“Çukurova Türkmen Beylikleri: Küçükalioğulları 2 “

Adana Medya’da geçen hafta yayımlanan köşe yazımızda Hatay/ Dörtyol, Payas yöresinde yaşayan Küçükalioğulları a’yân ailesi hakkında bilgi vermiştik. Bu hafta ailenin önemli bir ismi Mehmed Dede Bey’in ilginç hikâyesi ile Küçükalioğulları konusuna devam edeceğiz.
Mehmed Dede Bey, halk arasında ve çoğu zaman kaynaklarda sadece Dede Bey olarak anılır. Osmanlı Devleti’nden söke söke “beylerbeyilik” unvanı alan Küçükalioğlu Halil Bey (kendi eceli ile) ölünce yerine oğlunu tayin edip etmemekte Osmanlı devlet adamları epeyce tereddüt göstermişlerdi. Dede Bey, İstanbul’a gönderdiği birçok mektupta, babası gibi olmayacağına, kanundan ve nizamdan ayrılmayacağına dair söz vermekteydi.
Dede Bey’in iddiasına göre babası sağlığında her nesi varsa, inşa eylediği mescidlere, Mekke ve Medine hademelerine ve Deliçay köprüsünün tamirine harcamıştı. Görev kendisine verilirse Kurdkulağı Hanı’nı (Kervansaray) tamir ettirecek ve “devlete bir akça zarar verenden iki akça alacak”, Suriye yolunu en güzel şekilde açık tutacaktı[1].
Mehmed Dede Bey, İstanbul'a gönderdiği iki ayrı dilekçesinde babasının muhallefatının zabtı için gönderilmiş olan fermanı aldıklarını ve bedeli her ne ise hazineye teslim edileceğini bildiriyor ve buraların idaresi kendisine bırakılacak olursa hac ve ticaret yolunun her yönden güvenlik içinde olacağına dair teminat veriyordu[2].
Devletin bu tür sözlere pek önem verdiğini sanmıyoruz. Ancak Dede Bey’e bu görev verilmeyecek olursa Dede Bey’in de boş durmayacağı, etrafına topladığı adamlarla Erzin, Dörtyol, İskenderun yolunu keserek hacılara ve ticaret kervanlarına zarar vereceğini tahmin etmek hiç de zor değildi. Bu yüzden devlet istemeye istemeye (kerhen) de olsa Dede Bey’in Üzeyir sancakbeyliğine tayin için gerekli beratı vermişti. Küçükalioğulları’nın en büyük dayanakları başları sıkıştığı zaman kaçıp saklandıkları Amanos Dağları idi. Bu dağlarda yaşayan Alibekiroğulları ile Bahçe taraflarında yaşayan Fettahoğulları ile hısım ve dostlukları da onlara kuvvet veriyordu. Amanos Dağları’nın sık ormanlıkları arasına gizlenen silahlı insanları buradan söküp atmak ise hiç de kolay bir şey değildi. Küçükalioğulları ise bunu Memlukler zamanından bu yana çok iyi bilmekteydiler. Napolyon’un Mısır’a asker çıkarması Osmanlı Devletini yeteri kadar meşgul ettiğinden yurt içinde yeni bir gaileden olabildiğince kaçınılmaktaydı.
Yukarıda söylediğimiz gibi devlet aslında Dede Bey'e güvenemiyor ve onu “sızıltısızca” ortadan kaldırmak için Beylanlı Abdurrahmanpaşazâde Abdullah Bey'e, Maraş mutasarrıfı Kalender Paşa'ya ve Adana mütesellimi Hasanpaşazade Ahmed Bey'e gizli emir göndererek çare araştırıyordu. Bunu, zamanı geldiğinde gerçekleştirmek ve şimdilik yeni bir fitne yaratmadan kendisine gerekli ikazlar yapılarak sancakbeyliği beratını göndermek en uygun yol olarak görünmekteydi[3].
1805 yılında, Fransızlar'ın Mısır'a saldırısı ile başlayan savaşlar sebebiyle konulan gümrük-i zecriye (rakı ve şarap) vergisini toplamak üzere iskelelerde görevlendirilen gümrükçüler Küçükalioğulları'dan da gümrük vergisi isteyince Dede Bey gelen hacılara:
"Baka Efendiler, bu aralarda hiç bağ ve penbe (pamuk) tarlasına rast geldiniz mi ve gördünüz mü? Devlet bizden penbe bid‛ati ve hamr (şarap) ve arak (rakı) zecriyyesi istiyor. Bizler dahi, sizlerden gümrüğü ziyade alup anları irsâl etmek gerek" diyerek hacılardan daha fazla vergi almaya başladı. Ayrıca yanında adeta zorla alıkoyduğu Mekke mollasının (belgede Medine kadısı) şikâyetleri sebebiyle hac yolunun Maraş- Halep üzerinden yapılmasına karar verildi[4].
1806 yılı sonlarında Küçükalioğlu Dede Bey Karbeyaz'a sığındığı sırada Surre-i hümâyûn Emini Mehmed Said Efendi hac kafilesinin Beylan (Belen) mutasarrıfı İbrahim Paşa ve adamlarının yardımıyla Halep'e salimen ulaştığını bildirmekteydi[5].
Çukurova tarihinin en ünlü valilerinden birisi de Adana Valisi Belenli Mustafa Paşa’dır. 1812 yılında vali olarak atanan Mustafa Paşa İstanbul'a gönderdiği mektubunda, Üzeyir Sancakbeyi Mirmirandan İbrahim Paşa'nın yazısına dayanarak Ramazan-ı şerifin başlarında Cuma günü Dede Bey üzerine yürünüldüğünü ve Kilis Sancağı Mütesellimi Rüstem Ağa'nın saldırısına dayanamayan Dede Bey'in yenilerek kaçtığını veKarbeyaz ve Kozlu Dere çevresinin İbrahim Paşa tarafından ele geçirildiğini bildirmekteydi[6]. Şakînin ne tarafa firar ettiği öğrendiğinde hemen bildirilecekti.
Dede Bey Adana'dan gelen ve Kurdkulağı kervansarayına inen surre ve hac kafilesini burada tutmaktaydı. Gerekçesi ise, Seydi isimli birisinin kendisine saldırmış olması dolayısıyla yollarda güvenlik kalmadığı idi. Dede Bey ikna edilemeyince kafilenin Payas yolunu bırakarak Kadirli ve Maraş üzerinden Haleb'e gitmesi uygun görülmüştü[7].
Halep valisi bulunan Es-seyyid Ahmed Paşa'nın Belen ve Payas tarafında bulunduğu sırada yapmış olduğu tahkikat sonucunda Üzeyir sancakbeyi bulunan İbrahim Paşa'nın Küçükalioğlu Dede Bey'in yapmış olduğu eşkıyalıkları önlemeye gücü yetmediği ve halktan da gerekli desteği sağlayamadığı, bunun üzerine istifa yolunu seçtiği anlaşılmıştı. Halep valisi güvenliği sağlamak üzere bölgeye kendi adamlarından 100 nefer sekban göndermişti. Paşa'ya göre çözüm, bu sancağın idaresinin ek görev olarak Adana Valisi Mustafa Paşa'ya verilmesi idi[8].
Dede Bey'in yapmış olduğu eşkıyalıkta en büyük yardımcıları kardeşi? Mustafa Bey ve amcalarının oğlu Ali Bey idi. Bölgeye yeni bir vali gönderilmemesi için Belen halkının da dilekçeleri bulunmaktaydı. Belen bu tarihte 300 hane ve 5 köyden ibaret küçük bir kasaba idi. Eskiden beri Belen menziline Bakras kazâsından yılda 700 kuruş gelmekte ise de bu yardım masrafları karşılamaya hiçbir şekilde yetişmiyordu. Bu yüzden Yavuz Sultan Selim ve Kanunî zamanında olduğu gibi mütevelli tayin edilerek menzilin idare ettirilmesini Belen, Bakras ve Antakya ahalisi i’lam ve mahzarlar göndererek istemekteydi. Hac mevsimi yaklaşmış olduğundan Padişah, Kars-ı Zulkadriyye (Kadirli) hasları ile Üzeyir sancağının ilhaken Adana valisi Mustafa Paşa'ya verilmesini istiyordu[9]. Halep Valisi yazdığı şukkasında Kalender Paşa'nın akrabaları ve adamlarının bu bölgeden olduğundan bahisle bu görevin Kalender Paşa'ya verilmesini gerekli olduğunu bildirmekteydi[10].
Adana valisinin bu yazısı ile birlikte Halep Valisi Celâleddin Paşa da İstanbul'a rapor göndererek Dede Bey'in Payas'tan çıkarılarak Karbeyaz'a çekilmesini, kendi hazinedarı ile silahdârının başarısı olarak göstererek[11] hazinedarı Rüstem Ağa'ya da kapu kethüdalığı verilmesini temin edecekti[12]. Celâleddin Paşa aynı tarihli bir başka takririnde Karbeyaz'ın kuşatmanın 12. günü 7,5 saat süren bir çatışmadan sonra ele geçirildiğini ve başta Kürtil Köyü kethüdası olmak üzere 11 kişinin yakalanarak idam edildiğini bildirmektedir. Paşa, Karbeyaz kalesi ve Körtil köylerinin eşkıyaya yeniden sığınak olmaması düşüncesiyle yıkılarak halkın Payas'a göçürüldüğünü de eklemektedir. Paşa, bir ince siyasetle bu işin Adana Valisi'nin sorumluluğunda olduğunu ve ona havale edilmesi gerektiğini söyler. Gerekçesi ise Fettahoğlu'nun bulunduğu Bulanık (Bahçe) çevresindeki aşiretler ile Tecirlü ve Cerid aşiretlerinin hepsi İfrâz-ı Zulkadriyye Hâssı reayası olup Payas tarafındaki Çaylu, Ocaklı ve Üzeyir köyleri halkı da aynı şekilde has reayası olmalarıdır[13].
Küçükalioğulları'ndan bu üç şakî kolay bir şekilde Payas ve Karbeyaz'dan def olunmuş iken Üzeyir sancakbeyi İbrahim Paşa'nın gevşekliği yüzünden Bulanık (Bahçe) kazasında bulunan Fettahoğlu Ağca Bey ve kardeşi ayândan Ahmed Bey'in yardımıyla kaçmaya muvaffak olmuştu. Celâleddin Paşa'nın gönderdiği kuvvetlere dayanamayarak kaçan âsiler Payas'da 40- 50 nefer sekban askeri kaldığını görerek yeniden Payas çevresine inmişler ve sonunda hiç kimse Payas yollarından geçmeye cesaret edemez olmuştu. Adana Valisi Mustafa Paşa ise yazdığı 4 ayrı yazıda, bu işin Maraş Valisi Kalender Paşa'ya verilmesini teklif etmekteydi. Ona göre bu bölgedeki aşiret boybeyleri ve kaza ayânları Kalender Paşa'nın yakın akrabaları olduğundan Paşa bu işi kolaylıkla başarabilecekti[14].
Dede Bey ve Fettahoğlu'nu ele geçirmekle görevlendirilen Halep Valisi Celaleddin Paşa'nın uzun mektubu Osmanlı paşalarının ve Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü acı durumu gösterir. Paşamız, bu âsilerin işini bitirmek üzereyken Erzurum'a tayinin çıktığı öğrenmiş, tatarı Adana'dan at bulamadığı için Payas'a gelememiş, Tarsus'a gitmiş ve deniz yoluyla gelmek zorunda kaldığı için gecikmiş, Ceyhan köprüsünü asiler tuttuğu için bu delilbaşı kethüdasının yanına gelememiş, Elbistan üzerinden Malatya'ya, oradan Haleb'e gitmeye çalışırken eşkıya bunları Elbistan yakınlarında çevirmiş ve beş-on saat süren çatışmada cephaneleri kalmadığından yenilmişler, kurtulabilen askerler ise Sivas'a can atmışlar. Paşa bu saldırının da sebebini tam olarak anlayabilmiş değildir: Bu adamlar ile şahıs olarak aralarında bir düşmanlık da bulunmadığı halde adamlarına bunun yapılmış olması padişaha bir hakaret sayılmalıdır. Ayrıca Paşa bu olaylar sebebiyle devlet alacaklarını toplayamadığından askere aylıklarını yetiştiremeyecek olursa kendisi borçlanarak ödeyeceğinden ve bu durumdan şaşırmış olduğundan söz etmektedir[15]. Paşamız 30 Mart 1816 tarihli mektubunda ise Dede Bey'in Andırın tarafına kaçması ve Tecirli, Cerid ve Kerimkızıaşiretlerinin yardımını alması ve kendisine görev verilmesi üzerine Maraş mütesellimini ve delilbaşısını 1.500 askerle ileri gönderdiğini anlatmakta. Delilbaşı, Andırın civarında eşkıya ile 7 saat savaşacak ve eşkıyadan 23'ünün kelleleri kesilerek İstanbul'a gönderilecektir. Tam bu sırada kendisinin Erzurum'a tayini ve Maraş'ın Kalender Paşa'ya verildiği haberi gelmiştir. Bunun üzerine askerin Maraş'a gelişi sırasında Maraş'ı basan Cerid, Tecirlü, Kerimkızı, Kılıçlu ve Reyhanlu aşiretleri haşeratının elinden kurtulan mütesellim güzel tedbirleri sayesinde Anteb'e sığınabilecektir[16]. İki arz arasındaki çelişkiler bir yana koca koca paşaların kendi iç çekişmeleri yüzünden birbirlerini kolladıkları ve bu isyandan kendileri adına faydalanmaya çalıştıkları açıkça ortaya çıkmaktadır.
Adana Valisi Mustafa Paşa 1817 yılı Haziran'ında eski Halep Valisi Ahmed Paşa'ya gönderdiği yazıda Kalender Paşa'yı Üzeyir sancağındaki Küçükalioğlu, Fettahoğlu ve Mürseloğlu gibi asileri tahrik etmekle suçlamaktaydı[17]. İddiasına göre Fettahoğulları'ndan birkaç güvenilir adam, Mısdık Bey'le birlikteKarabeyoğlu'nun yanına varmışlar ve birlikte Mürseloğlu'nun çadırına giderek anlaşma yapmışlardı. Bu anlaşma gereğince Küçükalioğulları'na her biri birer mikdar asker, zahire ve cephane vererek Payas'a 2 saat uzaklıkta dağ başında bulunan Kozludere'ye göndermişler. Burada damlar yaparak Payas yolunu kesmeye karar vermişlerdi. Karabeyoğlu'nun kaynı ve Küçükalioğlu'nın amcazadeleri olan Ali Bey de bu hikâyenin içerisinde bulunmaktaydı. Reyhanlı taraflarında ünlü bir ayân olan Mürseloğlu da aslında Dede Bey'in damadı idi[18].
Bulanık (Bahçe) taraflarında a’yânlık iddiasında bulun Fettahoğlu Ağca Bey ve kardeşi Ahmed Bey, hakkında idam fermanı bulunan Küçükalioğlu Dede Bey'e yardım ederek Adana-Halep yolunun güvenliğini tehlikeye düşürmüşlerdi. Bunların hem Maraş tarafına, hem Üzeyir tarafına, hem de Zulkadriyye Hâssına (Kadirli) zarar verme ihtimalleri vardı. Devlet "Kuş kuşla avlanır" Arap atasözüne uygun olarak kendisi de bu civar halkından olan Maraş Valisi Kalender Paşa'yı bu iş için en uygun kişi olarak görmekteydi. Bu konuda Halep Valisi Ahmed Paşa ile birlikte hareket etmesi emir edilmekteydi[19].
Haklarında idam fermanı yayınlanmış olan Küçükalioğlu Dede Bey ile Fettahoğlu Ağca Bey ve kardeşi Ahmed Bey Adana valisi Mustafa Paşa tarafından Düziçi yakınlarındaki Savranlı (Savrandı) kalesinde kuşatılmışlar ise de bunlar bir yolunu bularak kaçmışlardı. Önce Ağca Bey ve Ahmed Bey yakalanmış ve kaçan Dede Bey'in arkasından giden askerler onu da yakalayıp getirmişlerdi. İstanbul'a gönderilen kesik başları 12 Ekim 1817 günü Bab-ı hümâyûn alanında teşhir edilmişti[20]. Bu olayı bizzat gören Menemencioğlu Ahmed Bey, "maktûl-i merkûm meşhûr zorbalardan olduğundan ahalî-i İstanbul bütün mesrûr oldular" şeklinde anlatmaktadır[21]. İstanbul'dakileri rahatlatan ve sevindiren olay üzerine Mustafa Paşa'yı şikayet için İstanbul'da bulunan Menemencioğullarının gönderdiği 16 şikâyetçiden vebadan kurtulabilenler Paşa'yı görevden aldıramayacaklarını anlayarak İstanbul'dan ayrılmışlardı[22].
15 Ekim 1817 tarihinde Divan-ı hümayundan Maraş Valisi Kalender Paşa'ya ve Rodos Sancağı mutasarrıfı Yusuf Bey'e ve Rodos Kalesi dizdarına gönderilen hüküm'de Düziçi yakınlarında bulunan Savranlı kalesinde ele geçirilen Fettahoğlu Fettah ve Ali ile Küçükalioğlu Mustafa Bey ve Dede Bey'in oğullarının eşleri ve çocukları ile birlikte Rodos Kalesi'ne gönderilmeleri emir edilmekteydi[23]. Sayıları 30'dan fazla olarak belirtilen bu esirlerin çoğu 2 ila 9 yaşı arasındaki çocuklardı. Eşlerden 3'ü ise hamile idi. Fettahoğlu Ağca Bey'in kardeşi Kör Fettah ise gözleri kör, ihtiyar bir adam olup kuşatma sırasında kale dışında bulunduğu için firar edebilmişti. Bu esirlerin Maraş'tan Adana'ya gönderilmeleri sırasında çevre aşiretler arasında bunların akrabaları olduğu düşüncesiyle bunları Adana Valisi Mustafa Paşa'nın atlıları Adana sınırında Kalender Paşa'nın askerlerinden teslim alarak limana ulaştıracaklardı[24].
İsyana öncülük eden 3 kişinin idamından sonra Kalender Paşa, geri kalanlarının bir tehlike yaratmayacaklarına inanarak af edilmeleri yönünde teşebbüste bulunur. Gerçekten Dede Bey'in ele geçirilen 3 oğlundan en büyüğü bulunan Mustafa Bey bu sırada 17 yaşındadır. Diğer kardeşleri ise 9 ve 8 yaşlarındadır. Fettahoğlu Ali eceliyle vefat etmiş, Fettahoğlu Fettah ise gözleri görmeyen yaşlı bir ihtiyardır. Durum Padişah'a arz edilince padişah "bunların hiçbirisi idama müstahak değil" diyerek aflarına ilişkin emrin acele gönderilmesini istemişti[25].
Küçükalioğlu Mustafa Bey’in, meşhur adıyla Musdık veya Mısdık Bey’in hikâyesini ise bir başka yazımızda anlatacağız.
[1] BOA, Hatt-ı Hümâyûn Tasnifi, HAT, 81, 3376/A-1.
[2] HAT,81, 3376/E-1, 14 Aralık 1804 ve HAT, 81, 3376/B-1, 26 Aralık 1804.
[3] HAT, 81, 3376.
[4] Câbî Ömer Efendi, Câbî Târihi, c.I, Haz. Mehmet Ali Beyhan, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2003, 82.
[5] HAT, 642, 31527-B, 14 Aralık 1816.
[6] HAT, 722, 34413-1.
[7] HAT,110, 4354-E, 3 Aralık 1805.
[8] HAT, 461, 22630-A; HAT, 732, 34756-A,B, 31 Ekim 1816.
[9] HAT, 471, 23056, 15 Nisan 1816.
[10] HAT, 766, 36102, 06 Kasım 1816.
[11] HAT, 659, 31466, 09 Temmuz 1816.
[12] HAT, 635, 31337, 11Ağustos 1816.
[13] HAT, 640, 31504, 11 Ağustos 1816.
[14] HAT, 471, 23056, 15 Nisan 1816; HAT, 732, 34756-E, 25 Ekim 1816; HAT, 732, 34756-F.
[15] HAT, 732, 34756-İ.
[16] HAT, 740, 35049, 30 Mart 1816.
[17] HAT, 494, 24246-A, 26 Haziran 1817.
[18] HAT, 494, 24246-A, 26 Haziran 1817.
[19] Şanizade Mehmet Ataullah, Şanizâde Tarihi, c. II, İstanbul 1290, s.768-769.
[20] Şanizâde, II, 795-796.
[21] Menemencioğulları Tarihi, s.121.
[22] Menemencioğulları Tarihi, s.128-9.
[23] HAT, 501, 24605, 15 Ekim 1817.
[24] HAT, 501, 24605, 8 Aralık 1817.
[25] HAT, 502, 24694; Şânizâde, II, 879, 31 Ekim- 9 Kasım 1818.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












