- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
“Çukurova Türkmen Beylikleri: Küçükalioğulları 1”

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar
Küçükalioğulları, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Hatay, Dörtyol, Payas çevresinde hüküm sürmüş bir sancakbeyi ve a‛yân ailesidir.
1516 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Çukurova çevresinde en erken tasfiye edilen beylik Dulkadirliler oldu. Dulkadiroğulları 1522 yılında fiilen yönetimden uzaklaştırılmışlar, bunların yerini Bayezidliler almaya başlamıştı. Payas ve İskenderun çevresinin kadim hanedanı olan Özeroğulları ise 1527-1528 yıllarında ortaya çıkan Safevî kökenli karışıklıklar sırasında ortadan kalktı ve XVIII. yüzyıldan sonra Küçükalioğulları bölgesel güç olmaya başladılar.
Küçükalioğulları'nın kökeni konusunda kesin bilgiye sahip değiliz. Ahmed Cevdet Paşa bir kaynak göstermeden bunların Rişvan aşiretinden olduklarını yazar[1]. Ancak Rişvan aşireti konusunda yapılmış olan bir doktora çalışmasında Küçükalioğulları'nın adı hiç geçmez; Rişvan aşiretine bağlı Celikanlı/ Çelikanlı cemaatinden ve bunların 1865'de Islâhiye çevresinde Dumdum Ovası'nda iskânlarından söz edilir[2].
Ailede hakkında yeterli bilgi ve belge bulabildiğimiz ilk kişi Halil Bey’dir[3]. Küçükalioğlu Halil Bey, Karalar Aşireti Beyi Topal Paşa'nın kızı ile evliydi ve bu yüzden her zaman ondan yardım almaktaydı. Karalar aşireti, Cerid ve Tecirli aşiretleri gibi Çukurova’da sürekli asayiş olaylarına karışan bir aşiret olarak biliniyordu. En son olarak Adana Valisi Ataullah Paşa, Topal Paşayı ve yedi adamını yakalayarak kesik başlarını İstanbul'a göndermişti[4].
Payas, İskenderun, Belen, Anadoluyu Suriye’ye bağlayan hac ve ticeret yolu üzerinde stratejik bir bölge idi. İstanbul, beş önemli derbende sahip bu stratejik sancağın durumu hakkında bilgi almak üzere Çaprastlı dâmadı Süleyman Efendi'yi özel olarak görevlendirdi. Süleyman Efendi görev dönüşü verdiği raporunun yanında Küçükalioğlu Halil Bey'in de bir takriri de bulunmaktaydı. Halil Bey kendisine bu bölgenin yönetimi mirmiranlık rütbesi ile verilecek olursa Adana'dan Antakya'ya kadar bölgenin her türlü güvenliğini sağlamaya söz veriyordu. Hükümet bu isteğin karşılanmasının uygun olabileceği fikrinde olmasına rağmen Padişah, eski kararında ısrar ederek, şimdilik Üzeyir sancakbeyi sıfatıyla Payas taraflarını muhafaza etmesi gerektiğini ve iyi hizmet ederse Beylerbeyilik verilebileceğini bildirmişti[5]. Sonuçta padişahın dediği oldu ve Halil Bey’e Üzeyir sancakbeyliği verilmesi yeterli görüldü. Ancak Halil Bey beylerbeyiliği rütbesinin verilmesinde ısrar edince, yeniden bir isyan hareketine girişmesinden ve Hac yolunun tehlikeye düşmesinden çekinilerek 1788 yılında kendisine beylerbeyilik rütbesi verildi[6].
III. Selim'in Nizâm-ı Cedîd projesini destekleyen Bozok mütesellimi Çaparzâde (Çapanoğlu) Süleyman Bey, Adana ve Tarsus'a mütesellim tayin edecek oranda gücünü artırmıştı. Menemencioğlu Ahmed Bey'e göre, Süleyman Bey o zamanlarda "ikinci bir padişah mesâbesinde" idi[7]. Süleyman Bey'in Küçükalioğulları ile arasındaki ayrılık ve soğukluk hac mevsiminin yaklaşması dolayısıyla endişe vermekteydi. Tam bu sırada Adana mütesellimi Karcı Mehmed Ağa, İç-il mutasarrıfı Yusuf Paşa tarafından "suhûletle" (kolaylıkla) ele geçirilip idam edildi. Bu durumu bildirmek için gönderilen arzın üzerine Padişah kendi el yazısıyla: "Bu makûle (bu türden) eşkıyanın böylece idâm ve izâleleri husûsuna gâyet dikkat oluna" diye yazarak asiler hakkında gerekli işareti vermiş oluyordu[8].
Halil Bey, Ceyhan nehri üzerindeki Misis Köprüsü'nün yıkılmasını bahane ederek hakimiyet alanını Misis'e kadar uzatmış ve bulduğu kayıklarla yolcuları karşıya geçirerek bunlardan bac adı altında vergi almaya başlamıştı. Halil Bey’e vergi ödemek zorunda kalanlardan birisi de eski Halep kadısı idi. Eski Halep kadısına göre Misis Köprüsü gibi büyük bir taş köprüyü barutla havaya uçuran da Halil Bey’in bizzat kendisi idi. Kadı Efendi İstanbul'a dönerken günlerce alıkonulmuş ve çeşitli şekillerde kendisinden para ve mal alınmış ve eline bir kağıd verilerek borç adı altında 10.000 kuruşuna zorla el konulmuştu[9]. Halil Bey 'in esas isteği ise Adana eyaletinin kendisine verilmesi idi. Devlet ise Mısır meselesi ile uğraşmakta olduğundan Halil Bey üzerine gönderilecek vezir ve asker yoktu. Bu iş ister istemez başka zamana te’hir edilerek Halil Bey'e güven mektubu gönderildi[10].
Hac kafilesi nihayet Adana'ya ulaşmış ve Küçükalioğlu Halil Paşa'nın bunda çabası görülmüştü. Bu durumu bildiren evrakın üzerine padişah kendi yazısıyla "Küçükalioğlu'nun müsâ‛adeye şâyân istid‛âsı varsa tanzim oluna. Her mansıb olamaz" dediğine bakılacak olursa Halil Paşa için yeni bir makam istenilmiş olmalıdır [11]. Halil Paşa beylerbeyi unvanıyla Üzeyir Sancakbeyliği yaptığı gibi Karamut Hanı ağalığı görevini de yürütmekteydi. Bu han mâlikâne olarak Beylanlı Abdurrahman Paşa uhdesinde olduğu için Halep valisine yazı yazılmasına gerek duyulmuştu[12]. Devlet, sancakbeyliği görevine ek olarak Karamut Hanı ağalığını da vererek Halil Paşa’yı Adana beylerbeyiliğinden uzak tutmuş oluyordu.
Küçükalioğulları'nın başlıca işleri Adana- Hatay- Halep yolunu keserek buradan geçen hacılardan ve tüccar kafilelerinden harac almaktı. Bu yolun güvensizliğinden bahisle gelip geçenlere güya koruma veriyorlar ve bunun karşılığında da para alıyorlardı. Koruma istemeyerek para vermekten kurtulmak istemeyenler ise muhakkak soyguna uğruyor bütün mallarını, bazen de canlarını kayıp edebiliyorlardı. Olay bugün bazı büyük şehir sokaklarında yaşanılan “değnekçi” uygulaması idi. Karayolunun güvenliği ortadan kalkıp yolcular Karataş iskelesini kullanarak Suriye limanlarına gitmeye başlayınca Halil Bey deniz yoluna da müdahale ederek buradan da harac almaya başlamıştı. Bunun için devlet buraya 4 adet savaş gemisi göndererek duruma müdahale etmek gereği duydu[13]. Kapudan Paşa gönderdiği yazıda Küçükalioğlu'nun İskenderun kıyılarında dolaşan gemilerinin engellenmesi için İskenderun limanına Finike'den Laz Ali Kapudan'ın gemisinin tayin edilmiş olduğunu bildirmekteydi. Bu işte Fettahoğulları da zaman zaman Küçükalioğulları’na yardım ediyorlardı[14].
Halil Paşa sancak merkezi olan Dörtyol ve Payas’da oturmaktaydı. Halil Paşa’nın yaptırmış olduğu mütevazı’ cami bugün Dörtyol’un tarihi eserlerinden birisi olarak ayakta durmaktadır. Ancak Halil Paşa son zamanlarda oldukça hasta olup Payas'a tahtırevanla gelebilmişti. Yanında mahpus olarak tuttuğu Medine kadısı'nın salıverilmesi için İstanbul'dan özel olarak gönderilmiş olan Musa Efendi'nin uzun arîzasından Halil Paşa'nın ölüm haberini alan Padişah, bütün asilerin sonunun böyle olması için dualar etmişti[15].
Halil Bey’in yaptırmış olduğu küçük, gösterişsiz cami bile devlet için katli vacib olan bu zoraki Paşa’nın aslında büyük bir dünyalığının olmadığını gösteriyor. Hacılardan harac alırken bile bunun bir hizmet olduğunu düşünüyor ve 5 vakit namazını kılmaya devam ediyordu. Alınan paranın büyük kısmını işsiz güçsüz aşireti halkına ve kendisine yardım eden Alibekiroğulları gibi çevre aşiretlere dağıtıyor olmalı ki Halil Paşa’dan kalan basit bir konak bile günümüze ulaşamadı.
Halil Paşa’dan sonra Üzeyir sancakbeyliği görevi oğlu Mehmed Dede Bey’e verildi. Çoğu zaman sadece Dede Bey diye anılan bu Türkmen Bey’i sancakbeyliğine atanabilmek için devlete epeyce dil dökmek zorunda kalmıştı. Ama babasından, dedesinden gördüğü tek şey, aşiretin gelir kaynağı olan hac ve ticaret yolundan bâc (harac) alınması işi idi. O da kısa bir süre sonra kendisini bu işin içerisinde buldu. Dede Bey’in Fettahoğulları ile olan hazin macerasını ve Osmanlı paşalarının ince hesaplarını bir başka yazımızda ele alacağız.
Hepinize iyi bayramlar dilerim.
[1] Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, c.3 İstanbul 1292 s.112.
[2] Faruk Söylemez, Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi -Rişvan Aşireti Örneği-, Kitabevi, İstanbul 2007, s. 51.
[3] Bu konuda bkz.: Mahmut H. Şakiroğlu, “Çukurova Tarihinden Sayfalar 1: Payas Ayanı Küçük Ali Oğulları”, DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, XV/ 26 (1991), s. 103- 139.
[4] Hatt-ı Hümâyûn (HAT), 179, 8004/1, tarih 1788.
[5] HAT, 20/ 962, tarih yok.
[6] HAT, 14/ 552, tarih 1788.
[7] Menemencioğlu Ahmed Bey, Menemencioğulları Tarihi, Yay. Haz. Yılmaz Kurt, Akçağ Yayınları, Ankara 1997, s.18.
[8] HAT, 233/2988, tarih 1795.
[9] HAT 15/ 630/1, 29 Z 1202; HAT, 184/ 8586.
[10] HAT, 15/ 675/1.
[11]HAT, 1399/ 56303.
[12]HAT, 1399/ 56305.
[13]HAT-27, 1293/1; HAT-156, 6525, 6 Kasım 1789.
[14]HAT-155, 6514-D.
[15]HAT-83, 3431, 13 Kasım 1804.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- 15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- 15 Temmuz Demokrasi Saldırısı19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Bir Demokrasi Şehidi: Cavit Bey04 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Sosyal Cinnet: Ankara Üniversitesi’nde 4 eczacı öldürüldü27 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Bir Anı: Tatar Dostlarımla Bir Cuma Namazı20 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Gabriel Noradunkyan Efendi13 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- IV. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardında07 Haziran 2016 Salı 06:00
- “Amid” Adı Üzerine31 Mayıs 2016 Salı 06:00
- Babasına İhanet Edenden Kime Ne Fayda Gelir23 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
- Bağdat’ta Bir Zorba: Bekir Subaşı16 Mayıs 2016 Pazartesi 08:54
- Bozok sempozyumu'nun ardından12 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












