Ekranların Adanalı fenomeni

Caner Cindoruk, televizyon dünyasının son dönemlerdeki en popüler isimlerinden… İçinde yer aldığı sanat dünyası onu mertliği, dürüstlüğü, yardımseverliği ve beyefendi kişiliğiyle tanıyor. Kısacası Adana’nın övünç simgelerinden biri de denilebilir. Adana Medya olarak hemşehrilerinin onu daha yakından tanıması için bir röportaj çalışması yaptık. Yoğun çalışmaları nedeniyle eski sıklıkta Adana’ya gelemeyen Cindoruk, sosyal medya aracılığıyla sorularımıza yanıt verdi. >>2’de
Tiyatro çaycılığından şöhret basamaklarına uzanan yolda Caner Cindoruk
ADANA MEDYA – Yaprak Dökümü ve Hanımım Çiftliği dizileri ile hak ettiği üne kavuşan sinema, televizyon ve tiyatro oyuncusu Caner Cindoruk, 1980 yılında, Adana‘da doğdu. İki kardeşi de oyuncu olan ve babası öykü kitapları yazan Cindoruk, ailesinin de etkisiyle tiyatroya yöneldi. Çukurova Üniversitesinde işletme okudu. Üniversitede okuduğu yıllarda, okulun tiyatro topluluğunda oyuncu, yönetici bulundu. Amcası Erdal Cindoruk, tiyatro oyuncusuydu. Çocukluk yılları kuliste geçti. Hiçbir iş ağır gelmedi ona bu uğurda. Çıraklığını çay getirerek yaptı. Ortaokulda, lisede, üniversitede sergilenen oyunlarda hep bir sahne buldu kendine. İlk profesyonel rolüyse ‘Fehim Paşa Konağı’ndaki ‘Yusuf’tu. 1997 yılında Adana Seyhan Belediyesi Tiyatro Topluluğu ile beraber ilk profesyonel tiyatro oyununa çıktı. 10 yıl boyunca Seyhan Belediye ve Adana Şehir Tiyatro‘larında oyuncu olarak görev aldı. 2006 yılında dört çocukluk arkadaşıyla İstanbul‘a geldi.
YAPISI SAKİN AMA ANLIK ÇIKIŞLARINA ENGEL OLAMIYOR
Olmasını istediği gibi yaşamaya çalışıyor hayatı. En çok vicdanlı oluşunu seviyor. Genel olarak çok sakin ama kendi deyişiyle yer yer coğrafyasının getirdiği anlık, sinirsel çıkışları var. Bu özelliğini 2-3 yıldır epey törpülemiş ama tamamen yok etmeye uğraşıyor. “Çünkü” diyor, “insan kırmak hiç tarzım değildir. Sevmek, insanların unuttuğu ve sadece kendini sevmeye doğru gittiği bir şey oldu ya günümüzde, sevmiyorum ben bunu. İnsan her şeyi sevmeli, yolda gördüğü kediyi, köpeği de, insanlara yardım etmeyi de... Aklınıza ne gelirse.” Caner Cindoruk Adanalı... Adanalı, Mersinli, Urfalı diye bir ayrıma düşmemek gerektiği görüşünde ama ona göre bir insan nerede yaşarsa oranın coğrafi kalıntılarını üzerinde taşır.
ADANA’NIN VAROŞ KESİMLERİNİ GÖZLEMLEDİ
Çocukluğu aile yaşantısından kaynaklı biraz zor geçmiş, “Varoşu, sokağı çok iyi bilirim” diyor. Adana, 1950’lerden beri feodal yapının hüküm sürdüğü, ‘alt’ ve ‘üst’ arasında uçurumun olduğu bir coğrafya olduğundan varoş kesimi çok iyi gözlemlediğini düşünüyor. “Orada söylemi olan insanların yetişme nedeni de budur” diyor, “Fakiri çok fakir, zengini çok zengin; aradaki uçurum hiç insani değil. Bu iki kesim arasındaki uçurumun giderilmesi gerektiğine inanan biri olarak hayatım boyunca hep bu sorunları anlatmayı amaç haline getirmek istiyorum.”
MESLEĞİNE KARAR VERMEN NASIL OLDU?
Aslında ben çocuk yaşlarda başladım tiyatroya. Amcam Adana Şehir Tiyatrosu’nda sanat yönetmeniydi. O yüzden 11-12 yaşlarım çocuk oyunları izleyerek geçti ve sahnenin o büyüsünden etkilendim tabii. O vesileyle şehir tiyatrolarında sahne gerisinde çıraklık yapmaya başladım. Boya yaptım, çivi çaktım, dekor hazırladım, çay getirdim... Yani mutfağa dair her şeyi o küçük yaşlarda öğrendim ve 17 yaşında ilk profesyonel oyunuma çıktım. 10 yıl boyunca neredeyse 30 oyunda görev aldım. Bu arada Çukurova Üniversitesi’nde İşletme bölümünü kazandım.
OKUMAK İÇİN TİYATRO YERİNE NEDEN İŞLETMEYİ TERCİH ETTİN?
Biraz maddi sıkıntılardan... O yaşlarda Adana’da kalmam gerekiyordu. Aslında konservatuvara gitmeyi çok istiyordum ama zaten alaylı başladığım ve Adana’da kalmam gerektiği için konservatuvar sınavına giremedim. Derslerimde de çok başarılıydım. Bu yüzden benden hep tıp fakültesini kazanmamı beklediler mesela. Üniversiteye kimlik edinmek için girmiştim, girdiğim andan itibaren de tiyatro yapmayı kafama koymuştum. Üniversite benim tiyatro kariyerimi de çok geliştirdi. Orada amatör topluluklarla çalışıp işin teorisini de öğrenme fırsatı yakaladım. Deneysel tiyatro yapmaya başladık. Üniversite öğrencisi olduğumuz için daha sert, oynanamayan, devlet tiyarosunun, şehir tiyatrolarının cesaret edemediği oyunları denemeye başladık. Yedi-sekiz oyunun da rejisini yaptım. Alaylılık üzerine gelen bu üniversite deneyimi bende büyük bir tiyatro aşkı oluşturdu. Hep daha iyisini aramaya başladım. Başka bir iş yapamayacağımı da gördükten sonra benim gibi düşünen üç arkadaşımla altı yıl önce İstanbul’a geldik.
KİM O ÜÇ ARKADAŞ, TANIYOR MUYUZ?
Necip Memili, ‘Hanımın Çiftliği’nde beraber oynuyorduk, Zaloğlu’nu oynardı orada, şimdi de ‘Dila Hanım’da Azer rolünde. Diğer ikisi de Gürsu Gür ve Ergun Doğmacı.
AJANSLARA MI BAŞVURDUNUZ ÖNCE?
Evet. Para kazanmamız gerekiyordu, önce seslendirme yapmaya başladık. O zaman dublaj sektörü daha yaygındı ve para kazanılabiliyordu. Dublajla kendimizi birkaç yıl idare ettirdik. Daha sonra ben bir işe başladım, sonra da Necip. Dördümüz ‘Yaprak Dökümü’nde oynadık. Hatta ‘Hanımın Çiftliği’nde de oynadık.
TESADÜF MÜ PEKİ? YOKSA DÖRT ARKADAŞ BİRBİRİNİZİ TUTARAK MI İLERLEDİNİZ?
Biraz tesadüf oldu. Diğer üç arkadaşım daha önce de oynuyordu ama benim beklediğim projeler vardı. Bir gün Necip’le bir yere giderken yolda ‘Yaprak Dökümü’nün yönetmen yardımcısı Çağrı Lostuvalı’yla karşılaştık. Onlar muhabbet ederken ben de tanıştım kendisiyle. O sırada Gökçe Bahadır’a bir partner aranıyormuş. Çağrı beni hemen yönetmenine söylemiş. Gökçe’yle ‘Yaprak Dökümü’nde nişanlıyı oynadık.
VE SENELER SONRA, YİNE YENİDEN O ZAMAN...
Evet, dört yıl sonra yeniden.
DİZİ SETİNDE YAŞADIĞIN İLK GÜNÜ HATIRLIYOR MUSUN, DEĞİŞİK GELEN NE OLDU?
Çok şey. Kamerayı hiç bilmiyordum, açı bilmiyordum, bakış bilmiyordum. Kamerada daha içsel bir yerden oynamam gerektiğini öğrendim. Sonrasında da tekniği çözmeye başladım.
ŞARTLAR OYUNU ETKİLİYOR MU?
Set çok zorlu bir yer. Altı günde bir sinema filmi uzunluğunda iş çekiyorsunuz. Günde 20 saat çektiğiniz oluyor ve çok hızlı olmanız gerekiyor. O yüzden sahneye girerken enerjimizi de hep dozunda tutmamız gerekiyor.
BUNUN İÇİN ÖZEL BİR TAKTİĞİN VAR MI?
Saçmalıyoruz. Kalkıp halay çekiyorum, oynuyorum. Böyle delilikler yapıyoruz sette.
ŞİİR YAZDIĞINI BİLİYORUM. BİR GÜN KİTAP HALİNE GETİRMEYİ DÜŞÜNÜYOR MUSUN?
Düşünüyorum. Ama önce dergilere göndermek istiyorum. Çünkü babamdan öğrendiğim bir şey var, edebiyatla uğraşan bir insan önce dergilerde pişiyor. Önce kendimi pişirme gayretindeyim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












