Kerbela çölünde yaşanan olaylar Hz. Zeynep (ona selam olsun) için oldukça zor geçmişti:
1. Hz. Zeynep (ona selam olsun) için çok zor geçen olaylardan biri, Hz. Ali Ekberin (aleyhi selam) öldürülme
anıydı. Hz. Zeynep (ona selam olsun) bu esnada yüksek sesle bağırarak şöyle diyordu: Ya habiba vebne eha!
(Ey kardeşimin oğlu habibim!) ona doğru hızla koşarken yere düştü. İmam Hüseyin (aleyhi selam) onu tutarak
kaldırdıktan sonra çadırlara gönderdi ve şöyle buyurdu: Ey Haşim oğullarının gençleri! Kardeşiniz Ali Ekberin
naşını çadırlara götürün Hz. Zeynep (ona selam olsun) bu sırada çadırdan dışarı çıktı. Gözü Hz. Ali Ekbere
ilişince aşırı derecede ağlayarak perişan bir vaziyette şöyle feryat etmeye başladı: Kardeşimin nur görmüşü
Ali Ekberim keşke kör olsaydım da seni bu halde kanlara boyanmış olarak görmeseydim. Diyerek bayılarak
yere düştü [1]
2. Hz. Zeynebin (ona selam olsun) bitap olmasına sebep olan olaylardan bir tanesi de İmam Hüseyinin
(aleyhi selam) gençlerin katli kahına bakarak yardım isteme sesi duyulunca, harem kadınlarının ağlama sesleri
yükseldi. İmam Hüseyin (aleyhi selam) çadırların arkasına gelerek şöyle buyurdu: Bacım Zeynep! Süt emen
çocuğumu getir onunla vedalaşayım ve bildiğiniz olaylar yaşandı ve Harmele (lanetullah) üç köşeli okla onu
nişan alarak boğazını parçalama olayıdır.
3. Hz. Zeyneba (ona selam olsun) ağır gelen olaylardan bir tanesi de şu olaydır: imam Hüseyin (aleyhi selam)
haremlerin olduğu çadırlara bakarak o sırada şiddetli hasta olan Hz. Zeynel Abidin İmam Seccaddan (aleyhi
selam) başka bir erkeğin kalmadığını görünce şöyle yüksek sesle seslendi: Ey Zeynep, Ey Ümmi Gülsüm!...
Başka bir taraftan tekrar şöyle seslendi: aleykunne minni selam (benden size selam olsun) yani benim eş ve
çocuklarım Allah ısmarladık ben de gidiyorum bu esnada kadın ve çocukların ağlama sesleri yükseldi.
4. Hz. Zeynebe (ona selam olsun) en ağır gelen olay hiç şüphesiz, imam Hüseyinin (aleyhi selam) atından
düşerek mübarek yüzünü yere vurmasıdır. Hz. Zeynep (ona selam olsun) çadırların önünde durduğu sırada
bu yürekleri parçalayan olayı müşahede etmişti... O anda yüksek sesle şöyle buyurdu: Sizin içinizde bir tane
de mi Müslüman yok? Hiç kimse cevap vermedi. Hz. Zeynep (ona selam olsun) telli Zeynebiyeye çıkarak
imam Hüseyinin (aleyhi selam) tek başına, yar ve yardımcısız olarak yerde olduğunu ve lanetlilerin mızrak,
kılıç ve hançerlerle ona vurduklarını, bazılarının da Zehranın (ona selam olsun) ciğer paresi olan Hüseyine
(aleyhi selam) taşlarla vurduğunu ve aynı şekilde lanetli Şimrin imam Hüseyinin (aleyhi selam) sinesi üzerine
çıkıp başını bedeninden ayırdığını görünce Hiç kimsenin kaldıramayacağı bu sahneler
alican
28 Şubat 2012 Salı 23:15
tevekkül
Kim benim belalarıma sabretmez, kazama razı olmazsa, o, benden başka bir rabb edinsin. Rızanın müstehab olduğunu söyleyenler, sabrın tersine ne Kuranda ve ne de sünnette rıza hakkında emir varid olmadığını söylerler. Allah sabrı Kuran-ı Kerimin bir çok yerinde emreder, tevekkül de böyledir. Allah Teala buyurur ki: Eğer Allaha iman ettiyseniz ve eğer müslümansanız sadece Allaha tevekkül ediniz. (Yunus, 84), Allah inabeti de (yönelme) emretmiş ve demiştir ki: Rabbinize ibadet ediniz. (Zümer, 54) Ancak dini Allaha halis kılarak ibadet etmekle emrolundunuz (Beyyine,5) buyurmuştur. Havf da böyledir: Eğer inanıyorsanız onlardan değil de benden korkunuz (Ali İmran, 175), Onlardan korkmayınız, benden korkunuz (haşyet) (Bakara, 15), Sadece benden korkunuz (Bakara 40) buyurulur. Doğruluk da böyledir: Ey iman edenler Allahdan sakınınız ve sadıklarla beraber olunuz (Tevbe, 119). Sevgi de böyledir. Sevgi görevlerin en farz olanıdır. Zira sevgi kalbin yapmakla emrolunduğu ibadet ve ibadetin özü ve ruhudur.
hüseyin agus
28 Şubat 2012 Salı 23:03
sabreyledim
Sahranın teninde yangına düşmüş bedenlere, mızrak başına takılmış güneşlere selam olsun. Toprakta kalmış mazlumiyete, masumiyetin en pakına selam olsun.Visalin gurbet anlarına, kırka varmış günlerine selam olsun. Seni cennetimsi kokundan tanıyorum, hatta annem kokan gömleğinden. Toprağa terk edilmiş başsız bedenlere, kurumuş susuz Ali Asker boğazına selam olsun. Ateş düşmüş çadırlara, kesilen o pak başlara, toprakta kalmış masumiyete, sana selam olsun kardeşim! 40 şehir koştum sabır menzillerini 40 şehir omuzladım acı ve ızdırabın ağır yükünü 40 şehir sindirdim sinirimi, gazabımı sabrederek. 40 şehir viran oldum kendimde. Harab oldum kardeşim Şam harabesinde. Üç yaşındaki gecelerde kayboldum Hüseynim. Babasının süsünü, ziynetini, Zeynebini alaylı gülüşlerle yağmaladılar. Ehlibeyt soyuna hürmetsizlik ettiler. Ve .. ben 40 şehir sabreyledim, tahammül ettim. Sabreyledim güzel sabır ma reeytu illa cemila. Alevlere daldım ciğer paren Seccadını kurtarmak için. Mum misali eridim, eridim ki yavrun karanlıktan korkmasın! Binlerce kez ölümü tattım, binlerce patikadan geçtim ki namertlik kapısından geçmiyeyim! Dimdik ayakta kaldım. sana, kıyamına yakışır yücelikle. Dimdik ayaktayım kardeşim kırgınlığın zirvesinde. Örümcek ağı oyunları bozdum, Sağır kulakları yaslı feryadım açtı, yanan çadırların aleviyle kör gözleri açtım. Zulmün parmaklarını kızıl kan kadehinde kırdım. Şimdi ben sana geldim Hüseynim! Mahzun gönüllü, matem yüklü yanık kalple, bir dünya söylenmemiş gönül sözüyle, eğilen tenim ve ağarmış saçlarımla. İşte ben, işte sen 40 yıla bedel 40 günden sonra yine yanındayım. Rahat uyu anam Zehranın oğlu. Ebedi rahatlıkla ki kanınla tarihin ebediyetine Ya Hüseyin yazdım. 40 Gün geçti. Ne gözyaşı göz evinde duruyor ne de kelimeler dilde. Acıyı anlatmak kolay değil. Çöl toprakları anlar güneşin tokadının ne olduğunu. Susuzluğu sahildeki kumsala sor ki o anlatsın suyun ne olduğunu? Kufede sessizdi Şamda. Şamın daracık sokakları bir aşina bekliyordu ancak sakinleri ağyardı , yabancıydı beklenen aşinaya. Sözler bozulmuştu göğüs parmaklıklarının arkasındaki zindan da. Tanıdık bir ses duyulmuyordu. Kufe ve Şamın sözlüğünden çıkarılmıştı feryat. İradeler yağmalanmıştı, eller kesilmişti, bildikleri tek şey zulmün iradesiyle otur kalk olmuştu! Cesaretin nasıl olduğunu bilen yoktu yiğitlin hangi kalemle yazıldığını da. 40 gün geçti ne sudan bir haber geldi ne de babadan. Sevinç ve rahatlık, kuşlar gibi uçup gitmişti başımızın üzerinden. Gözlerimiz harabelerin karanlığına alışmıştı artık. 40 gündür ne oturduk ne gözyaşı sildik. Ellerimize zincir vuruldu diyar diyar gezdirildik ama yılmadık sabrettik çünkü biz geceleri aydınlatan meşaleleriz. Çocuklarımızın uykusunu kaçırarak acımızı çoğaltmak istediler onlar gafildir ki biz sabrı Ali ve Fatıma evinde öğrendik! Dilleri suskunluğa emrettiler gafiller bilmez mi ki suskunluğun ömrü az olur. Suskunluğa karşı Zeynel Abidinin hutbeleri kıyam etmiş ve mesajını kan ve gözyaşıyla dolu kadehlerde susamış insanlığa sunuyordu. 40 gün geçti. 40 yıl geçse de 400 yıl geçse de asırlar kovalasa da zamanı, yine Helmin nasirin yensurni yazılı sancağın zirvelerde dalgalanacaktır. Bu gün 40 gündür yıldızlar artık gülücük saçmıyor yeryüzüne, Çölün dizlerinde takat kalmamış. 40 gündür vefasızlığın isyan toprağı özgürlüğün çehresine konmuştur. 40 gündür Kufe vefasızlığın yanık davullarını tokmaklamakta. Bu gün 40 gün oldu Aşura feryadının uykuları kaçırmış olduğu günden beri sokak sokak dünyayı dolaşarak. Bu gün acıların ve matemin erbainidir ve Zeynep Fırat kıyısına diz çökmüş denizler dalgalanıyor gözlerinde. Ve kumsala damlıyor. Zeynebin gözyaşı denizi Hüseynin kan okyanusuyla birleşiyor ve ayağa kalkıyor Zeynep, Kerbelada düştüğü yerden. Onun kalkışıyla yeniden kalkıyor Aşuralar ve Kerbelalar o günden bu günedir her yer Kerbela her gün Aşura Kadir AKARAS
Ayna
28 Şubat 2012 Salı 22:44
acaba..?
Selamlarımla a ustad.Duygu ve anlam yüklü pek çok konunun tel kalemle kalbi yansımaları beni yine mest etti.
Ne vardı şu anlam yüklü yazılarınızı ve ifadelerinizi en az benimkadar hassasiyetle anlayan bir çevreniz olsaydı....
Geçen sizi gördüm bir mekanda kesvet yüklü bulutlar şimşek çakıyordu gözlerinizden .
Yok mu?dedim bir damla suyu olan şu kalbi yangınları söndürecek hissiyat sahibi.Ama yok be aga yok işte.yine sen sana kaldın.Ne kadir ne kıymet bilen HAK getire.....
1. Hz. Zeynep (ona selam olsun) için çok zor geçen olaylardan biri, Hz. Ali Ekberin (aleyhi selam) öldürülme
anıydı. Hz. Zeynep (ona selam olsun) bu esnada yüksek sesle bağırarak şöyle diyordu: Ya habiba vebne eha!
(Ey kardeşimin oğlu habibim!) ona doğru hızla koşarken yere düştü. İmam Hüseyin (aleyhi selam) onu tutarak
kaldırdıktan sonra çadırlara gönderdi ve şöyle buyurdu: Ey Haşim oğullarının gençleri! Kardeşiniz Ali Ekberin
naşını çadırlara götürün Hz. Zeynep (ona selam olsun) bu sırada çadırdan dışarı çıktı. Gözü Hz. Ali Ekbere
ilişince aşırı derecede ağlayarak perişan bir vaziyette şöyle feryat etmeye başladı: Kardeşimin nur görmüşü
Ali Ekberim keşke kör olsaydım da seni bu halde kanlara boyanmış olarak görmeseydim. Diyerek bayılarak
yere düştü [1]
2. Hz. Zeynebin (ona selam olsun) bitap olmasına sebep olan olaylardan bir tanesi de İmam Hüseyinin
(aleyhi selam) gençlerin katli kahına bakarak yardım isteme sesi duyulunca, harem kadınlarının ağlama sesleri
yükseldi. İmam Hüseyin (aleyhi selam) çadırların arkasına gelerek şöyle buyurdu: Bacım Zeynep! Süt emen
çocuğumu getir onunla vedalaşayım ve bildiğiniz olaylar yaşandı ve Harmele (lanetullah) üç köşeli okla onu
nişan alarak boğazını parçalama olayıdır.
3. Hz. Zeyneba (ona selam olsun) ağır gelen olaylardan bir tanesi de şu olaydır: imam Hüseyin (aleyhi selam)
haremlerin olduğu çadırlara bakarak o sırada şiddetli hasta olan Hz. Zeynel Abidin İmam Seccaddan (aleyhi
selam) başka bir erkeğin kalmadığını görünce şöyle yüksek sesle seslendi: Ey Zeynep, Ey Ümmi Gülsüm!...
Başka bir taraftan tekrar şöyle seslendi: aleykunne minni selam (benden size selam olsun) yani benim eş ve
çocuklarım Allah ısmarladık ben de gidiyorum bu esnada kadın ve çocukların ağlama sesleri yükseldi.
4. Hz. Zeynebe (ona selam olsun) en ağır gelen olay hiç şüphesiz, imam Hüseyinin (aleyhi selam) atından
düşerek mübarek yüzünü yere vurmasıdır. Hz. Zeynep (ona selam olsun) çadırların önünde durduğu sırada
bu yürekleri parçalayan olayı müşahede etmişti... O anda yüksek sesle şöyle buyurdu: Sizin içinizde bir tane
de mi Müslüman yok? Hiç kimse cevap vermedi. Hz. Zeynep (ona selam olsun) telli Zeynebiyeye çıkarak
imam Hüseyinin (aleyhi selam) tek başına, yar ve yardımcısız olarak yerde olduğunu ve lanetlilerin mızrak,
kılıç ve hançerlerle ona vurduklarını, bazılarının da Zehranın (ona selam olsun) ciğer paresi olan Hüseyine
(aleyhi selam) taşlarla vurduğunu ve aynı şekilde lanetli Şimrin imam Hüseyinin (aleyhi selam) sinesi üzerine
çıkıp başını bedeninden ayırdığını görünce Hiç kimsenin kaldıramayacağı bu sahneler
Ne vardı şu anlam yüklü yazılarınızı ve ifadelerinizi en az benimkadar hassasiyetle anlayan bir çevreniz olsaydı....
Geçen sizi gördüm bir mekanda kesvet yüklü bulutlar şimşek çakıyordu gözlerinizden .
Yok mu?dedim bir damla suyu olan şu kalbi yangınları söndürecek hissiyat sahibi.Ama yok be aga yok işte.yine sen sana kaldın.Ne kadir ne kıymet bilen HAK getire.....