• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Din-inanç ve bazı kavramlar (1)

08.03.2016 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Bir sistem olarak Din, her zaman vardır ve etkindir. Din meşrulaştırır. Bunun için siyasi eğilimler, dinin kutsalları içine girer ve birliktelikler oluşur. Böylece Din, siyasi emellerin vasıtası-perdesi olur. Siyasetçi, bu vasıta ile toplumun kendisine itaat etmesini ister ve sanki kendisini tartışılmaz kılar, diyelim ki kutsar. Zaten tarihteki tüm siyasi olaylar, demokrasi bu kadar moda olmadan önce, hep din adına savaşlar oluyordu.

‘Dininin siyaseti’ ile ‘siyasette din’  farklı kavramlardır. Ama gerçekte bunlar birbirini tetikler ve tamamlar. Siyasi tercihler din içinde-adına dogmalaşır, tartışılmaz olur. Aksi halde dinden çıkmış olunur.

 Dinden ayrılmanın cezası, siyaseten daha önce sistemleşmiştir: Dinden çıkanı tekrar tövbeye davet edin. Olmazsa öldürün! Bunun için verilmiş siyasi fetvalar vardır.”Nizam-ı âlem fetvaları” malumdur.

Tarihin her döneminde farklı renklerde bunlar yaşanmıştır, bugün de farklı renkte geçerlidir, Ortadoğu savaşında ayniyle uygulanmaktadır.

Din konusunun anlaşılması için bazı kavramlar ve Dinler Bilgisine Giriş sadedinde bazı açıklamalar yapılacaktır.

*

Kimlik, insanın ve toplumun önde gördüğü farklı olan özelliklerdir. Bireyi özgün kılan hal ve davranışlar “bireysel kimlik”i ve toplumun algısındaki özellikler de o bireyin “toplumsal kimiliği”ni oluşturur.

İnsan, birçok kimliğe birden sahip olabilir: Din-inanç-mezhep-tarikat-cemaat, soy-ırk, yerli-yabancı, kültür, renk, meslek, cinsiyet, engel oluş bakımından farklar ve dolayısıyla kimlik taşır.

“Toplumsal kimlik” de, içe ve dışa dönük olmak üzere iki şekildedir. Toplumun “özgün kimlik” yani kendi algısındaki kimlik ile “öteki”nin kimlik algısı, aynı veya farklı olabilir. İşte bireysel ve toplumsal kimlik farkları ve bunlar arasındaki çatışmanın ifadesi budur. Bir din-inanç mensubu ile ötekinin algıları arasında fark vardır. Bu farkların yaşama yansıyan kısımları ile orantılı olarak “çatışma”nın şiddeti de farklı olmaktadır.

Kimlikler arasındaki mesafe çeşitli parametrelerle ölçmekte ve kimlik algıları saptanmaktadır. Kimliklerin eşit ve hür olması öngörülmektedir.

Fark, durumun-hal ve eylemin ayrışma ve şekillenmesidir. İnsanın bedeninde farklı sistemler bir ahenk içinde çalışarak, insanın yaşamasını temin eder. Yaşa-başa, eğitim durumuna, inanca, ideal ve kabiliyetlere göre insan, farklar yaratarak ve yaşayarak büyür ve ölür. Böylece en büyük fark olan, canlı-ölü farkı meydana çıkar. Doğada, evrende her an fark vardır. Yerin üstünde-altında, hava, bitki, hayvanat âleminde hep fark vardır. Unsurları ayıran farkların yanında, bunları birleştiren, gruplandıran farklar da vardır. Önemli olan ayrışmak değildir. Unsurlar, farklılıklarıyla dünyayı-yaşamı zengin kılar. Ortak özellikler, insanlara birlikte ve uyumlu yaşama olanağı sağlar. Bu noktada diyelim ki “farlılıklar zenginliktir”, onu korumalı. Elbette ki bu, birlikte, eşit ve özgür yaşama bilincini zorunlu kılar.

İnsanlar; yaş, cins, renk, kabiliyet, zekâ, eğitim, dil, din, ırk, kültür, servet, mevki-makam, memleket, yaşama biçimi vb. özellikleriyle farklı ve çatışma içindedirler. Her zaman görüldüğü üzere, “kuvvet haktır” ilkesi öne çıkmış ve güçlü-güçsüzü ezmektedir. Tarih boyunca insan hakları mücadelesinin savaşla devam ettiği ve milyonlarca insanın öldüğü bilinmektedir.

İki Cihan Savaşı’ndan sonra BM-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinden (1949) sonra farklılıkların korunması ve birlikte yaşamı mümkün kılmak için bu Beyanname’yi tamamlar başka Bildiriler de yayınladı. Daha sonra kurulan Uluslararası Kuruluşlar da Bildiriler yayınlayarak devletlere yol gösterdiler ve uygulama kontrol sistemleri geliştirdiler. Türkiye bu Bildirilerin büyük kısmını imzalamıştır. “Muasır medeniyet seviyesi”nin üstüne çıkmayı hedef almış Cumhuriyetimiz; anayasada olmasına, insan hakları olarak ilan ve kabul edilmesine rağmen, Alevilik yani inanç konusunda hala “kırmızıçizgiler” den söz edilmekte ve hak mahrumiyeti yaşanmaktadır. Anayasamızda ve evrensel Bildiride kişi din ve inancını seçmekte, yaşamakta, öğrenip öğretmekte hürdür. Ama nerde? Oysaki devlet, din ve inancı baskı altında tutmakta ve dizayn etmektedir. Belirlediği ölçülere uymayanlara yasal hak vermemektedir.

Anayasalarımızda da Din-İnanç, Vicdan ve Felsefi Kanaat Hürriyeti Başlıkları altında özgürlükler teminat altına alınmıştır. Hak şeklen vardır ama uygulamada eksik ve taraf tutmak-dışlamak-kırmızıçizgi çekmek vardır. İçte yazımı zorunlu ve uygulaması keyfi kalan bu haklar; başka ülkeler işçi göçü yapmış vatandaşlarımız için hayata geçirilince, ülkemizde reaksiyon uyandırmakta ve iç-işlerimize karışmakla-provokasyonla suçlanmaktadırlar.

*

BM-Din veya İnanç Ayrımcılığının Kaldırılması Bildirisi[1]

BM-Genel Kurulu;

Üye Devletlerin Örgütle işbirliği içinde ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı gözetmeksizin herkes için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görüp gözetilmesini geliştirip özendirmek; hangi din-inanç olursa olsun, tam olarak saygı gösterip güvence altına almak; bunun dünya barışı, toplumsal adalet, sömürgecilik ve ırk ayrımcılığı ideoloji ve uygulamalarının kaldırılmasına katkı yapacağına inanarak;  Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesini ilan eder ((25 Kasım 1981-Özet):

Madde 1

1.  Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme ve din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme, açıklama özgürlüğünü de içerir.

3.  Bir kimsenin din ya da inançlarını açığa vurma özgürlüğü, ancak yasayla öngörülen ve kamu güvenliği, düzeni, sağladığı ya da genel ahlakı ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gereken sınırlamalara bağlı olabilir.

Madde 5.

2. Çocuk, ana-babasının ya da duruma göre yasal vasisisinin istekleri uyarınca din ya  da inanç konusunda eğitim görme hakkından yararlanır ve kendi çıkarları başta gelmek üzere ana-babasının ya da yasal vasisinin istekleri dışında bir din ve inanç öğretimini almaya zorlanamaz.

3.  Çocuk, din ya da inanç gerekçesiyle yapılan her türlü ayrımcılıktan korunur. Halklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluk, barış ve evrensel kardeşlik, başkalarının din ya da inanç özgürlüğüne saygı bilinciyle yetiştirilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim