuplarıyız desem, kızmayınız lütfen..
Kötüyü bertaraf etme alışkanlığımız, başımıza musallat olmadan hesaba katılmıyor.
Önce darbeyi yiyeceğiz, sonra düşünmeye başlayarak pansuman çözümlerin, makyaja dönük eylemlerin, günü kurtarmanın, popülist planların en kötü uygulayıcılarından olmaktan vazgeçmeyeceğiz.. Erteledikçe erteleyeceğiz..
Çok unutkan olmayı seven, kanıksayan bir toplum oluyoruz maalesef..
Buruk ve Asri mezarlılarda, ihmal eden ve/ya da erteleyenlerin mevcudiyetini hatırlamıyoruz bile..
Değişik platformlarda dile getirdik, kaleme aldık, öneriler sunduk. Maalesef; gündelik önceliklerimizin ve tercihlerimizin manipülasyonlarından ve karar vericilerimizin süregelen ihmallerinden kurtulamadık.. Alınması gereken çok basit kararlar bile alınmadı. Birilerinden korku ve endişe duyan karar vericiler, en kolay yolu tercih edip durdu..
Ötelediler.. Ertelediler..
Sadece bu konu ile alakalı olarak, heybemdeki kırıntıları döksem, emin olun üzüntü ambarı dolup taşar! Yine de meramımı, yerel ölçekte kısaca döküp, kamuoyunun takdirlerine sunayım istedim. Farklı ve yersiz bir mülahaza olarak görülsün istemedim. Üstünden öylece geçen, uzun sayılabilecek bir zaman aşımı olmadı. Henüz tazeliğini koruyor. Ama çok iyi biliyorum ki; zaman zaman sunmaya çalıştığımız diğer öneriler gibi, bu da mürur-ı zamana (zaman aşımına) uğrayacak, eğer öncelikler arasına alınmazsa.. İsterseniz not edin..
Sabırla sonuçlandırılmasını beklediğim birkaç konu başlığı daha var. Biraz daha beklemeye çalışacağım! Şu an için, sadece bunu paylaşayım sizlerle..
Başka şehirlerde, başka kurum ve kuruluşların, şahısların, iyilik ve güzellikleri yapması, bizim de benzerlerini yapmamıza engel mi?
Günümüzde; yaşamsal olarak, karaborsasını en çok çektiğimiz değerlerimizden birisi, “Marifet ve İltifat” gerçeğidir. Konuyu başka bir zaman aralığında kısmet olursa daha geniş bir perspektiften ele almayı düşünüyorum. Şimdilik sadece lokal olarak bir mevzuyu söz konusu ederek değerlendirmelerinize sunuyorum.
Elinde yönetim otoritesi bulunan; Mülki ve Yerel ölçekteki tüm Saygıdeğer Makamlara seslenmek istiyorum. Gelin şu “Marifet ve İltifat” ismi verilen değer’imizi, tüm ihtişamıyla harekete geçirelim. Kent ve Kentli olarak, başta kendimizin, sonra evrensel bazda, ulusal arenada kentimizin itibarını arttıralım. Bize gönül açana, elini uzatana, bir adım gelene, nerede olursak olalım, nereden gelirse gelsin, İyiliğe, en güzel şekliyle, yapabileceğimizi yaparak karşılığını verelim. Karşılığı tam olmasa da, verelim ama verelim.. Şehitlerimize, gazilerimize yaptığımız ve/ya da yaptığımızı zannettiğimiz vefasızlığımız ise ayrı bir yazı konusu..
Van depreminde; pek çok gizli/açık kahramanlarımız var.. Hepsini saygı ve minnetle anıyorum. Öncelikle; hala emek veren; başta saygın STK’larımız olmak üzere, resmi anlamdaki sorumlu yöneticilerimizi de dâhil ederek, tümüne, bütün iyilikseverlere en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
Akılda ve gönülde kalan öyle biri var ki; asla ihmal edilmez, edilmemeli..
Dünya görüşü ve nereli oluşundan çok, onun gönül görüşü her türlü takdirin üstünde.
Gelin biz de bunu taçlandıralım lütfen!
Marifet ve Miyaza ki..
Çok uzak diyarlardan geldiler. Yumeka OTA, Miyuki KONNAI ve Atsushi MIYAZAKI..
Bunlardan Dr. Miyazaki enkaz altından kurtarıldıktan sonra, bütün çabalara rağmen hayatını kaybetti bizim topraklarda.. Onun iyiliksever anısına; İyiliksever bu kentin, iyiliksever yöneticileri ile birlikte, mutlaka yapabilecekleri bir şeyler vardır diye düşünüyorum. Öneriler manzumesini sıralamak istemiyorum. Bir cadde, bulvar, sokak, okul ve/ya da bir parka isim verilebilir. Ona eşlik eden ekip ve ailesi, Japon Konsolosluğu da dahil edilmek suretiyle çağrılarak , insani bir açılış yapılabilir.. Bu teşebbüs; ulusal ve uluslar arası platformda da saygınlık oluşturacak bir etkiye gebedir.
Miyazaki ve onun gibiler, Marifet ve İltifatı kanının son damlasına kadar hak eden kişilerdir. Öyleyse, gelin bize yakışanı yapalım, gelin emaneti sahibine teslim edelim..
Emaneti sahibine teslim etmekte geç kaldığımız saygıdeğer insanlarımızı da unutmadan..
Ertelemeden, ötelemeden…
Çünkü; Bize İyilik Yaraşır!
***
Neşter !
Gel!
Sevdanın gergefinde sevgiyi örecekler.
Gel korkusundan korkan, Ey çürüyen sol yanım!
Toprağa verilirken, başını örtecekler,
Önce-sonra fark etmez, pişman olursun canım!
Sevgi ile Kalın..
akt