Yaklaşık 20 yıla yakın bir zaman diliminden sonra, İzmir’de ikamet eden Asker arkadaşım Mehmet Yıldız beyefendi ile, arkadaşlarıyla birlikte geldiği Adana’da buluştuk.
Ömer Ekinci hocamın ev sahipliğinde, yaklaşık 15 kişi önceki gün akşam yemeğinde bir araya gelip, uzun uzun sohbet ettik.
Öyle bir sohbet ki, klasikleşmiş yemek sohbetlerinin aksine, ülkenin ve milletin meselelerini kendilerine dert edinmiş olan arkadaşlarım, yemek boyunca bir birinden değerli konuları masaya yatırıp durdular.
Hayran olmamak, hayran olup ta duygulanmamak mümkün değildi
Bir birlerinden kıymetli olan dostlarımın her biri, ülke içerisinde ve uluslar arası alanda muazzam hizmetlere imza atmış ve en önemlisi ders alınacak vakıalarla karşılaşmışlar
Dostlarım, Kanuni Sultan Süleyman’ın;
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” şiirinde de küçük bir değişiklik yaparak;
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda şuurlu bir Müslüman gibi” ilavesiyle şiire daha da büyük anlamlar katmışlar.
Bu gün belki de sıkıntısını en çok çektiğimiz konu da bu olsa gerek.
Şuurlu ne yaptığını bilen Müslümanlar 20. Yüzyılın başında küresel anlamda olsaydı, ne Yahudi lobisi ve ne de Ermeni Diasporası amacına ulaşabilirdi.
Bu şuursuzluğun yokluğu kendini her alanda hissettirmiştir.
Bu gün şuursuz ve hasta kafaların, uyuşturucu bataklığında ne hale geldiğini görüyor ve kahroluyoruz.
Yunus Emre şuurlu Müslümanlara işaret ederek;
“Şol Cennetin ırmakları
Akar Allah deyu deyu
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyu deyu”
Demiyor mu?
Ancak Yunusm’un ilahi olarak seslendirilen bu satır aralarını, ne yazık ki yeterince algılayıp hakkını verememişiz.
Bu gün, zaman zaman bazı velilerin dilekçeler vererek, çocuklarının din dersinden muaf tutulmasını istedikleri bir ortamı üzüntü ile izliyoruz.
Biz bu üzen tabloları izlerken bakın Amerika’da neler oluyor.
Amerika’nın Teksas eyaletindeki Türk okullarında görev yapan Halit Ün hocamın, Zenci bir ABD vatandaşı olan hanımın, okulla ilgili şikayetini anlattığında hayranlığımı gizleyemedim.
ABD’li zenci bayan, çocuğunu Türk okuluna kaydettiriyor.
Ancak din dersinde öğretmen, Hıristiyan olan iki öğrenciye İslam’la ilgili din dersini görmek zorunda olmadıkları için, isterlerse dışarı çıkabileceklerini söylüyor
Sonuçta öğrenciler dışarı çıkıyor ancak velilerine konuyu anlatıyorlar.
Büyük bir hiddetle okula gelen zenci bayan, “Nerede bu öğretmen hemen bana bulun” diye bağırıp çağırıyor.
İlgili öğretmen geliyor, müşfik bir ses tonu ve tebessüm eden yüzüyle olayın hassasiyetini veliye anlatıyor.
Ama veli memnun olmuyor.
Neden mi?
Hıristiyan olan zenci hanım;
“Bu okulda çocuklar neyi öğreniyorsa, benim çocuğumda onu öğrenecek” diyor.
Ne muhteşem bir duygu değil mi?
İslam diyarında ne yazık ki bu gün, “Müslüman’ım” diyenlerin dilekçeler vererek, evladının din dersinden muaf olmasını isteyenlere karşılık, Hıristiyan bir velinin tam tersine evladının bu dersten mahrum kalmaması için çırpınışına bakın.
İşte dünyanın dört bir tarafında hizmet veren şuurlu Müslümanlar,
Ve işte Yunusun deyimiyle İslam bülbülleri
Ama en önemlisi; hayatı zindanlarda, çileyle ve sürgünle geçen ve bu hizmetin önünü açan, Cennet mekan Bediüzzamanı Rahmetle anarken, bu hareketin yılmaz savunucusu Fettullah Gülen hocanın küresel anlamda ki mücadelesini takdir etmemek olur mu?