• BIST 77.779
  • Altın 127,998
  • Dolar 2,9850
  • Euro 3,3066
  • Adana : 28 °C
  • İzmir : 27 °C
  • Ankara : 24 °C

Dünya şiir günü kutlaması

06.04.2016 06:15
Dünya şiir günü kutlaması
Dr. Ömer Uluçay yazdı

(Ataol Behramoğlu Adana'da)

Dünya Şiir Günü (Kısa tarihçe) [1]

Dünya Şiir Günü, 1996 yılında Şair Tarık Günersel ile Şair Gülseli İnal'ın böyle bir günün ihdasını önermesiyle başladı.  Tarık Günersel, 1997'de İskoçya'daki Uluslararası Kongre'ye katıldı, Dünya Şiir Günü önerisini Delegeler Meclisinde sundu. Uluslararası P.E.N. bu öneriyi UNESCO'ya götürdü. UNESCO 1999 yılında Paris'te gerçekleştirilen 30. oturumunda 21 Mart gününü DÜNYA ŞİİR GÜNÜ ilan etti ve UNESCO Kültür Takvimine aldı ve kutlanmasını önerdi. Bu gün, Türklerin teklifi üzerine gerçekleşti.

Tüm dünyada, edebiyat türleri içinde yazılması ve başka dillere çevrilmesi en zor olan şiiri okumayı, yazmayı, çevirmeyi, yayınlamayı, öğretmeyi, tanıtmayı, yaygınlaştırmayı amaçlayan 21 Mart DÜNYA ŞİİR GÜNÜ ülkemizin birçok kentinde geleneksel olarak kutlanmaktadır.  

*

Şair-Yazar Prof. Dr. Ataol Behramoğlu[2] (1942-Kars); Dünya Şiir Günü Etkinliği nedeniyle, Adana'da yayınlanan ve 137. Sayısını çıkarmış bulunan Söylem Edebiyat-Sanat Dergisinin sahibi, yazar, şair, organizatör Mehmet Çetinkaya'nın davetiyle Koza Sanat Şirketinin Merkezi Binası tarihi Kız Lisesinde, kalabalık bir grup şiir sevenlere seslendi (etkinlik güvenlik nedeniyle öne alınmıştı-19 Mart 2016).

Şair Behramoğlu, Bildirisini okudu, poetika'sını açıkladı. Dilin önemine ve Türkçenin iki ustasına atıfla konusunu açıkladı ve örnekledi. Bunlardan tarihi olanı Karacaoğlan ve modern olanı da Yaşar Kemal'dir. Y.Kemalin lirizmine ve şairliğine vurgu yaptı. Karacaoğlan'ın sade ve sanatlı bir dil ile sevdasını ve olayları anlattığına ve böylece, makamla söylendiğine, eskimediğine, ortak insani değerlere vurgu yaptığına işaret etti.

Ataol Behramoğlu, kendinden emin, barışık, sevecen, kolay iletişim kurabilen ve istediğini, düşündüğünü dolaysız ve şiirsel anlatan bir zat. Konu şiir olunca, düz konuşmak yerine, lirizm de devreye girdi ve coşku örneklenince açıklamalar da şiire dönüştü.

Bir dizi kitap getirmişti, kısa zamanda tükendi ve imzada sıra oluştu. Şair için bu normaldi. Bir yandan imzalıyor ve öte yandan gençlerin dizelerini dinliyordu. Serde hocalık olunca, rehberlik de beraberinde geliyordu.

Ataol Behramoğlu sahneyi ve gönülleri dolduruyordu. Ona yardımcı olmak, onun tarafından dinlenmek isteye şairler de şiirlerini okudular. Beğenildiler, alkışlandılar.

Ataol Behramoğlu'nun söylediklerinden bazı notlar aldım ve bana imzaladığı "Rus Edebiyatında Puşkin gerçekliği" isimli kitabın sayfalarına yazdım:

"Kanında karanfil kokusu var. Kimi nehri geçiyor, kimi uyuyor, kimi uyanık. Hüner akıl ve bilim, şiir ve sezgide. Karacaoğlan'da insan-doğa bütünlüğü var. Önemli olan daha çok insan olmak. Duyguların kuvvetle dile getirmesidir. Şiir dil'dir, dil iledir. Hayat bir mucizedir, bunu anlamak ve çözmek, derinleşmek lazım. Zaman hızla akıyor, elektronik ortam iletişimi etkilemiş ve inanılmaz hızlandırmıştır, nerdeyse 5 dakika 50 yıla tekabül etmektedir".

Bu özetlenmiş konuşmanın ardından, A.Behramoğlu, ezbere ve kitaptan şiirlerini okudu, alkışlandı.

Mikrofona Adanalı şairler geçtiler: Mehmet Çetinkaya, Mustafa Güveloğlu, Çetin Boğa, Ali Kaya, Melih Baki, Selda Kaya, Vural Atal, Ali Ozanemre şiirlerini okudular.

*

Dünya Şiir Günü Etkinliğinin sonunda Grup Duygu Yılmaz-Erkan Akdoğan ve arkadaşları, şair Ataol Behramoğlunun birkaç şiirini besteleyerek icra ettiler. Grup çok sevimli ve başarılı oldu, büyük beğeni topladı.

Etkinlik sona erince doğru kebapçıya gidildi, Adana Kebap yenilip, şalgam içildikten sonra konuk şair Ataol Behramoğlu Adana Havaalanından yolcu edildi.

*

Aradan birkaç gün geçmesine karşın bir görev gibi, Ataol Behramoğlu'nun imzaladığı araştırma -inceleme ve de doktora tezi olan "Rus Edebiyatında Puşkin Gerçekliği[3]" kitabını döne döne okudum. Dil sade, sözcükler bildik, konu yabancı değil. Ama kolay anlaşılması ve hatırda kalması sorun oluyor. Çok özne yorumlanıyor, tanıtılıyor ve kıyaslanıp değerlendiriliyor. Bir kapısını aralamak istiyorum, iyi ama yürümek mi? Mehteran geçişi oluyor ancak. Büyük kısmı Türkçeye çevrilmiş kaynaklardan yararlanılmış, yazarların kitapları ve haklarında yazılanlar özetlenip yorumlanmış.

Rus Gerçekliği anlatılıyor. Bunu kavramak için özellikle Fransız edebiyatı dile getirilmiş ve bunun başyapıtlarıyla bir kıyaslamaya girişilmiş. Turgenyev'in açıklaması gayet açık ve samimi. Fransa'dan 100 yıl sonra Rusya'da edebiyat gelişiyor ve bir asır sonra onunla boy ölçüşüyor. İşte bu varolma mücadelesinde yer alıyor Puşkin. Ataol Behramoğlu Puşkin'in eserlerinde gerçekliği arıyor ve bize tanıtıyor.

Yazar bununla kalmıyor, dünya edebiyatının serüvenini de aktarıyor. Klasik edebiyatın daha çok Kutsal kitap metinlerine benzediğini ve mitolojik konuları olanca ciddiyetle işlediğine işaret ediyor. Batı toplumu bu devrede aydınlanıyor. Akıl ve sezgi, deney ile olayları araştırıyor ve sonuçlarını açıklıyor, yorumluyor. Böylece akla dayalı bir eleştiri ve gerçeklik meydana çıkıyor. Bu dönemde sanayileşme ve ticaret, burjuvalaşma öne çıkıyor, değer yargılarında değişme oluyor. İşte bu noktada Romantizm doğuyor, hayal ve fanteziler öne çıkıyor. Bunun da hepten kurgusal olduğu sosyal realiteyi görmediği ve gölgelediği görülerek Realizm-Gerçeklik akımları doğuyor. Sosyal ve gerçekçi eleştirilerle, toplumsal yapı, öneriler, yanlışlıklar dile getiriliyor. Geçiş dönemlerindeki yazarlarda iki döneme ilişkin işaretler görülüyor.

Batıdaki bu gelişmelere koşut olarak Rusya'da da gelişmeler olmakta ve bu edebi akımın öne çıkanları bulunmaktadır. Ataol Behramoğlu, Puşkin'in eserlerini inceleyerek yorumlamakta ve ötesi bunları Türkçeye kazandırmış bulunmaktadır. Bu nedenle bir paragrafta, Puşkin'in ve dönemdeki başka yazarların birkaç esrinden söz etmektedir.

Anlaşılıyor ki, Rus edebiyatına dair okumalar için bir ön-kursa gereksinim var. Önce dönem ve yazarlar, onların konumları ve görüşleri konuşulacak, tartışılıp değerlendirilecek, özümsenecek ve sonra dönüp eserlerinin lezzetine varılacak.

Acaba bunun bir kolayı yok mu?

Buna cevap olması için, Ataol Behramoğlu'nun, "Rus Edebiyatı Yazıları"[4]nı okuyacağım ve etkisini, yararını bölüşeceğim. Bu kitap; Ataol Behramoğlu’nun yaklaşık kırk yıllık bir sürede Rus edebiyatı üzerine yazılarını, ülke ‎içinde ve dışında konferans ve sempozyum sunumlarını bir araya getiriyor.‎

Kitabın XIX. Yüzyıl başlıklı ilk bölümünde; Aleksandr Puşkin, Nikolay Gogol, Mihail Lermontov, İvan ‎Turgenyev, Saltıkov Şçedrin, Fyodor Dostoyevski, Lev Tolstoy ve Anton Çehov üzerine inceleme ve ‎değerlendirmeler yer alıyor.‎

XX. Yüzyıl başlıklı ikinci bölümde ise; Behramoğlu’nun Maksim Gorki, Aleksandr Blok, Vladimir ‎Mayakovski, Boris Pasternak, Anna Ahmatova ve Mihail Şolohov gibi XX. Yüzyıl Rus ve Sovyet ‎klasikleriyle günümüzün Rus yazarlarına ilişkin değerlendirme ve incelemelerin bulunduğu belirtilmekte.

  •  

Şair Ataol Behramoğlu'nun 50. Sanat yılı "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" isimli özel ‎etkinlikle kutlandı (‎26 Kasım 2015 ‎)[5]

Akbank Sanat'ta gerçekleştirilen programda hayatından çeşitli kesitleri anlatan Behramoğlu, ilk şiir kitabı ‎‎"Bir Ermeni General"in 1965'te yayımlandığını anımsatarak, "İlk kitaptan bu yana 50 yıl geçti. Bu ‎kutlamalardan çok memnun oluyorum, sevgili arkadaşlarım asla beni yalnız bırakmıyorlar" dedi.‎ "Kars'ta ‎Doğu kültürünü, Azeri inceliğini, Çankırı'da bozlak kültürünü, tabiri caizse abdal terbiyesini, Ankara'da ise ‎siyaset kültürünü öğrendim" diye konuştu.‎

‎"Annem bir Cumhuriyet kadınıydı. Çok güzel keman çalardı. (Franz) Schubert bestelerini çok küçük ‎yaşlarda ondan dinledim. Bu beni şiire iten en büyük etkendir. Babam şiir yazar ve resim çizerdi. Annemin ‎beğendiği şiirleri kaydettiği bir defteri vardı. İlk okuduğum klasikleri babamın kütüphanesinden okudum. ‎Bu kitapların geneli 1940'lı yıllarda yayımlanmış kitaplardı."‎

Ataol Behramoğlu, kendisini en çok etkileyen şiirlerin ise Necip Fazıl Kısakürek'in "Tabut" ve Ömer ‎Bedrettin Uşaklı'nın "Aşıkım, Dağlara" olduğunu bildirdi.‎

"Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" isimli belgeselin gösterimi de yapıldı.‎

Programda, bestelenen şiirler de icra edildi.

*

 Eylem Kaftan[6] ‎, Ataol Behramoğlu ile bir söyleşi yapıyor ve cevaplar veriliyor(özetle):‎

‎"Şiir Ölmez Çünkü Dil Ölemez. 1960'lar Türkiye için yeniden doğuştu. O güne kadar Türkiye'de ‎yasaklanmış pek çok şeyin önü açıldı, gerçek üstücülükten varoluşçuluğa kadar pek çok edebiyat akımı ‎vardı. Liseden üniversiteye geçtiğim yıllardı. Şiirde bir dönüm noktası, toplumda biriken enerjinin dışa ‎vurumuydu. 1960'lı yıllarda gençlik o yılların enerjisini dile getirdi. Kitle önünde şiir okumalar yaşandı. ‎‎70'lerde yurtdışında kaldım bir süre.Rusya'da master yaptım. Londra'da, Paris'te kaldım. Yurtdışı ‎şiirlerimi o yıllarda yazdım; 'Ben ölürsem akşamüstü ölürüm' gibi. Sonra 80 darbesi döneminde yazdığım ‎cezaevi şiirleri var. Şiir biraz geri çekildi. Ardından en iyi şiirlerimi yazdığım Sürgün Şiirleri. ‎

"Şiir hikâyenin ötesinde, dilde, duyguda, düşüncede, sezgide, bilinçaltında derinleşmektir. Bunun ‎ortadan kalkması insanın niteliğinin değişmesidir. Akıl her şeyi açıklayamaz. Bizim sezgilere, hayal ‎kurmaya ihtiyacımız var. Hayal kurmadan bilim bile olmaz.‎ Benim en çok etkilendiğim şiir, 10 yaşında, bir çocuk dergisinde, Necip Fazıl'ın "tabut" diye bir şiiriydi. ‎Tavan-arasında okumuştum. ‎

"Şiir çalışıyorum sık sık. Düşünüyorum. Piyano çalışıyorum. Giderek çoğaldı şiirlerimin besteleri. ‎Başlangıçta bağlama ile bestelendi ama onlar tutmadı. Şiirimin yapısı ona uygun değil. Sonra pek çok ‎müzisyen şiirlerimi besteledi. Timur Selçuk, Vedat Sakman, Zülfü Livaneli, Ezginin Günlüğü gibi. Şiirin ‎yapısına uygun düşen bir ezgi olursa güzel bir şarkı çıkıyor ortaya. Çağdaş şiirlerin bestelenmesi, kitlelere ‎ulaşması anlamında olanak sağlıyor. ‎

"Dilin en yoğunlaşmış, en derinleşmiş biçimidir şiir. Günlük dile şiirin nasıl zenginlik kazandırdığını ‎görürüz. Derinleşmek önemlidir. Yaşamın daha anlamlı olması gerekiyor. Her yeni doğan daha güzel bir ‎dünyaya gelmeli. Heyecan duymalı varoluşdan. Şiir duygularda, sezgilerde derinleşmedir. Kendini ifade ‎etmede zenginleşmedir. ‎

"Genç kuşaklar şiir okumuyor ama artık. Şiir demode bir şey gibi görülüyor. Bu bir eğitim konusu. ‎Gençler bilimi seviyor mu? Yok.. Genel bir yaşama karşı ilgisizlik var. Gençler basit veya moda şeyleri ‎seviyorlar. Çağımızın sorunu bu. Sistemlerin dayattığı her zaman doğru değildir.‎

 "İnsan mutluluğu sadece tüketimde değil, kendini, zihnini, duygularını da araştırarak bulur. Bundan ‎yoksun olma temel bir yoksulluktur. 20 yıldır ülkede şiirlerimi okuyarak gitmediğim yer kalmadı. Gittiğim ‎her yerde salonlar dolu, Hakkari'den Mardin’e. Romanı paylaşamıyorlar ama şiiri paylaşıyorlar internette."‎

Kadıköy Belediyesi Tarafından 12 Nisan Pazar günü Caddebostan Kültür Merkezi'nde gerçekleşen ‎etkinlikte Şairin 50 Yıllık sanat yaşamına dair anıların şiir, ezgi ettik Video gösterimleriyle anlatıldı[7] .

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu "Ataol Behramoğlu'na 50 Yıllık sanat Yaşamında gösterdiği ‎muhalif tavrı, direngenliği ettik sanata Katkıları nedeni ile çok teşekkür ediyorum. Özellikle Yaşadığımız ‎şu günlerde muhalif duruşlu sanatçılara çok ihtiyacımız var "dedi.‎

 

Irmak Zileli[8], "Ataol Behramoğlu ile Söyleşi" yapıyor:"İmge Anlamın ta Kendisidir”‎:

"Dünyada bile öyle. Şiir, öyle sanıyorum ki, insanın dünyayla ilişkisiyle çok ilgili. ‎Bugün yaşadığımız dünya, 60’ların dünyası değil. İnsani değerler çok sarsıldı. ‎İnsanın dünyaya ve varoluşa güveni azaldı. Giderek tüketim toplumu, ahlakı, her ‎şeyi ele geçirdi. Bir büyük yıkılış, yıpranma, yozlaşma, yaşanmakta. Yalın bir sevda ‎şiirinin, içten bir aşk şiirinin yazılması zorlaştı. Mesela genç arkadaşların şiirlerine ‎bakıyorum; bir şey bulsam hemen koyarım, yok açıkçası. 60’taki kadar ya da 40’lı, ‎‎50’li yıllardaki gibi dolu dolu aşk şiirleri yok.‎

"‎Şiirin müzikal yapısı, ses örgüsü, vurgular, sözcüklerin hem anlamsal hem ses ‎değerleri, birbirleriyle ilişkileri; bütün bunların oluşturduğu bir derinlik, imge esas ‎olarak bu. Mecaz gibi bakarsak imgeye, bizim divan şiiri baştan aşağı böyledir. ‎

" Oysa imge anlamın ta kendisidir, şiirsel anlamdır. Benzetme, mecaz da onun ‎unsurlarından biri. Ama tek başına o demek değildir. Evet mesele tam olarak bu!‎

" Tanzimat’a baktığınız zaman Türkiye toplumundaki, Osmanlı toplumundaki o ‎dönemki değişme eğilimi, zorlaması, zorunluluğu, Tanzimat şiirini doğurdu. Şiirde ‎temalar değişti, yapı değişti, tonlamalar değişti. Namık Kemal’in şiiri bambaşka ‎bir şiirdir. Sonraki yıllarda, Servet-i Fünun içinde Tevfik Fikret’in ortaya çıkışı… ‎Batılılaşmaya bağlı olarak şiirde de Batı’ya yöneliş oldu. Cumhuriyet dönemi şiiri ‎hece vezninin öne çıkışı, halka gitme, halkçılık temaları bambaşka bir şiir yarattı. ‎Bazen de şiir öne geçer.‎

" Herkes okuduğu şiirden az çok bir şey anlayabilirdi. Bu lirik ve epik geleneklerden, ‎‎50’lerde, İkinci Yeni akımı içinde şiddetli bir kopma yaşandı. Tabii ki çok ciddi ‎katkıları olmuştur Türk şiirine İkinci Yeni’nin. Bir modernizm hareketidir, çok ‎önemlidir. Ama İkinci Yeni şiiri, toplumsal yaşamdan kaynaklanmakla beraber ‎temaları çok subjektif bir yere taşıdı. Dil çok önemli, insanların konuştuğu dilden ‎kopan bir şiir, sonunda mahkûmdur yalnızlığa.‎

"Bütün mesele etkilerin özümsenmesi ve özgün bir yaratıya dönüştürülebilmesi. ‎Yahya Kemal bunu başarmıştır. Fikret başarmıştır. Nazım Hikmet başarmıştır. ‎Nazım Hikmet, Rus modernizminden etkilenmiş ama bir Türk şiiri, Türkçe bir ‎büyük şiir yaratmıştır. Orhan Veli’lerin etkilendiği Fransız şiiri kaynakları bellidir. ‎Gerçeküstücü şiirin Fransa kaynağı, Anglosakson İngiliz şiiri özellikle etkilemiştir ‎‎1950’lerde şairleri. T. S. Elliot gibi bir şair çıkmıştır. Edip Cansever ve Turgut ‎Uyar, ondan etkilenmiştir. 1960’lardan sonra çok çeşitlendi bu iş.

" Falan dilde okuyup da hayran kaldığım bir şiiri bazen çevirisinden okuyunca, içi ‎boşalmış bir giyisi yığınıyla karşılaşmışım gibi hissediyorum. İçinden insan gitmiş. ‎Uyaklar atılmış, ses örgüsü gitmiş. Şiirdeki anlam, şiirin ses örgüsüyle, şairin ‎sesinin tınısıyla bir bütün oluşturur. Sesle anlam birbirinden ayrılmaz. Şair şiirde ‎ne anlatıyor diye bir soru olmaz. Şair o şiiri anlatmıştır. Tonlamalar, vurgular, ses ‎örgüsü, kavramlar neyse odur anlam. Ben burada hayatın çok güzel olduğunu ‎anlattım! Bu bir şey demek değildir. Dolayısıyla şiir canlı bir organizmadır. ‎Çevirecek olan kişi o organizmayı araç dilde, kaynak dilde iyi kavramak ‎zorundadır. Sonra da kendi dilinde onun karşılığını yapmaya çalışmalı.‎"

*

G. Sesil Sar‎[9] Ataol Behramoğlu'yla "Türk Şiiri ve Nazım Hikmet Üzerine" uzun bir söyleşi yaptı: "Ama tabii her şair, kendi hayatını, kendi çağını, kendi dönemini yazıyor, onlardan ‎etkileniyor. Tek bir çizgiye indirgenemez, herhangi bir şair için birçok başka ögeler ‎de var. İnsanın hayatı, şiiri ilgilendirmeli. Şiir yaşamın dışında bir şey değil. Şiir, ‎yaşamın içinde yaşamla beraber, yaşamını derinleştiren, yaşamla derinleşen bir ‎şey olursa bana göre etkileyici oluyor.

"‎İnsan için olduğu gibi, bir şair için de, çeşitli dönemler var. Hayatınızın belli ‎dönemlerinde daha kişisel konulardır belki sizi ilgilendiren, ya da aynı zamanda ‎hem toplumsal hem de kişisel konularla ilgilisindir. Bunlar da aslında birbiriyle ‎bağlantılıdır. İkinci yeni konusuna gelince; 1950’lerde ortaya çıkan bir akımdır. ‎‎1960’lar ve 1970’lerde devam etmiştir. Türk şiirinde önemli bir aşamadır, ‎atılımdır, bir modernizm dönemidir.

" ‎‎12 Eylül Darbesi sonrasında ben ülkeden ayrılmak zorunda kaldım, bir süre ‎cezaevinde kaldıktan sonra yaklaşık altı yıl kadar Fransa’da yaşadım. O dönemde ‎Sorbonne Üniversitesiyle bağlantılı olarak Karşılaştırmalı Edebiyat Kürsüsü’nde bir ‎çalışma yaptım. Bu, Mayakovski ve Nazım Hikmet’in şiirleri arasında bir ‎karşılaştırma çalışmasıydı.‎"

*

Prof. Dr. Kemal Özmen‎[10] ‎ "Behramoğlu hayatı dokuyor en sade renklerle...‎" demekte ve onun ‎söylem, savunma gerekçelerini şöyle açıklamaktadır:

"‎ Genel olarak şiir, şiir dili üzerine yazarken, kendi şiiri ve şiir estetiğinden en fazla ‎söz eden şairlerin başında gelir Ataol Behramoğlu. Yazarların ve şairlerin farklı ‎yazınsal türlerde ürettikleri metinlerle yetinmeyip, doğrudan kendi yazın ‎estetiklerini, poetikalarını ve buna bağlı olarak dünya görüşlerini, yazınsal kurgu ‎tekniklerini, dil-dünya, dilhayat, dil-toplum, dil-düşünce, dil-gerçeklik ilişkileri ‎üzerine düşüncelerini anlatışını hep ilginç bulmuşumdur. Kuşkusuz, bu kaygının ‎yazar ve şair açısından nedenleri çeşitlidir; kendi metinlerinin 'doğru' anlaşılması; ‎sanatsal ve düşünsel 'duruş'larını açıklama ya da savunma gereksinimi, sanatçı ile ‎aydın sorumluluğu, sanatsal/ düşünsel bir etkinlik ortaya koyma isteği, kendi ‎üretimini, düşüncelerini paylaşma duygusu ya da tüm bu gerekçelerin dışında, sırf ‎‎'Meraklısı İçin Notlar' yazma, vb. nedenler sayılabilir.

"Hayatın şarkısını söylüyorum

 Uçsuz bucaksız hayatın

Tarihin sayfalarında tekrar eden"

" Bu şiir, felsefi, ironik ara tonları saymazsak iki temel eksen üzerine ‎kurulur:'Epik' ve 'lirik.' İnsanüstü, doğaüstü nitelikleriyle değil, akli, düşünsel ‎boyutlarıyla öne çıkan 'epik söylem', direniş, eylem, değiştirme, dönüştürme, yani ‎tüm bir 'oluş', bir 'duruş', bir 'karşı duruş'stratejisine dayanır. Doğası gereği dışa ‎dönük, insancıl ve toplumsal olan bu söylem insanı ve onun direniş gücünü ‎kutsadığı için 'trajik' olanı dışlar".‎

*

Aşk İki Kişiliktir[11] :”‘Aşk İki Kişiliktir’ şiiri, bir yandan, yaşamdaki sürekli değişim içinde ‎yaşanmış, anısı bile kalmamış bir sevginin bıraktığı, ölümü de düşündüren büyük ‎acıyı dile getirmekte, bir yandan da ölüm ve aşk arasındaki karşıtlığı belirleyen bir ‎karşılaştırmaya giderek ölümün tek başına, aşkın ise mutlaka bir başkasıyla ‎yaşanan bir gerçek olduğunu vurgulamaktadır. (…) Bu şiirin etki gücünü, ‎oluşturduğu ritim ve ses yakınlıklarının yanı sıra anlatımındaki içtenlikten aldığını ‎söyleyebiliriz[12].”‎

 

Aşk İki Kişiliktir

Değişir yönü rüzgarın

Solar ansızın yapraklar;‎

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;‎

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;‎

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;‎

Ölümdür yaşanan tek başına,‎

Aşk iki kişiliktir.‎

 

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;‎

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;‎

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;‎

Ölümdür yaşanan tek başına,‎

Aşk iki kişiliktir.‎

 

Avutamaz olur artık

Seni, sevdiğin şarkılar;‎

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;‎

Bir hançer gibi çeksen de sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:‎

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;‎

Ölümdür yaşanan tek başına,‎

Aşk iki kişiliktir.‎

 

Yitik bir ezgisin sadece,‎

Tüketilmiş ve düşmüş gözden;‎

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;‎

Çünkü hiçbir kelebek

Tek başına yaşamaz sevdasını,‎

Severken hiç bir böcek

Hiç bir kuş yalnız değildir;‎

Ölümdür yaşanan tek başına,‎

Aşk iki kişiliktir.‎

                                   Ataol Behramoğlu

 

Aşk şiiri, beraberliği ve ayrılmayı doğal haliyle anlatır: Sevgi ve coşku, gayret ve sabırsızlık. Sonunda bahane ve ayrılma isteği, kopuş. Ters yönlere giden iki tren gibi:

Aşk

Hayatın hızıyla yaşadık o aşkı, ‎

Her şey bir anda başladı, ‎

Yaşandı ‎

Ve bitti..‎

 

Yan yana gidip de bir süre, ‎

Ayrı yönlerde uzaklaşan ‎

İki tren gibi... ‎

‎     Ataol Behramoğlu

 

Nicedir Özlemişim

Nicedir özlemişim,

Bu rüzgarı,

Hani Doğu'da eser

Bahar akşamları.

 

Nicedir özlemişim,

Bir elma ağacının

Dibine oturmayı.

 

Nicedir özlemişim,

Şoseleri, dağları.

 

Nicedir özlemişim,

Bir dosta sarılıp

Ağlamayı...

     Ataol Behramoğlu

Bir insanın doğal davranışı, doğaya uyumu ve yalnızlık halinde bir dosta gereksinim duyması ve dayanışma isteğidir. Başından çeşitli badireler geçen devrimci bir insan, yalnızlığı ve dost dayanışmasını, bunun gücünü en iyi bilendir.

Ataol Behramoğlu, 42 şairden dizeler alarak "Binyıl Şiiri"ni örmüştür:

 

Binyıl Şiiri

Yarın günlerden ağustosböceği (1- Melih Cevdet Anday )‎

Bir dalı kırdık diyelim

Şiirden başka nereye konur (2- Arif Damar)‎

elbet bir çiçeğe konar

şiir kırık dalın yerine (3- Haydar Ergülen)‎

 

***

 

[1] http://blog.milliyet.com.tr/dunya-siir-gunu-kutlamalari/Blog/?BlogNo=168933,19 Mart '09

http://www.egitimajansi.com/haber/dunya-siir-gunu-kutlu-olsun-haberi-26985h.html

[2] Ataol Behramoğlua (1942), İstanbul Çatalca'da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı'da yaptı. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1962'de Türkiye İşçi Partisinde örgütlenme çalışmalarına katıldı. "Fikir Kulüpleri Federasyonu"nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. "Dönüşüm" ve "Halkın Dostları" dergilerini çıkardı.

1970 de İngiltere'ye, sonra Fransa'ya gitti. Paris'te gece kulübü bekçiliği, otel kâtipliği, öğretmenlik yaptı. 1972'de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı.

1974'te Türkiye'ye döndü , "Militan" dergisini kurdu. "Sanat Emeği" dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1979'da Türkiye Yazarlar Sendikası'nın genel sekreterliğini ve iki dönem Genel Başkanlığını yaptı.     1982'de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı.

1984'te Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'nde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı.

İlk şiirlerini "Ataol Gürus" takma adıyla yayınladı. Gerçek şiir kimliği 1965 -1971 arasında Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkın Dostları'nda çıkan şiirleriyle oluştu. Bu şiirlerde toplumcu, etkin bir edebiyat anlayışının örnekleri vardır.

Çevirileriyle de dikkat çekti.

1992’de İstanbul Üniversitesi'nde başladığı Rus Dili ve Edebiyatı dalında Profesör oldu.(2009). Şimdi İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim kadrosundadır. Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı ‎yapmaktadır.‎

2002'de Türkiye P.E.N. Yazarlar ‎Derneği "Dünya Şiir Günü Büyük Ödülü"'nü aldı. 2008 yılında kendisine Rusya Federasyonunca uluslararası Puşkin Nişanı verildi ve şiirlerinden geniş bir seçmeler Amerika Birleşik Devletlerinde yayınlandı. 

Eserleri: Şiir -41, Deneme-İnceleme – 18, Anı -2, Gezi -2,Oyun -2, Mektup -2,  Çocuk -4, Antoloji -6, Çeviri -17 kitap.

a http://www.turkedebiyati.org/ataol_behramoglu.html

http://www.ataolbehramoglu.com.tr/sayfa.aspx?id=biyografi             

 

[3] Ataol Behramoğlu: Rus Edebiyatında Puşkin Gerçekliği, Tekin Yayını,2.Basım, 2013,yaylacık Mat, İstanbul, 231s.

[4] Ataol Behramoğlu: Rus Edebiyatı Yazıları (19. ve 20. Yüzyıllar),Tekin Yayınevi / İnceleme Dizisi
İstanbul, Kasım 2012, 1. Basım, 272 sayf

[5] http://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/ataol-behramoglunun-50nci-sanat-yili-218510.html

[6] http://www.roportajgazetesi.com/sair-ataol-behramoglu-roportaji-c947.html

[7] http://www.edebiyathaber.net/ataol-behramoglunun-50-sanat-yili-kutlandi/#sthash.BRfNXvpF.dpuf

[8] Irmak Zileli:http://www.irmakzileli.com.tr/2003/08/02/ataol-behramoglu-ile-‎soylesi/‎

[9] G. Sesil Sar, Turkish Book Review 01,  plan b Yayınları, 2007, İstanbul, s. 41-49‎

[10] cumhuriyet.com.tr,17 Aralık 2009 ‎

[11] Ataol Behramoğlu: Aşk İki Kişiliktir, Tekin Yayınevi, 2008‎,‎63 s.

[12] Prof. Dr. Doğan Aksan, Şiir Çözümlemeleri, Bilgi Yayınevi 2003; 14 Şubat 2016   ‎Şiir Kitapları  ‎

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim