Bu sorunu halleden kim olursa tarihte hayirla yadedilecek.umarim bu hükümet halleder tarih onlardan bahseder.
alican
20 Şubat 2012 Pazartesi 12:38
namus
Hicap namustur,lütfen bu meseleyi halledin.
Ç.T
19 Şubat 2012 Pazar 21:09
a
Bu topraklar üzerinde yaşıyor isek biz nasıl temsil ediliyoruz yada ediyoruz? Bizler birbirimizle didişmekten, hedefimizin üzerindeki engelle uğraşamıyoruz bir birey olduğu gibi , kurumsal bir yapının , bir siyasi partinin ve fraksiyonun, legal- illegal örgütler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcisi de sözcüsüde sizin kadar hassasiyetle kafa yormuyor olayın ciddiyetini kavramı yorlar maalesef .Sizin gibi hassas düşünen insanlara ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.Kaleminize sağlık .
murat
19 Şubat 2012 Pazar 21:07
güzellik
Hz. Ali (a.s) oğlu İmam-ı Hasan Müctebaya buyurduğu vasiyetnamesinde şöyle demiştir: Eşlerinin örtünmeleri için giymeleri gereken elbise onların gözlerini hava-heves ve haramdan alı koymakta olup, giydikleri örtü onlara daha çok sebat etmelerine armağan getirecektir. Kadınların ölçüsüz ve usulsüz açılmalarına engel ol. Nedeni ise bu tür hayat tarzı onların fesada düşmelerine sebep olur. Edebiliyorsan, eşlerin senden başkasını tanımamalarını ve erkeklerle gidiş gelişlerinin olmamasını sağla.
asiye agus
19 Şubat 2012 Pazar 09:26
miracta görünen
Hz. Emir-ül Mûminin Aliden (a.s) şöyle nakledilmiştir:
Bir gün ben ve Fatıma (s.a) Resul-i Ekremin (s.a.a) huzuruna vardığımızda, Allah Resulü çok ağlamıştı. Ben ya Resulullah, dedim. Canım sana feda olsun nedir seni ağlatan?
Şöyle buyurdu: Beni göklere miraca götürdüklerinde, ümmetimden bazı kadınları şiddetli azap içerisinde gördüm; işte onların haline ağlamaktayım. Bir kadını saçından asılı bir halde, beyni kaynarken gördüm.
Bir diğerini, dilinden asılıyken, boğazına cehennemin pis kokulu kaynar suyundan döktüklerini gördüm.
Bir başkasının göğüslerinden asıldığını, birisinin kendi vücudunun etini yediği halde altından alevler yükseldiğini gördüm.
Bir diğerini, ellerinin ayaklarına bağlandığı bir vaziyette yılanların ve akreplerin kendisine musallat olduğunu gördüm.
Bir başka kadını gördüm ki, kör, sağır ve dilsizdi. Aynı zamanda ateşten bir sandığın içersine koyulmuş, beyni burnundan dökülüyor ve vücudu cüzam ve sedef hastalığından parça parça olmuştu.
Bir kadını ise ateş tandırında ayaklarından asılı bir vaziyette gördüm.
Bir başkasını gördüm ki vücudunun etlerini önden ve arkadan ateşten olan makaslarla kesiyorlardı.
Bir kadın ise yüzünü ve ellerini yaktığı halde kendi bağırsaklarını yiyordu.
Bir diğerini gördüm ki başı domuz başı, gövdesi ise eşek gövdesi gibiydi ve türlü türlü azabın içerisindeydi.
Bir başkasını köpek şeklinde gördüm ki, arkasından verdikleri ateş ağzından çıkıyor, başına ve bedenine ise melekler ateşten balyozlarla vuruyorlardı.
Hz. Fâtıma (a.s) dönüp Ey benim habibim ve gözümün nuru, hangi amellerinden dolayı Allah-u Teala onları bu azaplara müptela kılmıştı? diye sorunca, şöyle buyurdu:
Kızım, saçından asılan kadının suçu; saçını namahremlere karşı kapatmaması idi. Dilinden asılan kadın, diliyle kocasına eziyet eden birisiydi. Göğüslerinden asılan kadının suçu, kocasını cinsel münasebetten alıkoymaktı. Ayağından astıkları kadın, kocasından izinsiz dışarıya çıkıp giden bir kadındı. Kendi vücudunun etini yiyen kadının suçu, yabancılar için süslenmek idi; elleri ayaklarına bağlananın ise, kendini ve elbiselerini temiz tutmayarak, cenabet guslü etmeyip, necislerden vücudunu uzak tutmamak ve namazını hafife almaktı. Kör ve dilsizin suçu şuydu ki, zinadan hamile kalıp o çocuğu kocasına isnad ediyordu. Vücudunun etini makasladıkları kimse ise, insanlar rağbet etsinler diye, vücudunu insanlara gösteren kimseydi. Yüzünü ve vücudunu yaktıkları halde bağırsaklarını yiyen kadın, nikahsız kadın ve erkekleri birbirine ulaştırıp, günah işlemelerine vesile olan kadındı. Başı domuz başı, bedeni ise eşek bedeni olanın suçu, söz taşıma ve yalancılık idi. Köpek şeklinde olan ve altından ateş verdikleri kadın, şarkıcı ve hased eden kimseydi.
Bütün bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu Allah Resulü (s.a.a): Yazıklar olsun kocasını kızdıran kadına. Ne mutlu kocası kendisinden razı olan kadına
sena
19 Şubat 2012 Pazar 09:18
örnek
Aşağıdaki yazı, yeni evlenmiş bir çiftin arasında geçen bir söyleşiyi konu edinmektedir. Zevkle okuyacağınızı umuyoruz. İşte Hz. Aliyi (a.s) örnek almaya çalışan Ali beyle, Hz. Fâtımayı (s.a) kendisine örnek edinmeye çalışan Fatıma hanımın, müşterek hayatlarının ilk saatlerinde gerçekleştirdikleri söyleşi:
Ali: Fatıma hanım, müsaadenizle size bazı hususları hatırlatmak istiyorum; inşaallah faydalı olur.
Fatıma: Buyurun.
Ali: Her şeyden önce bir ayetle başlamak istiyorum sözlerime. Kuran-ı Kerimin bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır Rabbimiz: Erkekler kadınların üzerinde, sorumlu yöneticilerdir. Bu da Allahın onların bazısını (yani erkekleri) bazısına (yani kadınlara) üstün kıldığı içindir (Nisa, 34)
Fatıma: Yani siz bu âyetle erkeklerin kadınlardan her yönden üstün olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?
Ali: Öyle değil mi?
Fatıma: Hayır ben buna katılmıyorum. Benim bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla bundan maksat şudur (Rabbim herkesten daha iyi bilir): Kadınlarda duygusallık yönünün güçlü, erkeklerde ise zayıf olması, artı erkeklerde tedbir yönünün güçlü olması nedeniyle müşterek hayatta tedbir ve yönetim yetkisi erkeklere verilmiştir. Yoksa her yönden bir erkeğin kadına üstünlüğü demek değildir. Yani anlayacağın erkeklerin sorumluluğu daha fazladır. Ama manevî yönden kadın ve erkeğin birbirine hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı yoktur. Hangisinin takvası ve salih amelleri daha fazla olursa, o daha üstündür.
Madem sen bana âyet okudun, müsadenle bir âyet de ben okuyayım sana. Tahrim suresinin 11. âyetinde buyuruyor ki:
Allah iman edenlere Firavunun karısı örnek olarak verdi. Hani demişti ki; Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap, beni Firavundan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.
Ali: Bu ayetle ne demek istiyorsun sen?
Fatıma: Şunu demek istiyorum; Allah-u Teala bu ayette, mumine bir hanım olan Hz. Asiyeyi kadın erkek bütün muminlere örnek olarak göstermektedir; ya!
Ali: Peki şu hadis-i şerife ne diyeceksin bakalım?! Allah Resulü (s.a.a) buyuruyor ki: Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44771)
Fatıma: Sen annelerin de bir kadın olduğunu unuttun galiba! Müsaade et buna bir hadis de ben ekleyeyim:
Adamın birisi Resulullah Efendimize gelerek: Ya Resulallah kime iyilik edeyim? diye sorunca Allah Resulü Annene buyurdu. Adam tekrar sordu: Sonra kime? Allahın Resulü (s.a.a) yine Annene cevabını verdi. Üçüncü kere sordu; Allah Resulü yine Annene buyurdu. Dördüncü kere sorunca bu sefer Babana diye cevap verdi Resul-i Kibriya Efendimiz (s.a.a). (El-Kâfi C.2, S.159)
Yine Cennet annelerin ayaklarının altındadır hadisini de mutlaka biliyorsundur!
Ali: Efendimizin şu hadisi de kulağına küpe olsun Fatıma hanım! Yazıklar olsun o kadına ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun. (Bihâr-ül Envâr, C. 103, S.246)
Buna ne diyeceksin Fatıma hanım?!
Fatıma: Ne diyebilirim ki, Efendimizin buyruğudur ve emri başımızın üstüne! Ancak senin de şu hadisi bilmeni isterim Ali bey:
Şöyle buyurmuştur Allahın Habibi (s.a.a.): Sizin en iyiniz hanımına karşı en iyi olanınızdır. Hanımlarına karşı en iyi olanınız da benim. (El-Vâfi, C.3, S.117)
Yine şöyle buyurmuştur. İmanı en kâmil olan mumin, ahlakı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır. (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224)
Yine buyurmuştur: Mumin bir kimse Allaha karşı olan takvadan sonra , sâliha bir eşten daha hayırlı bir şey elde edemez. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44410)
Yine buyurmuştur: Saliha bir eş, erkeğin saadetindendir. (El-Kâfi, C.5, S.327) Devam edeyim mi Ali bey?!
Ali: Dur sıra bende! Şu hadislere dikkatini çekerim Fatıma hanım; sonra bilmiyordum deme!
Buyuruyor ki Efendimiz (s.a.a): Lanetlidir, lanetlidir o kadın ki kocasına eziyet edip üzsün; saadetlidir, saadetlidir o kadın ki kocasına saygılı olup ona eziyet etmesin ve bütün durumlarda ona itaat etsin. (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.253)
Yine buyuruyor ki (s.a.a): Eğer bir kimsenin bir hanımı olur da, o hanım kendisine eziyet ederse, Allah onun namazını ve hiçbir iyi amelini kabul etmez; ona yardım edip onu kendinden razı kılıncaya kadar; bütün ömrünü oruç ve gecelerini ibadetle geçirse ve mallarını Allah yolunda infak etse dahi ve böyle bir kadın ateşe ilk giren(lerden) olur. (Vesail, C.14, S.116)
Fatıma: Evet amenna, ama hadisin devamını da okusana!
Ali: Devamı da mı var?! Nereden biliyorsun?
Fatıma: Evet; bunları sadece siz mi biliyorsunuz sandın? Hamd olsun Allaha artık mumine kadınlar da her gün geçtikçe daha bir bilinçlenmeğe ve Allahın dinini en güzel şekilde öğrenmeğe gayret gösteriyorlar!
Ali: Allah bilginizi artırsın.
Fatıma: Amin! Cümlemizin.
Ali: Peki nedir hadisin devamı?
Fatıma: Devamı şöyledir: Erkek de hanımına eziyet ve zulüm ederse, onun için de aynı vebal ve azap söz konusudur (Vesâil, C.14, S.116)
Ali: Şu hadise karşılık verebilecek misin acaba, onu merak ediyorum? Şöyle buyuruyor: (Alemde) en kötü şey, kötü kadındır. (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.533)
Fatıma: Dinle o zaman: Saliha bir kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha hayırlı ve üstündür buyurmaktadır Efendimiz (s.a.a). (Vesâil, C.14, S.123)
Bu meyan da az önce verdiğim ayeti de unutmamışsındır herhalde.
Ali: Subhanellah! Neyse burayı geçelim!
Fatıma: Geç bakalım!
Ali: Yeri gelmişken bilmiyorsan eğer, şu hadisi de bilmeni isterim doğrusu.
Fatıma: Tabi ki, niye olmasın! Vazifelerimizi ne kadar iyi öğrenirsek, Allahın izniyle o kadar daha iyi onları yerine getirmeğe gayret gösteririz. Seni dinliyorum.
Ali: Evet şöyle okudum bir hadis-i şerifte Bir kimsenin bir hanımı olur da onunla anlaşmaz, Allahın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, Allah o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe Allah ona gazap eder. (Vesâil, C.14, S.116)
Fatıma: Evet güzel bir hadistir; İnşaallah Rabbim beni ve bütün sâliha kadınları ona amel etmeğe muvaffak kılar. Ancak sana da bazı hadisleri hatırlatmada yarar görüyorum Ali bey.
Şöyle buyuruyor Allahın Resulü (s.a.a): Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak âdi kimseler aşağılar. (Nehc-ül Fesâha, S.318, Hadis: 1520)
Yine buyurmuştur: En iyi erkeklerinizden olanlar, takvalı, (içi ve dışı) temiz, eli açık, hain gözlere sahip olmayan, anne babasına iyilik eden ve ailesini başkalarının umuduna bırakmayan kimselerdir. En kötü erkeklerinizden olanlar ise yalancı, cimri, küfürbaz, (kazandığını) yalnız başına yiyen, misafiri reddeden, eşini ve hizmetçisini döven, ailesini başkalarının umuduna bırakan ve anne babasına haksızlık edenlerdir. (Vesâil, C.14, S.18)
Bir hadisi de ekleyip sözü tekrar sana bırakacağım buyuruyor ki: Herhangi bir erkek hanımına (haksız yere) bir tokat atarsa, Allah azap meleği olan Mâlike cehennemde ona yetmiş tokat atmasını emreder (Tabi ki bunların hepsi tevbe etmeyip de helâllik almayan kimseler içindir.) (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.55)
Ali: Peki Fatıma hanım, sen bir kocanın eşinin üzerinde olan haklarını biliyor musun?
Fatıma: Anlatırsan sevinirim.
Ali: Benim başım gözüm üstüne; yeter ki sen böyle şeyleri anlatmayı benden iste! Bak Efendimiz (s.a.a.) bu hususta şöyle buyurmaktadır: Erkeğin, hanımının üzerindeki hakkı, ışığı yakması (eskiden bunun külfetli bir iş olduğu malumdur), yemek yapması, eşi eve geldiğinde kapı ağzında onu karşılayıp ona Hoş geldin demesi, abdest aldığında ona kap ve kurulayıcı mendil-havlu takdim etmesi ve mazereti olmadan onun isteğini reddetmemesi. (Mekârim-ül Ahlâk, S.246)
Bir diğer hadiste şöyle buyuruyor Allahın Resulü (s.a.a): ..Sizin hanımlarınızın üzerinde bir takım haklarınız vardır, onların da sizin üzerinizde. Sizin bazı haklarınız Yabancı kimselerle gayri meşru ilişkilerde bulunmamaları, iyi şeylerde size itaatsizlik etmemeleridir. Bunlara dikkat ettiklerinde güzel bir şekilde onların rızkını ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir. Ayrıca onları dövmeyin de. (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.245)
İşte bunlar söz konusu haklardan bazı önemli olanları.
Fatıma: Allah razı olsun. Fakat bir hatırlatma olarak sizin de şu hadisi şerifleri dikkate almanızı isterim. Şöyle buyuruyor: Kadının kocasının üzerinde ki hakkı, onun karnını doyurması, onu giyindirmesi ve ona surat asmamasıdır. (Bihâar-ül Envâr, C.103, S.254)
Diğer bir hadiste, kadının kocasının boynundaki hakkı sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Karnını doyurması, onu giyindirmesi (yani ihtiyaçlarını gidermesi) ve bir hata yaptığında onu affetmesidir. (El-kâfi, C.5, S.510)
Bir diğer hadiste ise bir erkeğin evinde ve ailesine karşı sahip olması gereken hasletler şöyle sıralanmıştır; Güzel bir davranış, ölçülü bir şekilde onlara karşı geçim imkanlarını sağlaması ve onları manevi tehlikelerden koruyacak bir hamiyet. (Tuhef-ul Ukul, S.322)
Hz. Aliden (a.s) de şöyle nakledilmiştir: Kadınlara karşı her halükarda müdara edin, onlarla güzel bir şekilde konuşun ki onlar da davranışlarını size karşı güzelleştirsinler. (Bihar-ul Envar, C.100, S.223)
Bir hadiste de şöyle buyurmaktadır: Kim kendi ailesine iyi davranır, onlara iyilikte bulunursa, Allah ömrünü uzatır. (El-Hisal, S.88)
Ali: Peki Fatıma hanım sen şu hadisleri duydun mu hiç? Bir kadın yedi gün kocasına (Allah rızası için) hizmet ederse, Allah onun yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını açar ki hangisinden isterse içeriye girsin. (Vesail, C.14, S.123)
Bir kadın kocasına bir içim su verirse, onun için gündüzleri oruç ve geceleri ibadetle geçen bir yılın ibadetinden daha hayırlı olur. Ayrıca verdiği her suyun karşılığında Allah onun için cennette bir şehir kurar ve altmış hatasını bağışlar. (Vesail, C.14, S.123)
Hz. Ali (a.s) de şöyle buyurmaktadır: Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir. (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.252)
Ümm-ü Seleme annemiz (r.a) de Resulullaha (s.a.a) kadınların eşlerine ettikleri hizmete karşılık alacakları fazilet ve sevabı sorunca, şöyle buyurdular: Bir kadın, eşinin evinde sırf ıslah niyetiyle bir şeyi bir yerden bir yere kaldırıp koyarsa, Allah ona (rahmet gözüyle) bakar ve Allah (rahmet gözüyle) baktığı kimseyi azap etmez. (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
Evet Fatıma hanım, artık ona göre!
Fatıma: Ne güzel! Yeter ki Rabbim bu mükafatlara bizi layık kılsın. Ben de seni mutlu etmek için şu hadisleri takdim etmek istiyorum huzur-u âlinize Ali bey!
Şöyle buyuruyor Efendimiz (s.a.a.): Ancak sıddık veya şehid yada Allahın kendisi için dünya ve âhiret hayrını dilediği erkek ailesine hizmet eder. (Bihâr-ül Envâr, C.14, S.123)
Yine şöyle buyurmuştur: Hiç şüphesiz bir erkek hanımının ağzına verdiği bir lokmadan ötürü (dahi) mükafatlandırılır. (El-Meheccet-ül Beyzâ, C.3, S.70)
Bir başka hadiste: Erkek eşine verdiği bir içim suya karşılık (dahi) mükafatlandırılır buyuruyor. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44435)
Ve bilahâre şöyle buyurmaktadır: Aileye hizmet etmek kebire (büyük) günahların keffareti sayılır ve Allahın gazabını söndürür. (Câmi-ül Ahbâr, S.276)
Ali: Şunu da biliyor musun ki? Ailesinin geçimini (helâlden) sağlamak için çalışan, zahmet çeken kimse Allah yolunda cihad eden gibidir buyrulmaktadır hadiste. (Vesâil, C.12, S.43)
Fatıma: Evet çok şükür biliyorum ve şunu da biliyorum ki Allah Resulü (s.a.a.) Ümm-ü Seleme anamıza buyurmuştur ki, Bir kadın hamile kalıp (bunun zorluklarına sabrettiğinde) canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden kimsenin sevabına hak kazanır; doğum yaptığında ise ona şöyle denilir: Günahların bağışlandı, artık amellerine yeniden başla. Çocuğuna süt vermeğe başladığında, her defa verdiği süt için İsmail oğullarından bir köle azat etmenin sevabını kazanır. (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
Zaten yukarıda senin verdiğin bir hadiste bunu ifade ediyordu: Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir.
Ali: Neyse söz uzadı! Son bir şeyi de hatırlatıp bitirmek istiyorum sözümü; fakat buna bir karşılık verebileceğini sanmıyorum Fatıma hanım!
Fatıma: Buyur, söyle bakalım; göreceğiz!
Ali: Yine Efendimizin güzel bir-iki sözüdür bunlar; şöyle buyuruyor: Kim hanımının kötü ahlakına sabrederse ve bunu sırf Allah rızası için yaparsa, Allah ona sabrettiği her gece ve gündüze karşılık Hz. Eyyuba (sabrına karşılık) verdiği sevabı verir. O kötü huylu kadına da her gece ve gündüze karşılık kumların sayısı kadar vizr-u vebal yazılır. (Sevâb-ul Amâl, S.339)
Yine şöyle buyuruyor: Kim kötü ahlaklı hanımının huyuna sabrederse ve bunu ilahi mükâfat niyetiyle yaparsa, Allah ona şükredenlerin sevabını verir. (Kısâr-ül Cümel, C.1, S.289)
Hadi bakalım, buna karşılık söyleyecek bir sözün var mı?!
Fatıma: Yoksa olmadığını mı zannediyorsun?! Bu din adalet dinidir Elhamdülillah. Hiçbir kimsenin hakkını zayi etmez. Evvela az önce söylemiş olduğun hadisten dolayı Allaha sığınırım. Rabbim bana ve bütün mûmine hanımlara, öyle durumlara düşmemek ve o korkunç veballeri hak etmemek için yardımcı olsun. Eşlerine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getiren ve İslamî ahlâkı bütün boyutlarıyla kendine prensip edinen saadetli kadınlardan eylesin. Karşılık dediğin şeye gelince madem istedin, o halde dinle, bak ne buyuruyor Efendimiz (s.a.a.):
Kim kocasının kötü ahlakına sabrederse, Allah ona Hz. Âsiye bint-i Müzâhimin sevabını verecektir (Firavunun kötü ahlakına sabrettiği için). (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.247)
Evet bu da senin son cevabın. İnşaallah Allah ne seni öyle bir sabra mecbur eder, ne de beni böyle bir sabra. Rabbim sonumuzu hayırlı kılsın.
Ali: Amin!
beyzanur
19 Şubat 2012 Pazar 09:11
emir farz olursa
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: İsa (a.s) ashabına şöyle buyurmuştur: Şehvetli bakışlardan sakınınız; şüphesiz böyle bir bakış, kalbe şehvet eker ve sahibine fitne olarak yeter. Görmesini kalbinde karar kılan ve görmesini gözünde karar kılmayan kimseye ne mutlu.
Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Bedende gözden daha az şükreden bir organ yoktur. Onu isteklerinden mahrum kılınız ki sizleri aziz ve celil olan Allahı zikretmekten alıkoymasın.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Her organın zinadan bir nasibi vardır, gözün zinası da bakmaktır.
Kurân'ın buyurduğu üzere Şuaybın kızı babasına şöyle demiştir: Babacığım! Onu ücretli olarak tut; ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdırŞuayb ise ona şöyle dedi: Kızım evet bu genç güçlüdür. Gücünü o kaya parçasını kenara iterken gördün ama emin birisi olduğunu nereden biliyorsun?
O şöyle dedi: Babacığım! Onun önünden eve doğru geliyordum bana şöyle dedi: Benim arkamdan hareket et, eğer yoldan sapacak olursam beni uyar; biz arkadan kadınları gözleriyle takip eden topluluk değiliz.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kim gözünü haramla doldurursa Allah da kıyamet günü, tövbe edip geri dönmedikçe gözlerini ateşle doldurur.
Allah Resulü (s.a.a) Allahtan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Haram bakış İblisin oklarından zehirli bir oktur; kim benden korktuğu için onu terk ederse, o bakışı, kalbinde tadını hissedecek bir imana dönüştürürüm
mutlu
19 Şubat 2012 Pazar 09:01
hicap hicaptir
Hicap; Rabbinin emriyle kadının giydiği bir üniformadır.
Hicap; kadının kulluk bilinci içerisinde nerde ne giyeceğini Allahın belirlemesidir.
Hicap; kadının günahlara karşı örtüsü; Rabbine karşı süsüdür.
Hicap; toplumun fesattan korunma vesilesidir.
Hicap; teslimiyetin sembolüdür Rabbine
Hicap; bir akittir Peygambere, İmama
Hicap; iffetin sembolüdür
Hicap; kadının kendini sunma isteğini, Rabbine kurban etmesidir.
Ne mutlu başörtüyü hicap edinenlere .
nuri
18 Şubat 2012 Cumartesi 23:12
örtünmek özgürlüktür
Mümin kadınlar namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen (yüzleri ve bileklere kadar iki el) kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini (namahremlere) teşhir edip göstermesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini (çarşaflarını) üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en uygun olan budur. (Nur Suresi, 31. Ayet ve Ahzap Suresi, 59. Ayet)
Allah, burada kadınlara sadece nasıl olmaları gerektiğini açıklamamış, bizzat böyle olmaları gerektiğini emretmiştir. Nedenini de şöyle açıklamıştır: onların incitilmemesi ve taciz edilmemeleri için en uygun olan budur günümüzde her gün milyonlarca kadının taciz edilip tecavüze uğradığını dikkate alırsak Allahın bu emrinin ne denli yerinde olduğunu görürüz. Gerçi eğer dünyadaki tüm hanımlar böyle giyinirse bu tür tacizler biter demiyoruz, çünkü zati itibari ile fıtratı bozuk olan insanlar mutlaka olacaktır ve bu tür girişimlerde bulunacaktır, ancak bu tür girişimler parmakla sayılır düzeye inecektir. Hadislerin anlattığına göre Hz. İmam Mehdi (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) evrensel İslam devletini kurduktan sonra en güzel bir kızın kendi evinden çıkıp dünyayı kendi başına dolaşsa bile kimse tarafından dokunulmayacağı ve aynı temizlikte evine geri döneceği kaydedilmiştir! Yani böyle bir toplum hayal değil. Eğer herkes Allahın insanların saadet ve mutluluğu için karar kıldığı kanunları tam anlamıyla öğrenip amel edecek olursa böyle bir toplum bizi beklemektedir. İnşallah böyle bir toplum imam Mehdi (a.s) eliyle gerçekleşecektir
selahattin kucak
18 Şubat 2012 Cumartesi 22:40
ibretlik
genç bir kadın batılı tarzda bir özgürlükten etkilendiği, eşinin dostlarının sürekli evine gidip gelmesi, başı açık, yarı çıplak bir bedenle onların karşısına çıkması, kadın ve erkeklerin karışık olduğu toplantılara katılması sebebiyle üç yaşında bir kızı olduğu halde eşinin dostlarından bir gence aşık olunca ona kavuşmayı planlıyor. Evli kadının kendisini daha çok tahrik ettiği bu şehvete gömülmüş ve dinsiz genç de o kadına şöyle diyor: Bu çocuk, bizim birbirimize ulaşmamıza engel teşkil etmektedir. Onu ortadan kaldırmamız gerekir.
Yaklaşık dört ay boyunca o masum çocuk hakkında Allahtan habersiz bu maşuk ve aşık ve o hayvan sıfatlı iki kimse arasında bir çatışma çıkıyor. Dolayısıyla sevgi, duygu ocağı, rahmet ve şefkat kaynağı olarak yaratılan anne, şehvet ve başkalarının kucağına meyletme sebebiyle annelik kimliğini kaybetmiş, o altın saçlı, güzel ve masum kızı banyoya götürerek onu cehennemlik elleriyle boğmuştur. Böylece şehvetlerine engel olan bu masum çocuk ortadan kaldırılmış, pisliğe gömülmüş namahrem gencin birkaç dakikalık arzusuna ulaşması sağlanmış, evli bir kadın iffetsizlik içinde birkaç dakikalık cinsel lezzetine esir düşmüş, böylece ebedi olarak kirlenmiş, zavallı kocasını ebedi olarak yasa büründürmüş ve içler acısı bir musibete düçar kılmıştır.
Eğer bu kadının kocası kıskanç ve gayretli olsaydı, güzel ve genç karısının herkesin gözü önünde olmasına müsaade etmeseydi ve herkesin onu güzellik, işve, ziynet ve naz içinde görmesine mani olsaydı, o masum çocuk öldürülmez, babanın yüreği dağlanmaz, evli bir kadının iffeti sürekli olarak kirlenmez, bir genç bu şekilde sefalete ve çaresizliğe düşmez, yeni evlenen bu gençlerin sıcak aile yuvası dağılmazdı. Evet gerçekten de örtü bir korunmadır sınırlılık değil.
hüseyin agus
18 Şubat 2012 Cumartesi 22:32
hicap neden gereklidir.
Erkekler eğer toplumsal tüm alanlarda kolay bir şekilde kadınlara ulaşabilme imkanına sahipse, kendi eşlerine sevgi ve bağlılık içinde olmasının hiç bir garantisi yoktur. Nefsani isteklerin, heveslerin ve şehvetlerin tahriki onları hayattan soğutacak ve aile ocağını yıkmak için bir kazma görevini yapacaktır.
Hicapsızlığın, kötü örtünmenin, kadının özgür bırakılmasının sayılamayacak kadar bir çok zararları vardır.
Şimdiye kadar kadının örtüsüzlüğü ve tesettürsüzlüğü, milyonlarca erkeğin sapmasına, başkalarının günaha düşmesine, ailelerde boşanma canavarının ortaya çıkmasına, erkeğin evli kadına aşık olmasına, meşru olmayan ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Yahudi ve Hıristiyanların istediği gibi bir çok kadın ve erkeklerin İslam'ın melekuti alanından ve dindarlıktan uzaklaşmasına sebep olmuştur.
Örtüsüzlüğün temelini atanlar bile bu konudan usanmış durumdadır ve bu örtüsüzlüğün etkilerinin son asrın uğursuz etkilerinden olduğunu dile getirmişlerdir. İranda aile düzeni oldukça sağlam, güçlü, haya, iffet, vakar, edep, iman, takva üzere kuruludur ve de çok azı dışında boşanmayı ortadan kaldırmıştır.
Batılı sömürgeciler; serseri bir seyyar satıcı, aşağılık bir cahil, hain bir pislik, kötü bir vatan satıcısı olan iranda Rıza Han adında birisi vasıtasıyla Kuran'ın emrettiği tesettür ve örtüyü birçok yasakladığı zaman, ev ve aile düzeni başka bir şekle büründü. Boşanma rakamları hızla yükseldi. Öyle ki o soysuz hanedanın hükümetinin son yıllarında her ay, altı ila yedi bin aile boşanmak için mahkemelere müracaat etmiştir. Evli genç ve erkekler hanımsız kalmış, evlenen kadınlar eşlerinden ayrılmış ve her iki grup da evlilik bağlarından kopmuş bir şekilde topluma karışmışlardır ve böylece de fesat ve fitne sofrası toplumda açılmış, toplumda yayılmaya başlamıştır.
Seyyid Kutup Biz Müslüman mıyız? adlı kitabında şöyle diyor: Papalardan biri Vatikandaki bütün keşişleri, kardinalleri davet etmiş, onlardan Vatikan ve Hıristiyanlık için fazla bir masraf çıkarmayacak bir şekilde İslamı yok etmek ve din meşalesini söndürmek için görüş belirtmelerini istemiştir. Bu amaçla bir çok komisyonlar kurulmuş, görüş sahipleri tarafından çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Onca görüşler arasından bütün keşişlerin, kardinallerin ve bizzat papanın kabul ettiği görüş şu olmuş ki, İslamı ortadan kaldırmak için en güçlü silah ve en masrafsız program Müslüman kadın ve kızları İslami hicaptan ayırmak, kadın ve kızları özgür bir şekilde sokak, pazar, genel taşıtlar, parklar, sinemalar, idareler, ticari merkezler, tiyatrolar ve sosyal merkezlerde erkeklerin ve gençlerin ulaşabileceği bir şekle sokmaktır.
Bir gün ben ve Fatıma (s.a) Resul-i Ekremin (s.a.a) huzuruna vardığımızda, Allah Resulü çok ağlamıştı. Ben ya Resulullah, dedim. Canım sana feda olsun nedir seni ağlatan?
Şöyle buyurdu: Beni göklere miraca götürdüklerinde, ümmetimden bazı kadınları şiddetli azap içerisinde gördüm; işte onların haline ağlamaktayım. Bir kadını saçından asılı bir halde, beyni kaynarken gördüm.
Bir diğerini, dilinden asılıyken, boğazına cehennemin pis kokulu kaynar suyundan döktüklerini gördüm.
Bir başkasının göğüslerinden asıldığını, birisinin kendi vücudunun etini yediği halde altından alevler yükseldiğini gördüm.
Bir diğerini, ellerinin ayaklarına bağlandığı bir vaziyette yılanların ve akreplerin kendisine musallat olduğunu gördüm.
Bir başka kadını gördüm ki, kör, sağır ve dilsizdi. Aynı zamanda ateşten bir sandığın içersine koyulmuş, beyni burnundan dökülüyor ve vücudu cüzam ve sedef hastalığından parça parça olmuştu.
Bir kadını ise ateş tandırında ayaklarından asılı bir vaziyette gördüm.
Bir başkasını gördüm ki vücudunun etlerini önden ve arkadan ateşten olan makaslarla kesiyorlardı.
Bir kadın ise yüzünü ve ellerini yaktığı halde kendi bağırsaklarını yiyordu.
Bir diğerini gördüm ki başı domuz başı, gövdesi ise eşek gövdesi gibiydi ve türlü türlü azabın içerisindeydi.
Bir başkasını köpek şeklinde gördüm ki, arkasından verdikleri ateş ağzından çıkıyor, başına ve bedenine ise melekler ateşten balyozlarla vuruyorlardı.
Hz. Fâtıma (a.s) dönüp Ey benim habibim ve gözümün nuru, hangi amellerinden dolayı Allah-u Teala onları bu azaplara müptela kılmıştı? diye sorunca, şöyle buyurdu:
Kızım, saçından asılan kadının suçu; saçını namahremlere karşı kapatmaması idi. Dilinden asılan kadın, diliyle kocasına eziyet eden birisiydi. Göğüslerinden asılan kadının suçu, kocasını cinsel münasebetten alıkoymaktı. Ayağından astıkları kadın, kocasından izinsiz dışarıya çıkıp giden bir kadındı. Kendi vücudunun etini yiyen kadının suçu, yabancılar için süslenmek idi; elleri ayaklarına bağlananın ise, kendini ve elbiselerini temiz tutmayarak, cenabet guslü etmeyip, necislerden vücudunu uzak tutmamak ve namazını hafife almaktı. Kör ve dilsizin suçu şuydu ki, zinadan hamile kalıp o çocuğu kocasına isnad ediyordu. Vücudunun etini makasladıkları kimse ise, insanlar rağbet etsinler diye, vücudunu insanlara gösteren kimseydi. Yüzünü ve vücudunu yaktıkları halde bağırsaklarını yiyen kadın, nikahsız kadın ve erkekleri birbirine ulaştırıp, günah işlemelerine vesile olan kadındı. Başı domuz başı, bedeni ise eşek bedeni olanın suçu, söz taşıma ve yalancılık idi. Köpek şeklinde olan ve altından ateş verdikleri kadın, şarkıcı ve hased eden kimseydi.
Bütün bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu Allah Resulü (s.a.a): Yazıklar olsun kocasını kızdıran kadına. Ne mutlu kocası kendisinden razı olan kadına
Ali: Fatıma hanım, müsaadenizle size bazı hususları hatırlatmak istiyorum; inşaallah faydalı olur.
Fatıma: Buyurun.
Ali: Her şeyden önce bir ayetle başlamak istiyorum sözlerime. Kuran-ı Kerimin bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır Rabbimiz: Erkekler kadınların üzerinde, sorumlu yöneticilerdir. Bu da Allahın onların bazısını (yani erkekleri) bazısına (yani kadınlara) üstün kıldığı içindir (Nisa, 34)
Fatıma: Yani siz bu âyetle erkeklerin kadınlardan her yönden üstün olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?
Ali: Öyle değil mi?
Fatıma: Hayır ben buna katılmıyorum. Benim bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla bundan maksat şudur (Rabbim herkesten daha iyi bilir): Kadınlarda duygusallık yönünün güçlü, erkeklerde ise zayıf olması, artı erkeklerde tedbir yönünün güçlü olması nedeniyle müşterek hayatta tedbir ve yönetim yetkisi erkeklere verilmiştir. Yoksa her yönden bir erkeğin kadına üstünlüğü demek değildir. Yani anlayacağın erkeklerin sorumluluğu daha fazladır. Ama manevî yönden kadın ve erkeğin birbirine hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı yoktur. Hangisinin takvası ve salih amelleri daha fazla olursa, o daha üstündür.
Madem sen bana âyet okudun, müsadenle bir âyet de ben okuyayım sana. Tahrim suresinin 11. âyetinde buyuruyor ki:
Allah iman edenlere Firavunun karısı örnek olarak verdi. Hani demişti ki; Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap, beni Firavundan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.
Ali: Bu ayetle ne demek istiyorsun sen?
Fatıma: Şunu demek istiyorum; Allah-u Teala bu ayette, mumine bir hanım olan Hz. Asiyeyi kadın erkek bütün muminlere örnek olarak göstermektedir; ya!
Ali: Peki şu hadis-i şerife ne diyeceksin bakalım?! Allah Resulü (s.a.a) buyuruyor ki: Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44771)
Fatıma: Sen annelerin de bir kadın olduğunu unuttun galiba! Müsaade et buna bir hadis de ben ekleyeyim:
Adamın birisi Resulullah Efendimize gelerek: Ya Resulallah kime iyilik edeyim? diye sorunca Allah Resulü Annene buyurdu. Adam tekrar sordu: Sonra kime? Allahın Resulü (s.a.a) yine Annene cevabını verdi. Üçüncü kere sordu; Allah Resulü yine Annene buyurdu. Dördüncü kere sorunca bu sefer Babana diye cevap verdi Resul-i Kibriya Efendimiz (s.a.a). (El-Kâfi C.2, S.159)
Yine Cennet annelerin ayaklarının altındadır hadisini de mutlaka biliyorsundur!
Ali: Efendimizin şu hadisi de kulağına küpe olsun Fatıma hanım! Yazıklar olsun o kadına ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun. (Bihâr-ül Envâr, C. 103, S.246)
Buna ne diyeceksin Fatıma hanım?!
Fatıma: Ne diyebilirim ki, Efendimizin buyruğudur ve emri başımızın üstüne! Ancak senin de şu hadisi bilmeni isterim Ali bey:
Şöyle buyurmuştur Allahın Habibi (s.a.a.): Sizin en iyiniz hanımına karşı en iyi olanınızdır. Hanımlarına karşı en iyi olanınız da benim. (El-Vâfi, C.3, S.117)
Yine şöyle buyurmuştur. İmanı en kâmil olan mumin, ahlakı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır. (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224)
Yine buyurmuştur: Mumin bir kimse Allaha karşı olan takvadan sonra , sâliha bir eşten daha hayırlı bir şey elde edemez. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44410)
Yine buyurmuştur: Saliha bir eş, erkeğin saadetindendir. (El-Kâfi, C.5, S.327) Devam edeyim mi Ali bey?!
Ali: Dur sıra bende! Şu hadislere dikkatini çekerim Fatıma hanım; sonra bilmiyordum deme!
Buyuruyor ki Efendimiz (s.a.a): Lanetlidir, lanetlidir o kadın ki kocasına eziyet edip üzsün; saadetlidir, saadetlidir o kadın ki kocasına saygılı olup ona eziyet etmesin ve bütün durumlarda ona itaat etsin. (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.253)
Yine buyuruyor ki (s.a.a): Eğer bir kimsenin bir hanımı olur da, o hanım kendisine eziyet ederse, Allah onun namazını ve hiçbir iyi amelini kabul etmez; ona yardım edip onu kendinden razı kılıncaya kadar; bütün ömrünü oruç ve gecelerini ibadetle geçirse ve mallarını Allah yolunda infak etse dahi ve böyle bir kadın ateşe ilk giren(lerden) olur. (Vesail, C.14, S.116)
Fatıma: Evet amenna, ama hadisin devamını da okusana!
Ali: Devamı da mı var?! Nereden biliyorsun?
Fatıma: Evet; bunları sadece siz mi biliyorsunuz sandın? Hamd olsun Allaha artık mumine kadınlar da her gün geçtikçe daha bir bilinçlenmeğe ve Allahın dinini en güzel şekilde öğrenmeğe gayret gösteriyorlar!
Ali: Allah bilginizi artırsın.
Fatıma: Amin! Cümlemizin.
Ali: Peki nedir hadisin devamı?
Fatıma: Devamı şöyledir: Erkek de hanımına eziyet ve zulüm ederse, onun için de aynı vebal ve azap söz konusudur (Vesâil, C.14, S.116)
Ali: Şu hadise karşılık verebilecek misin acaba, onu merak ediyorum? Şöyle buyuruyor: (Alemde) en kötü şey, kötü kadındır. (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.533)
Fatıma: Dinle o zaman: Saliha bir kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha hayırlı ve üstündür buyurmaktadır Efendimiz (s.a.a). (Vesâil, C.14, S.123)
Bu meyan da az önce verdiğim ayeti de unutmamışsındır herhalde.
Ali: Subhanellah! Neyse burayı geçelim!
Fatıma: Geç bakalım!
Ali: Yeri gelmişken bilmiyorsan eğer, şu hadisi de bilmeni isterim doğrusu.
Fatıma: Tabi ki, niye olmasın! Vazifelerimizi ne kadar iyi öğrenirsek, Allahın izniyle o kadar daha iyi onları yerine getirmeğe gayret gösteririz. Seni dinliyorum.
Ali: Evet şöyle okudum bir hadis-i şerifte Bir kimsenin bir hanımı olur da onunla anlaşmaz, Allahın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, Allah o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe Allah ona gazap eder. (Vesâil, C.14, S.116)
Fatıma: Evet güzel bir hadistir; İnşaallah Rabbim beni ve bütün sâliha kadınları ona amel etmeğe muvaffak kılar. Ancak sana da bazı hadisleri hatırlatmada yarar görüyorum Ali bey.
Şöyle buyuruyor Allahın Resulü (s.a.a): Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak âdi kimseler aşağılar. (Nehc-ül Fesâha, S.318, Hadis: 1520)
Yine buyurmuştur: En iyi erkeklerinizden olanlar, takvalı, (içi ve dışı) temiz, eli açık, hain gözlere sahip olmayan, anne babasına iyilik eden ve ailesini başkalarının umuduna bırakmayan kimselerdir. En kötü erkeklerinizden olanlar ise yalancı, cimri, küfürbaz, (kazandığını) yalnız başına yiyen, misafiri reddeden, eşini ve hizmetçisini döven, ailesini başkalarının umuduna bırakan ve anne babasına haksızlık edenlerdir. (Vesâil, C.14, S.18)
Bir hadisi de ekleyip sözü tekrar sana bırakacağım buyuruyor ki: Herhangi bir erkek hanımına (haksız yere) bir tokat atarsa, Allah azap meleği olan Mâlike cehennemde ona yetmiş tokat atmasını emreder (Tabi ki bunların hepsi tevbe etmeyip de helâllik almayan kimseler içindir.) (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.55)
Ali: Peki Fatıma hanım, sen bir kocanın eşinin üzerinde olan haklarını biliyor musun?
Fatıma: Anlatırsan sevinirim.
Ali: Benim başım gözüm üstüne; yeter ki sen böyle şeyleri anlatmayı benden iste! Bak Efendimiz (s.a.a.) bu hususta şöyle buyurmaktadır: Erkeğin, hanımının üzerindeki hakkı, ışığı yakması (eskiden bunun külfetli bir iş olduğu malumdur), yemek yapması, eşi eve geldiğinde kapı ağzında onu karşılayıp ona Hoş geldin demesi, abdest aldığında ona kap ve kurulayıcı mendil-havlu takdim etmesi ve mazereti olmadan onun isteğini reddetmemesi. (Mekârim-ül Ahlâk, S.246)
Bir diğer hadiste şöyle buyuruyor Allahın Resulü (s.a.a): ..Sizin hanımlarınızın üzerinde bir takım haklarınız vardır, onların da sizin üzerinizde. Sizin bazı haklarınız Yabancı kimselerle gayri meşru ilişkilerde bulunmamaları, iyi şeylerde size itaatsizlik etmemeleridir. Bunlara dikkat ettiklerinde güzel bir şekilde onların rızkını ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir. Ayrıca onları dövmeyin de. (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.245)
İşte bunlar söz konusu haklardan bazı önemli olanları.
Fatıma: Allah razı olsun. Fakat bir hatırlatma olarak sizin de şu hadisi şerifleri dikkate almanızı isterim. Şöyle buyuruyor: Kadının kocasının üzerinde ki hakkı, onun karnını doyurması, onu giyindirmesi ve ona surat asmamasıdır. (Bihâar-ül Envâr, C.103, S.254)
Diğer bir hadiste, kadının kocasının boynundaki hakkı sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Karnını doyurması, onu giyindirmesi (yani ihtiyaçlarını gidermesi) ve bir hata yaptığında onu affetmesidir. (El-kâfi, C.5, S.510)
Bir diğer hadiste ise bir erkeğin evinde ve ailesine karşı sahip olması gereken hasletler şöyle sıralanmıştır; Güzel bir davranış, ölçülü bir şekilde onlara karşı geçim imkanlarını sağlaması ve onları manevi tehlikelerden koruyacak bir hamiyet. (Tuhef-ul Ukul, S.322)
Hz. Aliden (a.s) de şöyle nakledilmiştir: Kadınlara karşı her halükarda müdara edin, onlarla güzel bir şekilde konuşun ki onlar da davranışlarını size karşı güzelleştirsinler. (Bihar-ul Envar, C.100, S.223)
Bir hadiste de şöyle buyurmaktadır: Kim kendi ailesine iyi davranır, onlara iyilikte bulunursa, Allah ömrünü uzatır. (El-Hisal, S.88)
Ali: Peki Fatıma hanım sen şu hadisleri duydun mu hiç? Bir kadın yedi gün kocasına (Allah rızası için) hizmet ederse, Allah onun yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını açar ki hangisinden isterse içeriye girsin. (Vesail, C.14, S.123)
Bir kadın kocasına bir içim su verirse, onun için gündüzleri oruç ve geceleri ibadetle geçen bir yılın ibadetinden daha hayırlı olur. Ayrıca verdiği her suyun karşılığında Allah onun için cennette bir şehir kurar ve altmış hatasını bağışlar. (Vesail, C.14, S.123)
Hz. Ali (a.s) de şöyle buyurmaktadır: Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir. (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.252)
Ümm-ü Seleme annemiz (r.a) de Resulullaha (s.a.a) kadınların eşlerine ettikleri hizmete karşılık alacakları fazilet ve sevabı sorunca, şöyle buyurdular: Bir kadın, eşinin evinde sırf ıslah niyetiyle bir şeyi bir yerden bir yere kaldırıp koyarsa, Allah ona (rahmet gözüyle) bakar ve Allah (rahmet gözüyle) baktığı kimseyi azap etmez. (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
Evet Fatıma hanım, artık ona göre!
Fatıma: Ne güzel! Yeter ki Rabbim bu mükafatlara bizi layık kılsın. Ben de seni mutlu etmek için şu hadisleri takdim etmek istiyorum huzur-u âlinize Ali bey!
Şöyle buyuruyor Efendimiz (s.a.a.): Ancak sıddık veya şehid yada Allahın kendisi için dünya ve âhiret hayrını dilediği erkek ailesine hizmet eder. (Bihâr-ül Envâr, C.14, S.123)
Yine şöyle buyurmuştur: Hiç şüphesiz bir erkek hanımının ağzına verdiği bir lokmadan ötürü (dahi) mükafatlandırılır. (El-Meheccet-ül Beyzâ, C.3, S.70)
Bir başka hadiste: Erkek eşine verdiği bir içim suya karşılık (dahi) mükafatlandırılır buyuruyor. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44435)
Ve bilahâre şöyle buyurmaktadır: Aileye hizmet etmek kebire (büyük) günahların keffareti sayılır ve Allahın gazabını söndürür. (Câmi-ül Ahbâr, S.276)
Ali: Şunu da biliyor musun ki? Ailesinin geçimini (helâlden) sağlamak için çalışan, zahmet çeken kimse Allah yolunda cihad eden gibidir buyrulmaktadır hadiste. (Vesâil, C.12, S.43)
Fatıma: Evet çok şükür biliyorum ve şunu da biliyorum ki Allah Resulü (s.a.a.) Ümm-ü Seleme anamıza buyurmuştur ki, Bir kadın hamile kalıp (bunun zorluklarına sabrettiğinde) canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden kimsenin sevabına hak kazanır; doğum yaptığında ise ona şöyle denilir: Günahların bağışlandı, artık amellerine yeniden başla. Çocuğuna süt vermeğe başladığında, her defa verdiği süt için İsmail oğullarından bir köle azat etmenin sevabını kazanır. (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
Zaten yukarıda senin verdiğin bir hadiste bunu ifade ediyordu: Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir.
Ali: Neyse söz uzadı! Son bir şeyi de hatırlatıp bitirmek istiyorum sözümü; fakat buna bir karşılık verebileceğini sanmıyorum Fatıma hanım!
Fatıma: Buyur, söyle bakalım; göreceğiz!
Ali: Yine Efendimizin güzel bir-iki sözüdür bunlar; şöyle buyuruyor: Kim hanımının kötü ahlakına sabrederse ve bunu sırf Allah rızası için yaparsa, Allah ona sabrettiği her gece ve gündüze karşılık Hz. Eyyuba (sabrına karşılık) verdiği sevabı verir. O kötü huylu kadına da her gece ve gündüze karşılık kumların sayısı kadar vizr-u vebal yazılır. (Sevâb-ul Amâl, S.339)
Yine şöyle buyuruyor: Kim kötü ahlaklı hanımının huyuna sabrederse ve bunu ilahi mükâfat niyetiyle yaparsa, Allah ona şükredenlerin sevabını verir. (Kısâr-ül Cümel, C.1, S.289)
Hadi bakalım, buna karşılık söyleyecek bir sözün var mı?!
Fatıma: Yoksa olmadığını mı zannediyorsun?! Bu din adalet dinidir Elhamdülillah. Hiçbir kimsenin hakkını zayi etmez. Evvela az önce söylemiş olduğun hadisten dolayı Allaha sığınırım. Rabbim bana ve bütün mûmine hanımlara, öyle durumlara düşmemek ve o korkunç veballeri hak etmemek için yardımcı olsun. Eşlerine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getiren ve İslamî ahlâkı bütün boyutlarıyla kendine prensip edinen saadetli kadınlardan eylesin. Karşılık dediğin şeye gelince madem istedin, o halde dinle, bak ne buyuruyor Efendimiz (s.a.a.):
Kim kocasının kötü ahlakına sabrederse, Allah ona Hz. Âsiye bint-i Müzâhimin sevabını verecektir (Firavunun kötü ahlakına sabrettiği için). (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.247)
Evet bu da senin son cevabın. İnşaallah Allah ne seni öyle bir sabra mecbur eder, ne de beni böyle bir sabra. Rabbim sonumuzu hayırlı kılsın.
Ali: Amin!
Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Bedende gözden daha az şükreden bir organ yoktur. Onu isteklerinden mahrum kılınız ki sizleri aziz ve celil olan Allahı zikretmekten alıkoymasın.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Her organın zinadan bir nasibi vardır, gözün zinası da bakmaktır.
Kurân'ın buyurduğu üzere Şuaybın kızı babasına şöyle demiştir: Babacığım! Onu ücretli olarak tut; ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdırŞuayb ise ona şöyle dedi: Kızım evet bu genç güçlüdür. Gücünü o kaya parçasını kenara iterken gördün ama emin birisi olduğunu nereden biliyorsun?
O şöyle dedi: Babacığım! Onun önünden eve doğru geliyordum bana şöyle dedi: Benim arkamdan hareket et, eğer yoldan sapacak olursam beni uyar; biz arkadan kadınları gözleriyle takip eden topluluk değiliz.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kim gözünü haramla doldurursa Allah da kıyamet günü, tövbe edip geri dönmedikçe gözlerini ateşle doldurur.
Allah Resulü (s.a.a) Allahtan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Haram bakış İblisin oklarından zehirli bir oktur; kim benden korktuğu için onu terk ederse, o bakışı, kalbinde tadını hissedecek bir imana dönüştürürüm
Hicap; kadının kulluk bilinci içerisinde nerde ne giyeceğini Allahın belirlemesidir.
Hicap; kadının günahlara karşı örtüsü; Rabbine karşı süsüdür.
Hicap; toplumun fesattan korunma vesilesidir.
Hicap; teslimiyetin sembolüdür Rabbine
Hicap; bir akittir Peygambere, İmama
Hicap; iffetin sembolüdür
Hicap; kadının kendini sunma isteğini, Rabbine kurban etmesidir.
Ne mutlu başörtüyü hicap edinenlere .
Allah, burada kadınlara sadece nasıl olmaları gerektiğini açıklamamış, bizzat böyle olmaları gerektiğini emretmiştir. Nedenini de şöyle açıklamıştır: onların incitilmemesi ve taciz edilmemeleri için en uygun olan budur günümüzde her gün milyonlarca kadının taciz edilip tecavüze uğradığını dikkate alırsak Allahın bu emrinin ne denli yerinde olduğunu görürüz. Gerçi eğer dünyadaki tüm hanımlar böyle giyinirse bu tür tacizler biter demiyoruz, çünkü zati itibari ile fıtratı bozuk olan insanlar mutlaka olacaktır ve bu tür girişimlerde bulunacaktır, ancak bu tür girişimler parmakla sayılır düzeye inecektir. Hadislerin anlattığına göre Hz. İmam Mehdi (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) evrensel İslam devletini kurduktan sonra en güzel bir kızın kendi evinden çıkıp dünyayı kendi başına dolaşsa bile kimse tarafından dokunulmayacağı ve aynı temizlikte evine geri döneceği kaydedilmiştir! Yani böyle bir toplum hayal değil. Eğer herkes Allahın insanların saadet ve mutluluğu için karar kıldığı kanunları tam anlamıyla öğrenip amel edecek olursa böyle bir toplum bizi beklemektedir. İnşallah böyle bir toplum imam Mehdi (a.s) eliyle gerçekleşecektir
Yaklaşık dört ay boyunca o masum çocuk hakkında Allahtan habersiz bu maşuk ve aşık ve o hayvan sıfatlı iki kimse arasında bir çatışma çıkıyor. Dolayısıyla sevgi, duygu ocağı, rahmet ve şefkat kaynağı olarak yaratılan anne, şehvet ve başkalarının kucağına meyletme sebebiyle annelik kimliğini kaybetmiş, o altın saçlı, güzel ve masum kızı banyoya götürerek onu cehennemlik elleriyle boğmuştur. Böylece şehvetlerine engel olan bu masum çocuk ortadan kaldırılmış, pisliğe gömülmüş namahrem gencin birkaç dakikalık arzusuna ulaşması sağlanmış, evli bir kadın iffetsizlik içinde birkaç dakikalık cinsel lezzetine esir düşmüş, böylece ebedi olarak kirlenmiş, zavallı kocasını ebedi olarak yasa büründürmüş ve içler acısı bir musibete düçar kılmıştır.
Eğer bu kadının kocası kıskanç ve gayretli olsaydı, güzel ve genç karısının herkesin gözü önünde olmasına müsaade etmeseydi ve herkesin onu güzellik, işve, ziynet ve naz içinde görmesine mani olsaydı, o masum çocuk öldürülmez, babanın yüreği dağlanmaz, evli bir kadının iffeti sürekli olarak kirlenmez, bir genç bu şekilde sefalete ve çaresizliğe düşmez, yeni evlenen bu gençlerin sıcak aile yuvası dağılmazdı. Evet gerçekten de örtü bir korunmadır sınırlılık değil.
Hicapsızlığın, kötü örtünmenin, kadının özgür bırakılmasının sayılamayacak kadar bir çok zararları vardır.
Şimdiye kadar kadının örtüsüzlüğü ve tesettürsüzlüğü, milyonlarca erkeğin sapmasına, başkalarının günaha düşmesine, ailelerde boşanma canavarının ortaya çıkmasına, erkeğin evli kadına aşık olmasına, meşru olmayan ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Yahudi ve Hıristiyanların istediği gibi bir çok kadın ve erkeklerin İslam'ın melekuti alanından ve dindarlıktan uzaklaşmasına sebep olmuştur.
Örtüsüzlüğün temelini atanlar bile bu konudan usanmış durumdadır ve bu örtüsüzlüğün etkilerinin son asrın uğursuz etkilerinden olduğunu dile getirmişlerdir. İranda aile düzeni oldukça sağlam, güçlü, haya, iffet, vakar, edep, iman, takva üzere kuruludur ve de çok azı dışında boşanmayı ortadan kaldırmıştır.
Batılı sömürgeciler; serseri bir seyyar satıcı, aşağılık bir cahil, hain bir pislik, kötü bir vatan satıcısı olan iranda Rıza Han adında birisi vasıtasıyla Kuran'ın emrettiği tesettür ve örtüyü birçok yasakladığı zaman, ev ve aile düzeni başka bir şekle büründü. Boşanma rakamları hızla yükseldi. Öyle ki o soysuz hanedanın hükümetinin son yıllarında her ay, altı ila yedi bin aile boşanmak için mahkemelere müracaat etmiştir. Evli genç ve erkekler hanımsız kalmış, evlenen kadınlar eşlerinden ayrılmış ve her iki grup da evlilik bağlarından kopmuş bir şekilde topluma karışmışlardır ve böylece de fesat ve fitne sofrası toplumda açılmış, toplumda yayılmaya başlamıştır.
Seyyid Kutup Biz Müslüman mıyız? adlı kitabında şöyle diyor: Papalardan biri Vatikandaki bütün keşişleri, kardinalleri davet etmiş, onlardan Vatikan ve Hıristiyanlık için fazla bir masraf çıkarmayacak bir şekilde İslamı yok etmek ve din meşalesini söndürmek için görüş belirtmelerini istemiştir. Bu amaçla bir çok komisyonlar kurulmuş, görüş sahipleri tarafından çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Onca görüşler arasından bütün keşişlerin, kardinallerin ve bizzat papanın kabul ettiği görüş şu olmuş ki, İslamı ortadan kaldırmak için en güçlü silah ve en masrafsız program Müslüman kadın ve kızları İslami hicaptan ayırmak, kadın ve kızları özgür bir şekilde sokak, pazar, genel taşıtlar, parklar, sinemalar, idareler, ticari merkezler, tiyatrolar ve sosyal merkezlerde erkeklerin ve gençlerin ulaşabileceği bir şekle sokmaktır.