• BIST 77.779
  • Altın 128,096
  • Dolar 2,9850
  • Euro 3,3066
  • Adana : 29 °C
  • İzmir : 29 °C
  • Ankara : 26 °C

Devlet yıkma başarımız

10.09.2015 06:00
Devlet yıkma başarımız
Sedat Memili özel röportaj

Bir tarihçi: “Dünyanın siyasal ve kültürel tarihinden Türk veya Anadolu Tarihini çıkarın, geriye, kuru, anlamsız ve fazla bir değeri olmayan olaylar dizgesi kalır” demişti.  Cumhurbaşkanlığı forsumuz ortada güneş ve bu güneşten yansıyan 16 ışıktır. Anlam olarak ortada yer alan güneş, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözüne atfen sonsuzluğu ve Türkiye’yi, 16 Yıldız olarak tarih boyunca kurulan 16 büyük devleti sembolize etmektedir.

Bu doğru mudur? Bu konuda tartışmalar var. Ancak resmi kurumlar ve geniş bir taban bunun doğru olduğunu kabul ediyor. Böyle bir anlam yüklenmiş olmasını benimsiyor.

Benim konum bu değil.

İşlemek istediğim konu: Tarih boyunca kurulan bunca devlet nasıl yıkıldı?

Çok devlet kurmak mı bir yetenek işidir kurulmuş bir devleti uzun bir süre yaşatmak mı?

Bu kadar çok devlet ve beylik kurmuş olmamızın anlamı, demek ki kurduğumuz bunca devlete sahip çıkamadığımızı göstermez mi?

Tarihçiler dışında Kurmuş olduğumuz ve yıkılmasını önleyemediğimiz 15 devleti sayabilecek kaç insan tanıyoruz? Bilmiyorum. Hele beylikleri tarihçilerin bile bir çırpıda sayıp saymayacaklarından şüpheliyim.

Bu yazı dizimizde elimizden geldiği kadar, kurulmuş olan Türk Devletlerinin nasıl yıkıldığını kaba çizgilerle araştırıp sizinle paylaşma düşüncesindeyim.

Elimizde aydınlık bir Türkiye Cumhuriyeti var. Cumhuriyeti aydınlatan kurum ve kuruluşlar maalesef kapatılmakta ve karanlık çağrılmaktadır. Bu konuları işleyerek hiç olmazsa elimizde bulunan bu değere sahip çıkmamız için bir nebze yararımız olur düşüncesindeyim.

 

ÖNCELİKLE ORTAK YIKILMA NEDENLERİ

 

Tarihçilerin araştırmasına göre bunca Türk Devleti ve Beyliği’nin 14 madde ile özetlenen ortak yıkılma nedeni vardır. Bunu paylaştıktan sonra, tarih sırasına göre, hangi devletin hangi nedenlerle yıkıldığını kabaca mercek altına alacağız.

Birinci neden: İktidarda bulunanların halktan kopuk olarak saraylarda lüks hayat sürmeleri… Sadece bu konu değil bundan sonraki konular da size yabancı gelmeyecektir. İktidardan pay alan, iktidardan nemalanan kişilerin, hukuken sebepsiz zenginleşmelerinden doğan yaşam biçimlerinin halktan kopuk olmasıdır. (Gerçekte zenginliğin nedeni belli ama iktidarlar, bu zenginliğin araştırılmasını, özgürlüklere aykırı görürler. Yani bir anlamda, yolsuzluk, hırsızlık, talan serbest ama araştırılması yasak.)

İkinci Neden:  Bir kişinin uzun süre ülkeyi yönetmesi, kendisinden sonra da yönetimi, aynı düşüncedeki akrabalarının sürdürmesi. Hanedan üyelerinin iktidarda kalabilmek için yeniliklere ve değişime karşı çıkmaları; bu nedenle de ülkenin gelişmeyip, duraklamaya başlaması ve geri kalması. (CHP Yüreğir İlçe Başkanı Sayın İsmet Yüksel ile yaptığım bir söyleşide benimle şu tespitini paylaşmıştı: Uzun süre iktidarda kalanlar, kendilerinin daha uzun süre iktidarda kalma koşullarını hazırlamaktadırlar.)

“Kendini Arayan Tanrı” Kitabımın ana mesajlarından biri şuydu: İnsan yaşamının yarısını sahip olma hırsına harcar, kalan yarısını ise kaybetme korkusuyla tüketir. Bu aklın nihai oyunudur. İktidarlar, uzun süre kaldıklarında, devletin bütün olanaklarını, babalarından kalan miras gibi görürler. Bu psikolojik bir olaydır. Şimdi, dolmuş veya halk otobüsü sürücülerine bakın, aynı yolu her gün onlarca kez kat eden kişi o yola sahiplenir. İstediği yerde durur, istediği yerde hareket eder, klakson çalar veya çalmaz… Çünkü kendisi ile yol arasında bir sahiplik duygusu gelişmiştir. O yolun insanlığın ortak yolu olduğunu unutur.

İşletmeler, mahalle yaşamı, arastalar da hep bu olgu yaşanır.

İşte “iktidar bozar” derken kastedilen bu çelişkidir.

Yönetici kişi/kişiler için yasalara uymak öncelik olmaktan çıkar, kişi kendi iradesini yasaların üzerinde görmeye başlar. Bu çöküş alfabesinin ilk harflerindendir.

Bu ülkenin kaynakları, bu ülkeyi yönetenlerin şahsi malları değil, ülke yurttaşlarının oluşturduğu ortak değerlerdir. Bunu unutan ve gözleri aşırı mal hırsıyla parlayan yöneticiler, ülkenin çöküşüne zemin hazırlarlar.

 

Üçüncü neden: Siyasi istikrarsızlık: siyasilerin iktidarı; saltanat sürme ve yakınlarını devlet imkânlarından yararlandırma yeri olarak görmesi nedeniyle; Tüm Türk boylarının iktidarı ele geçirmeye çalışmaları. Hatta Sultan olmak için kardeşin kardeşi veya babasını, oğlunu bile öldürtebilmesi siyasi istikrarsızlığın adımlarıdır. Devlet memuriyeti, fedakârlık ve feragat isteyen, onursal bir görev, bir hizmet, yarış yeri yapılamadığından, Türk tarihi; devleti ele geçirme ve kaptırmama mücadelesine dönüşmüştür.

Bunun yanı sıra özellikle de günümüzde istikrarsızlık, siyasal iktidarda kalış nedenleri olarak algılanmaya başladığından itibaren, geçer akçe olmuştur.

İktidar, çözmek, netleştirmek ve yaşamı kolaylaştırmak için vardır.

Siyasi istikrarsızlığın her devlete, zamanına ve o günün koşullarına göre oluş nedenleri farklıdır. Türk devletlerini tek tek ele alırken bu konulara ayrıca değinilecektir. Osmanlı İmparatorluğunu siyasi iktidarsızlığa düşüren koşullar ile Türkiye Cumhuriyeti veya Göktürk Devleti’ni istikrarsızlaştıran koşullar farklıdır.

Ancak günümüzde istikrarsızlığın, maalesef, iktidar tarafından yaratılıp beslendiğine dair de görüşler vardır.

Koşullar değişmiştir, istikrarsızlık, geçmiş dönemde hanedanlıkların egemenliğine son verirken, günümüzde, demokrasiye gizlenmiş hanedanlıkların devamını sağlar görünmektedir.

 

Dördüncü Neden:  Devlet yönetiminde, bilgisiz, liyakatsiz, tecrübesiz, çıkarcı, kıskanç, beceriksiz, yağcı, geçimsiz, kavgacı, ufuksuz kişilere görev verilmesi… Sakın bu ifadeleri bu günkü koşullar için kullandığımı düşünmeyin. Devlet yönetimindeki kişilerin bu yapısı, devletin çöküşünde çok önemli etkenlerden biridir.

Yurttaş, devlet görevlisinin, icra ettiği göreve layık, adalete ve devletine sadık, yurttaşa saygılı, çözümleyici, huzur ve güven veren bir yapıda olmasını ister. Aynı zamanda, o kişinin konusunun en ince ayrıntısına kadar hakim olmasını arzular. Bu devletin temel direği olan yurttaş ile devlet arasındaki sıkı bağdır.

Bu bağ, siyasal iktidarın devamı için çökertilir veya gevşetilirse, devlet, telafisi güç yaralar alır.

Sadece devlet görevlilerinin değil, vatandaşın da ahlakı bozulur.

Kişilerin, şahsiyetlerini hedef almıyorum sadece durumu daha açıklıkla ortaya koymaya çalışıyorum. Şehir Tiyatrolarının başında güreş hakemi bulunmaktadır. TUBİTAK’ın başına hayvanat bahçesinden gelme bir müdür atanmıştır. THY’nın başına atanan kişinin devletin en tepesindeki yöneticinin oğlunun İmam Hatip’ten sınıf arkadaşı olmadı bir rastlantı mıdır? Anayasa ve Danıştay’ın başında bulunan kimseler hukukçu bile değil.

Bir devlet dairesine gittiğiniz zaman, valisinden, en ücra ilçesindeki bekçiye kadar hiç kimse yerinden emin değildir. Hatta bazı genel müdürlüklerde yetkililer karar almaktan bile imtina ediyor. Bunu kanıtlamak mümkün mü? Devlet memurları kendi vicdanlarına sorsun. Ayrıca halleri, yurttaşların gözünden kaçmıyor.

Bu ülkede devlet ile yurttaşı arasındaki güven bağının çözülüş aşamasıdır ve devlet için tehlikelidir.

Yıkılan 15 Türk Devleti’nde yıkılışın ortak nedenlerinden biridir bu liyakatsiz devlet yöneticilerinin varlığı.

Devletin görevlileri, halkın memurudur, görevi halkın yaşamını kolaylaştırmaktır. İktidar sahiplerinin rant bekçiliği yapmaya başladıkları zaman, çöküş sürecine katkıda bulunmuş sayılırlar. Bilerek veya bilmeyerek…

 

Beşinci Neden:  Gelir dağılımı bozukluğu nedeniyle halkın %70'inin yoksul olması yıkılışın ortak nedenlerinden beşincisidir. Günümüzde bu pergel daha da açılmıştır. Milli gelirin artmış olması, yurttaşın refahtan aynı oranda pay almış olduğunu göstermez. Bir ülkede çalışabilir nüfusun yaklaşık beş milyonu işsiz ise, kişi başına düşen milli gelirin on bin bilmem kaç dolar olması halkın aklı ve bilimle alay etmektir.

Milli gelirin yükseltilmesi bir ölçüdür ancak bu ölçüyü değerli kılan adil paylaşımdır. Üretimin olmadığı bir ekonomide milli gelirin nasıl arttığı da başka bir tarihsel yalandır. Cari açığın ve ithalat rakamlarının analiz edilmediği bir ekonomik sistemde sadece transit geçiş mallarıyla ihracat kabul edilen fiktik olguları dolar cinsinden halka anlatmak yalandır, ayıptır, günahtır.

Birtakım aileler balkonlarında kahvaltı yaparken, doymak için başka çocuklar onların artıklarını bekliyorsa toplumsal ve ahlaki çöküş başlamıştır artık.

Nasdaq endeksine göre veriler mükemmel. Kim nasdaq verileri ile karın doyuruyor. Dalga mı geçiyorsunuz? Efendim borsa rekor kırmış; gidin işsiz insana anlatın. Kredi borcu altında yıkılan, çöken insana borsanın rekor kırdığından söz edin.

Bunlar çökmenin belirtileridir.

Kötümserlik yapmıyor ve durumun fotoğrafını ortaya çıkarıyorum.

Bu fotoğrafa bakım, yıkılmasına neden olduğumuz 15 devlet gibi biz de yıkılmayalım diye çözüm üretmek amacı ile önce ne olduğunu ortaya koymaya çalışıyorum.

 

Devam Edecek….

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim