Cuma Sohbeti

RABBİMİZDEN ÇAĞRI
Ey iman edenler! Allah’a, Resûlü’ne, indirdiği Kitab (Kur’an’)a ve daha önce indirdiği kitap(ların asılların)a (gereğine uygun şekilde) iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve âhiret gününü (birini bile) inkâr ederse muhakkak ki o, derin bir sapıklığa düşmüştür.(Nisa Suresi /136)
Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla
Resûl’ün üzerine düşen, sadece tebliğ etmektir. Allah neyi açıklayıp neyi gizlediğinizi hakkıyla bilir. (Maide/99 )
Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olan (mü’min)ler, kâfirlere/İslam karşıtlığı yapanlara karşı çok şiddetli, kendi aralarında ise çok şefkatlidirler. Onların (namazda) rükû yaptıklarını (ve) secde ettiklerini görürsün. Onlar, Allah’tan (daima) lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin eserinden (meydana gelen) nişanları vardır. Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları da (şöyledir: Onlar) filizini çıkaran, derken onu (filizini) kuvvetlendiren, kalınlaşan, zamanla gövdesi üzerinde doğrulup dikilen bir ekin gibidir ki ekincilerin hoşuna gider, (Allah Resûlü’nün ashâbı ile birlikte böyle gelişip kuvvetlenmesinin misalle anlatılması) kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip de sâlih amel işleyenlere, mağfiret ve büyük mükâfat vaadetmiştir. (Fetih/29)
Ey Peygamber! Muhakkak biz seni, (ümmetin üzerine) bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hem de Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik. (Ahzab/45 )
Metin Kutusu: YOLUMUZU AYDINLATANLAR Eğer yerdeki ağaçlar (birer) kalem olsa, deniz de (mürekkep olsa), ardından yedi deniz ona (katılıp) yardım etse yine (bunlar tükenir de) Allah’ın kelimeleri tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak galip, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. ( Lokman /27) AHMED B. ASIM ANTAKÎ (RA) BUYURMUŞLAR Kİ: “Günahın azını küçümseyip basit gören, büyüğüne yakalanıverir… “Havas, fikir ummanına dalan dalgıçlardır. Avam ise gaflet sahrasında yolu kaybeden şaşkınlardır..” “Tüm amellerin öncüsü ilim, bütün ilimlerin öncüsü inayettir.” “İhlâs bir işi yapınca bununla anılmayı arzu etmemen, bu yüzden saygı görmeyi istememen, Hak Teâlâ hariç amelinin sevabını hiçbir kimseden beklememendir. Amelde ihlâs işte budur!” rahmetullahi aleyh buyurmuştur ki: “Kalbin devası şu beş şeydir: İyilerle oturup kalkmak, Kur’an okumak, mideyi boş tutmak, gece namazı kılmak, seher vakti ağlamak” “Adalet iki kısımdır: Halkla arandaki zâhir adalet, Hak Teala ile arandaki bâtın adalet. Adalet yolu istikamet yoludur. Lutuf yolu, fazilet yoludur, zulüm nedamet yoludur” “Ulu ve yüce Allah Tegabün suresi 15. Ayet-i kerimede “mallarınız ve evladlarınız fitneden başka bir şey değildir” buyurmuş iken biz hiç durmadan fitneyi artırıyoruz!” “Kulun Allah’tan korkmaz ve utanmaz olması, nefsi hakkındaki bilgisizliğindendir… Allah hakkında en çok marifet sahibi olan Ondan en fazla korkandır.. Kalbin düzgün olsun istersen, dilini korumak suretiyle ona yardımcı ol!”
Allahım! Senden, kulun ve peygamberin (olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in)istediği hayırları isterim. Kulun ve Peygamberin (olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in) sığındığı şeylerden de sana sığınırım. Senden cenneti ve ona yaklaştıracak söz veya ameli (nasip etmeni) isterim. Cehennem ateşinden ve ona yaklaştıracak söz veya amelden de sana sığınırım. (İbn Mace, Ahmed bin Hanbel)
YAŞAYAN KUR’AN: Hz. MUHAMMED(SAV)
O’NDAN (SAV) BİZE
Benim durumum ile sizin durumunuz, ateş yanınca çekirgeler ve pervane böceklerinin ateşe atılmaya başladığı bir adamın durumuna benzer. İşte ben, ateşe düşmeyesiniz diye sizin kuşaklarınızdan tutuyorum. Siz ise, benim elimden kurtulmaya çalışıyorsunuz...” (Müslim, Buhari, Tirmizi)
İbni Mes’ud (r)’dan rivayetle Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salat-ü selam getirenlerdir. (Tirmizi)
Ebu Said el-Hudri (ra) ’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Kim, Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı, peygamber olarak Muhammed (sav)’i kabul edip hoşnut oldum derse cennet ona gerekli, vacip olur.” (Müslim ve Ebu Davud)
Hz. Enes (ra) Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Kıyamet gününde her merhalede bana en yakın olanınız, dünyada bana en çok salat ve selam getireninizdir. Kim ki Cuma günü ve Cuma gecesi Bana salavat-ı şerife getirirse, Cenab-ı Hak onun yetmişi ahiret ve otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere ,yüz hacetini giderir. Sonra Allah bir meleği vazifelendirir. Size nasıl hediyeler gelirse o da kabrime girer. Bana salat edeni haber verir. Adı, nesebi ve kabilesine kadar. Ben de beyaz bir deftere yazarım.” (Ramuz El- Ehadis 119/9)
ALLAH’I VE RESÛL-İ EDÎBİ’Nİ SEVMEK
Dinin özü, sağlam ve doğru iman; imanın özü de hubb-i Rahmân’dır; yani ekremü’l-ekremîn ve erhamü’r-râhimîn olan yüce Allah’ı sevmek…
O halde bizim asıl işimiz, çok latif, çok zarif, çok nazik, çok tatlı bir duygu olan “sevmek”tir; diğer fikir ve duygular, ibadet ve taatler, hayrât ve hasenâtlar onun ardından gelir.
Allahu Teâlâ’yı sevmek, o kadar zor, o kadar ulaşılmayacak ve başarılmayacak bir iş de değildir. Çünkü kulun, kendisini kimin yaratıp büyüttüğünü; bu mükemmel vücudu, aklı, fikri, faydalanmakta olduğu türlü nimetleri kendisine kimin verdiğini; kâinatın şu harika nizamını, yerleri, gökleri, fezaları, yıldızları, fizik, kimya, biyoloji ve tabiat kanunlarını kimin kurduğunu düşündüğü takdirde şükran, hayret ve hayranlık duygularına gark olmaması mümkün değil.
Allahu Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’inde bize, Resûlü Muhammed Mustafa’ya bağlanmayı, uymayı, tâbi olmayı emrediyor.
Resûlullah’ı kabul etmeden müslüman olmak imkânsızdır. Değil tümüyle kabul etmemek, doğruluğu kesin olarak bilinen bir hükmünü, bir hadîs-i şerîfini, bir sünnet-i seniyyesini bile kendi aklından, kendi keyfinden dolayı reddeden yine kâfir olur, münkir kalır, imansız göçer…
Allah (celle celâlüh), kendi elçisi ve sevgili kulu, eşref-i mahlukât olan insan cinsinin zirvesi, peygamberlerin serveri, ins ü cinnin efendisi, cennetin en üst rütbesi olan makâm-ı Mahmûd’un sahibi Muhammed’ine (sas.) inanıp ümmet olmayanı kesinlikle rahmetine erdirmez, cennetine sokmaz; aksine en şiddetli şekilde cezalandırır.
Bir sahih hadîs-i şerîfinde Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Nefsim kudreti elinde bulunan Allah’a andolsun ki sizden her biriniz beni, babasından da evladından da tüm insanlardan da daha çok sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız.”(Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 70)
Onun için sahâbe-i kirâm (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în) ona hitap ederken, “Fidâke ebî ve ümmî yâ Resûlallâh! Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü” diye söze başlarlardı. Onun yoluna canlarını ve mallarını vermekte tereddüt etmez, gözlerini kırpmazlardı. Hepsi ölmeleri pahasına ona bağlanmış, biat etmişlerdi.
Her zaman olduğu gibi zamanımızda da Resûlullah’ı sevmek; onun yolunda gitmekle, sünnetini ihya etmekle, ümmetine hizmet eylemekle ve bilhassa onun hakikî vârisleri olan ulemâ-i muhakkikîn, meşâyih-i vâsılîn ve evliyâullâh-ı mukarrebîne biat edip bağlanmakla tahakkuk eder.
Gün gibi âşikâr ve zahir ve bâhir olan bu gerçeklerden habersiz olanlar ne kadar acınacak durumda! İnsanları, hakkı ve ehliyeti ve salahiyeti olmadığı halde kendisine bağlamaya çalışanlar ne korkunç bir cüret içinde! Onlara kanıp peşlerine gidenler ne kadar izansız ve irfansız! Zavallılar cahiliye ölümü ile ölüp gidecekler…
Yâ Rabb! Bizi, Senin ve Resûlü’nün sevgisinden mahrum bırakma, sevdiğin kullarla beraber eyle, sevdiğin yollarda yürüt, sevdiğin amelleri işlet; huzuruna sevdiğin ve razı olduğun kullar olarak gelmemizi nasip kıl!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












