“Çukurova'da Büyük Kaçkun: Silifke'de Muslu Çavuş'un İsyanı (1607)”

XVI. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve genel olarak “Celalȋ İsyanları” adıyla bilinen ayaklanmalar, temelde ekonomik sebeplerle ortaya çıkmış olsa da pek çoğunun arkasında İran’ın siyasȋ beklentileri bulunmaktadır. Çukurova’da ortaya çıkan Muslu Çavuş isyanı da bunlardan birisidir.
Osmanlı padişahı III. Mehmet, Sultan III. Murat’ın 20 oğlunun en büyüğüdür. Topkapı Sarayı’nda misli görülmemiş bir kan ve gözyaşı seli içerisinde padişahlık tahtına oturmuştur. Onun zamanında, 1596 yılında kazanılan ünlü Haçova Meydan Muharebesi ise Osmanlı zaferleri içerisinde en verimsiz olanıdır. Biraz daha ileri giderek bu zaferi faydadan çok zararı dokunmuş olan bir zafer olarak adlandırabiliriz. Çünkü bu savaş sırasında meydandan kaçan ve dirlikleri kesilen yaklaşık 30.000 kadar sipahi Anadolu’ya gelerek küçük çaptaki Celȃlȋ ayaklanmalarının büyümesine sebep olmuşlardır. Halep’de Canpoladoğlu; İç Anadolu’da Kalenderoğlu, Tavil; Aydın’da Üveyspaşazȃde kethüdası Yusuf Paşa, Adana’da Cemşid, İç-il’de Muslu Çavuş en önemli Celalȋ reisleri idiler.
Osmanlı tarihine Kuyucu lakabı ile geçen Murat Paşa, önce küçük kuvvetlerin büyük kuvvet olan Canpoladoğlu Ali Paşa ile birleşmesini önledi. Kelenderoğlu’nu Ankara sancakbeyi yapıp Ankara’ya gönderdi. Ankara kadısı Vildanzȃde’nin Kalenderoğlu’nu şehre sokmayışı ise ayrı bir sohbet konusudur.
İstanbul’dan Ordu-yı hümayun ile yola çıkan Kuyucu Murat Paşa, Konya’da 30.000 kişi toplayabileceğini söyleyen Saraçoğlu Ahmet Bey’i idam ettirdi. Sonra Adana’ya geldi ve Cemşid’i Şekerpınarı’nda Akköprü civarında yendi[1]. Maraş’ta Oruç ovasında Canpoladoğlu’nun 30.000 kişilik kuvvetiyle çarpıştı. Yenilen Canpoladoğlu, İstanbul’a kaçtı ve Padişaha sığındı. Devleti yıllarca uğraştıran ve ayrı bir devlet kurmak için isyan eden bu adama Tameşvar beylerbeyliği verilerek Rumeli’ye geçirildi. Amcası maktul Hüseyin Paşa’nın küçük yaşta bulunan oğlu Mustafa ise o dönemin bir güvenlik uygulaması ve siyaseti olarak Enderun’a alındı.
Kuyucu Murat Paşa o kışı Halep’te geçirdi. Kalenderoğlu sıranın kendisine geleceğini düşünerek Canpoladoğlu ordusundan kaçanları da başına toplamıştı. 30.000 kişilik bir kuvvetle 1607 yılında Bursa üzerine yürüyünce İstanbul’da büyük bir korku ve heyecan yaşandı. Kalenderoğlu, gönderilen Dalgıç Ahmet Paşa’yı Gönen ovasında yenip öldürerek Manisa ve Aydın taraflarına inmiş ve oraları yağmalamıştı. Halep’ten yola çıkan Murat Paşa Maraş taraflarına geldi. Silifke ve Adana çevresini eline geçirmiş olan Muslu Çavuş ile Kalenderoğlu kuvvetlerinin birleşmelerini önlemek için bu sefer de Muslu Çavuş’u devlet hizmetine alarak onu İç-il sancakbeyi yaptı[2]. Göksun Boğazı’nı Kalenderoğlu’ndan önce ele geçiren Murat Paşa, emrindeki asker sayısı Kalenderoğlu’nun askerinden az olmasına rağmen stratejik bir üstünlük sağlamış oldu. Savaş esnasında hendeklerden çıkarak saldırıya katılan 1.000 kadar yeniçeri savaşın kaderini değiştirdi. Sivas’a gelen Murat Paşa, kaçan asileri takip etmek için 6 gün 6 gece at sırtından inmedi[3]. 90 yaşlarında olduğu tahmin edilen Murat Paşa’nın bu gayretini tarihlerimiz övgü ile anarlar.
Karahisar-ı şarkȋ yakınlarında, Kara Hasan Derbendi’nde 4 Eylül 1608 tarihinde yapılan savaşta Adana eyaletinin ilk beylerbeyi olan Mustafa Paşa şehit düştü. Arkadan gelen Yeniçeri Ağası Halil Ağa asileri geri çekilmeye mecbur etti[4]. Sonunda bütün Celalȋler gibi Kalenderoğlu da İran’ın yolunu tuttu.
Murat Paşa Celalȋlerden topladığı 400 bayrakla İstanbul’a gelerek durumu padişaha arz etti. Anadolu büyük ölçüde Celalȋlerden temizlenmişti. Murat Paşa’nın rakipleri ise onun Erzurum’da kışlamasını ve İran üzerine sefer yapmasını istiyorlardı. Murat Paşa’ya göre henüz iş tam olarak bitmemişti.
İstanbul’da İran üzerine sefer hazırlıkları sürerken İç-il sancakbeyi Muslu Çavuş’a da ilkbaharda Karaman Beylerbeyi Zülfikār Paşa emrinde sefere katılması için istimȃletnȃme ile birlikte ferman gönderildi. Muslu Çavuş’un şüphelerini gidermek için bu sefer sonunda kendisine Karaman Beylerbeyiği verileceği ve Zülfikār Paşa’nın da vezirlik rütbesi verilerek Anadolu Beylerbeyisi olacağı müjdeleniyordu.
Bu fermanlar dışında Zülfikār Paşa’ya Sadrazam tarafından yazılmış bir de “çok gizli” mektup bulunmaktaydı. Bu mektubunda Sadrazam, Zülfikār Paşa’ya esas niyeti ve gizli emrini çok net bir şekilde bildirmekteydi: “Muslu Çavuş’a İç-il sancağı tamamen bir mecburiyetten dolayı verilmiştir. İç-il sancağı dağlık bir yerde olduğundan üzerine asker göndermek mümkün olmadığından “mudȃrȃ” için kendisine sancakbeyliği verilmiştir. Şimdi kendisine Acem seferine katılması şartıyla Karaman beylerbeyiliği sözü verdim. Onu kendine çekebilir ve fırsatını bulduğunda başını kesebilirsen sana Anadolu eyaletini vezirlik rütbesi ile vermeyi taahhüt ederim”.
Bunun ardından “İran üzerine sefer vardır” diyerek Aydın, Saruhan ve Menteşe (Muğla) taraflarında isyan etmiş olan Üveyspaşazâde kethüdası Yusuf Paşa’yı Üsküdar’da bulunan ordugȃha davet etti. Yusuf Paşa 3-4.000 yaya tüfekli asker ve 1.000 kadar süvariye sahip bir Celalȋ idi[5]. Davet mektubuna Sadrazam Murat Paşa, “Benim oğlum” diye başlıyor ve devam ediyordu: “Bu kadar çok adamın varken asla zulmün işitilmedi. Ancak yine de namın Celalȋdir. Bu kötü namdan kurtulmak için sana bir fırsattır. İran üzerine sefer vardır. Gelip orduya katılasın ve geçmişinle ilgili bu lekeyi silmek fırsatını kaçırmayasın”, yolunda güzel sözler ve ince tehditler yazılmıştı.
Siyaset çarkı İstanbul’da her zamankinden daha hızlı dönmekteydi. İhtiyar sadrazamı iş başından uzaklaştırarak yerine geçmek isteyenler onu bir an önce İstanbul’dan uzaklaştırmak için Sultan I. Ahmet’e baskı yapıyorlardı. Murat Paşa, “Tenhȃ sözüm vardır” diyerek Padişahla çok gizli bir görüşme yaparak planını açıkladı: “Eşkıyȃ henüz tam olarak temizlenmemiştir. İran seferi sırasında Ordu’nun gerisinde kalmaları tehlike yaratır. Özellikle Muslu Çavuş’un elinde 6-7 parça kale vardır. Bu kalelerden “taş yuvarlamak ile askeri helȃk eder” Kendisine İç-il sancağı verişim ve Kalenderoğlu seferine gelme deyişim hep bu iki asinin bir araya gelmemesi içindi. Şimdi Zülfikār Paşa, Muslu Çavuş’un işini bitirdiği an ben de burada Yusuf Paşa’nın işini bitireceğim”. Bu planı uygun bulan I. Ahmet du‘ȃ edip “Hak ta’ȃlȃ işini rast getire” diyerek gerekli izni vermişti.
Yusuf Paşa, gönderilen bu davete ve verilen sözlere güvenerek Üsküdar’a geldi ve Sadrazamdan büyük bir iltifat gördü. Bu sırada Zülfikār Paşa’dan gelen mektupta Muslu Çavuş’un Karaman’a gelip görüştükleri yazılmaktaydı. Ancak Ordu’nun bir türlü Üsküdar’dan ayrılmayışı İstanbul ulemasının ve halkın tepkisine sebep olmaktaydı. Padişah, Sadrazama mektup yazarak:
-“Lala, sen ihtiyar oldun, Kızılbaş seferine gidemiyorsun, kimi serdar olarak göndermek istiyorsan sen seç. Cevap gönderesin, yahut üç güne kalmayıp gidesin” demekteydi. Sadrazam Padişahtan ikinci kez gizli görüşme istedi. Muslu Çavuş’un henüz yakalanmadığını, Yusuf Paşa’yı şimdi idam ederlerse bunu duyan Muslu Çavuş’un dağlardaki kalelere çekileceğini ve Ordu İran’da iken onun İstanbul’a yürüyeceğini bildirdi. Bu sözleri haklı bulan Padişah, Kuyucu’ya ikinci defa izin verdi. Bu bekleyişten şüphelenen Yusuf Paşa’yı yatıştırmak için kendisine “Ahiret oğlum” diye hitap eden Sadrazam o gelip oturmadan yemeğe başlamazdı. Bu hal ile bir ay geçti[6].
Bu sırada İç-il’de Muslu Çavuş sancağına davet ettiği Zülfikār Paşa’yı 21 gün boyunca sancağında misafir etti ve muhteşem kalelerini gezdirdi. Sonra Zülfikār Paşa da “eyaletinizdir” diyerek onu Konya’ya davet etti. Meram Bağları’nda ziyafet sırasında içeri dalan özel görevli adamlar Muslu Çavuş’u boğdular. Başını 1o adamla İstanbul’a gönderdiler. Muslu Çavuş’un kalelerde sakladığı hazinelerini almak üzere bizzat Zülfikār Paşa ve Karaman Defterdarı Yunus Efendi gittiler.
Muslu Çavuş’un idamını haber alan Padişah sevincinden protokol kurallarını dahi unutarak ona “lala” diye hitap edeceği yerde: “ Benim babacığım! Senin bana eylediğin hizmetin Hak ta‘ȃlȃ mükȃfȃtın edesin, nice ma‘kȗl ise öyle eyle” diyerek gönderdi.
Ertesi sabah Sadrazam “kahve içmek” için Yusuf Paşa’yı çadırına çağırttı. “Tenha oturalım, geleni dahi komasınlar” diyerek çadırın arka bölmesinde hazırlanan sofraya oturdular. Bir bahane ile Sadrazam dışarı çıkınca önceden emir alan görevliler Yusuf Paşa’nın işini bitirdiler[7].
Sadrazam, Padişah’a çıkarak bunu haber verdi ve övgü dolu sözler aldı. Sadrazam: “Bu iki kuvvetli düşmanın işini hallettik. Bu seneki İran seferi bu olsun ve seneye Acem’e sefer münasip olur” diyerek sözünü bağladı. Bu sırada Anadolu Defterdarı bulunan Hasan Beyzȃde ferman üzerine Yusuf Paşa’nın ve idam edilen adamlarının bütün mallarını defter edip Başdefterdâra bildirdi.
Sonuç olarak Muslu Çavuş’un ve Yusuf Paşa’nın cezalarının verilmesi için Kuyucu Murat Paşa’nın yapmış olduğu bu ince siyaset, İstanbul’daki siyasi dengelerin korunması açısından büyük önem kazanmış ve tarihlerimizde geniş yer bulmuştur. Diğer taraftan bakıldığında ise Murat Paşa bu iki asinin hesabını görmek bahanesiyle İstanbul’dan uzaklaşmak istememiştir. Yorum sayın okurlarındır.
- Yılmaz Kurt, “Ramazanoğulları’nın Sonu: Adana’da Çemşid Bey İsyȃnı (1606-1607)”, Adana Medya, 22 Aralık 2014.
[2] Naîmâ Mustafa Efendi, Târih-i Na‘îmâ, Ravzatü’l-hüseyin fî Ahbârı’l-hâfıkayn, c.II, Hazırlayan: Mehmet İpşirli, TTK Yay., Ankara 2007, s. 344, 371 ; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1, 3. Bs., Ankara 1983, s. 105.
[3] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1, s. 107.
[4] Naîmâ, Târih-i Na‘îmâ, c.II, s. 349.
[5] Naîmâ, Târih-i Na‘îmâ, c.II, s. 367.
[6] Naîmâ, Târih-i Na‘îmâ, c.II, s. 370.
[7] Naîmâ, Târih-i Na‘îmâ, c.II, s. 371.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












