• BIST 77.779
  • Altın 128,079
  • Dolar 2,9850
  • Euro 3,3066
  • Adana : 29 °C
  • İzmir : 29 °C
  • Ankara : 26 °C

"Enel hak" diyor Yunus

23.03.2016 06:05
"Enel hak" diyor Yunus
Dr. Ömer Uluçay yazdı

Kur'an-ın iki manası var, Bâtıni ve Zahiri. Aslında her şeyin batını-zahiri vardır. Paranın bile iki yüzü vardır, yazı-tura. Okumanın ve yazmanın da zahir ve batın olmak üzere iki veçhesi vardır.

Bir aşk öyküsünü okuyunca, bunu kişilerin olağan ilişkisi olarak anlamak doğal ve aynı zamanda gerçek-ilahi aşk olarak da algılamak olası. Yazan kişi bu okumayı bilir de yazarsa sözcükleri ve örnekleri buna göre seçer. Aslında bu kapalı ve ehline bir anlatımdır. Edebiyatın bu kapalı anlatımı ile kafa kesen nice hükümdarlara nasihat edilmiş ve haksızlıkları yüzüne söylenmiştir. “Size bir misal vereyim” ile başlanınca söze, ipin ucu kaçtı demektir. Şekil-lafız anlamında anlatım masumdur. Ama mecazlı söylenip de okununca herşey ifade edilmiştir.

Tasavvufi anlatımda, yaratılış, insan-İlah, insan-toplum-doğa ilişkileri bir sistem içindedir. Temel girdiler-sütunlar aynıdır, arası sofularca bölünmüş ve bezenmiştir. Hal böyle olunca, “Batın ehli”nin meşrepleri, vezinleri ve dilleri farklı da olsa, yolları ve değerleri aynıdır.

Ledünni hal hep vardır. Beşeri-Semavi dinlerde, sihir ve felsefede, din ve inançta Ledünn vardır. Ledünn ilminin temelinde özgür insan vardır. Düşünmek ve söylemek serbesttir. Sadece tasdik değil, inkâr da serbesttir ve hak sahibidir. Ne var ki bütünüyle herşeyi red ve inkâr etmek mümkün değildir. Fikir-zikir, eninde sonunda bir noktaya bağlanır. Yoksa ipi boşta kalır ve kaçar, bağlantısız olursa uçar. Zaten böylesi bir sistem olmaz.

Yaşayan ve ölmüş uygarlıkların hepsinde; Mezopotamya, Hindo-İran, Çin-Japon, Güney Amerika, İndus, Nil, Mu uygarlıklarını din ve inançlarında, ariflerin-filozof ve velilerin düşüncelerinde, olgunlaşma pratiklerinde hep İlm-i Ledünn vardır. Bu görüş gnostiktir, yanı herne varsa bilgi dâhilindedir ve bilinir. Buna karşın Agnostik görüş de vardır, yani herşeye vakıf olmak mümkün değildir, söylendiği gibi kabul edilmelidir. Gnostik görüşte, aklın ermediği noktalarda yine akla dayalı tahmin araştırma, bekleme olmaktadır. Bilgi düzeyi arttıkça boşluk doldurulmaktadır.  

Hangi yöntem olursa olsun, İlm-i Ledünn ehli, özgür ve korkusuzdur, iman etmiştir. Aslında nebiler tarihi bu noktaya işaret etmektedir. Peygamberlerin hepsi, kanaatlerini canı bahasına korumuşlar ve söylediklerinde ısrarcı olmuşlardır.

Tarihte İlm-i Ledünn Şehitleri çoktur: Sokrat, Hallacı Mansur, Seyyid İmadettin Nesimi, Esterabadlı Fazlullah Hurufi, Seyyid İmadeddin Nesimi, Jean Dark, Şeyh Maktul Suhreverdi, Pir Sultan Abdal. İdeolojik aktivistler de bu gruptan sayılırlar.

Kemalat noktasına ermek, bireysel özellikler taşımakla birlikte yolun genel kuralları saptanmıştır: Rıza ile katılmak ve istemek, edepli olmak, hayırlı işlerle ilgilenmek, okuyup dinlemek, sohbete katılmak, ibadet-zikir, itikâf-tecrit, çeşitli sınavlardan geçmek, seyahat, başka bir mürşide bende olmak.

Genelde Ledünni Yollarda Eğitim; züht ve takva, yani dünyadan eel-etek çekip ibadete-duaya-riyazete devam etmek, ebrar-hayırlı işlere adanmak, şettar-melâmeti davranışla nefsi kırarak terbiye etmek şeklinde olmaktadır.

Tasavvuf kavramı, daha çok İslami içerikli İlm-i Ledünndür. Yani İlm-i Ledünn, tasavvuftan önce vardır ve tasavvuf bunun karnından doğmuştur. Yolun ilkeleri, gerekleri İslami renge boyanmaktadır. Aslında İlm-i Ledünnün kaynağı insandır. Her din ve inancın katkısı vardır. Tasavvuf bu kumaştan bir müslüman sofuya elbise dikmektedir. Herşeye karşın kumaşın tamamı İslama ait değildir. Mürit-Şeyh ilişkisi başta gelmektedir. "Fenafişşeh" kendi başına bir olaydır ve züht ehli buna şirk de demiştir."Fenafillah"a varmak için "fenafişşeyh" şart olmaktadır.

Sohbetin yoğunluğunu arttırmak için, yiyecek-içecek özellikli olmuştur. Bazı iksirler hayal âlemine zenginlik katmaktadır.

*

Ledünn ilmiyle ilgili olanlara;  arif, eren, derviş, sofu, şeyh, mürşit, pir, üstad, dai, üstaz, talip, mürit, muhib denilmektedir.

İslamiyetle; Arap Yarımadasında siyasal İslamı sağlayınca devletleşti ve cihat ile yayılmaya, başka toprakları işgal ve ilhak etmeğe, başka kültürlerle birlikte yaşamağa başladılar. Bugünden yarına herkes İslamiyeti kabul etmek zorunda kaldı ise de İslami öğrenip yaşamak yüzyılları gerektirdi.

Kültür adacıkları, İslamiyet içinde kendilerini korudular, toprak ve insanlar her yerde aynı değildir. Baskıya suya cevapları ve erimeleri-kabulleri farklı oldu. Böylece İslam coğrafyasında aynı zamanda farklı ürünler-görüntü ve inanışlar birlikte var oldular, etkilendiler, çatıştılar. Bu nedenle her toplum bildiği insanların rehberliğinde dindarlığını yaşamağa başladı.

Mezhep-Tarikat ve Meşrepler böylece doğdu.

Beşeri-Semavi din ve inançlar, İrfan Meclislerinde birleştiler, birbirlerini tamamladılar. Semavi dinlerin kaynağı hernekadar “Bir” olan İlah ise de, bunu, halka duyuran, sonuçta bir Beşerdir. Beşeri dine inananlar, kurucuyu taklit makamı bilmektedirler. Aynı şekilde Semavi dine inanmışlar da tebliğci nebiyi taklit etmektedirler. Sonuçta, Rehber Beşerdir. İşte İlm-i Ledünnün düğüm noktası burasıdır. Her ne ararsan, her ne istersen kendinde ara”.

İslam diyarında beşer, bir yaratılmıştır ve kadere mahkûmdur, ana görüş budur. Bu ortamda Ledünni gerçeği açıklamak zor olmaktadır. Ama Batın ehli buna inanmakta, söylemekte ve savunmaktadır. Bedeli kan ve baş olsa bile "enel-Hak" demektedir.

*

Yunus Emre de diğer Bâtıni Pirler-Erenler gibi, inancı savunmakta ve İslami unsurları, motifleri kullanmaktadır. Halı çok renkli ve çok desenli olmaktadır. Güzelliği de burdadır. herkesin rengi, dili ve sevgisi-ilgisi var.

Yunus Emre;  Yaratılıştan-Varlıktan başlayarak saymaktadır ve sonuç olarak: "Sahib-i Kur'an, Sultan, Subhan, kün deyip yaratan, rızk veren, kudret dilini söyleten, zikrettiren, delil ve burhan olan, âlim ve cahil yapan, ayıpları örten ve ifşa eden, ebed-ezel olan benim."

Hem bâtınem, hem zâhirem, hem evvelem, hem âhirem

Bu cümlesini yaratıp, tertip eden Yezdan benem

Yoktur anda tercüman andaki iş bana ayân

Bin bir adı vardır Yunus, ol sahib-i Kur'an benem

Yunus, bu netameli deyişi açıklamak için ipuçları vermek ister: Yakup oldum, kayboldu Yusuf'um. Sonra Yusuf bulundu da Kenan êli bulunmaz. Yani Kenanlı Yusuf'u buldum ama Kenan ilinin hepsine vakıf olamadım. Yardanın bir işaretinden, Ayetinden O'nu tanıdım ama tamamına eremedim.

Mana ehli olmayandan, keramet sadır olmaz. Kova olmazsa kuyudan su çıkmaz. Kuyuda su olamazsa, kovada su bulunmaz. İp olmazsa, kova kuyudan su almaz. İşte bu bir zincirdir. Biri olmadan diğeri olmaz.

Yunus düştü bu manaya, artık gelmek bilmez.”Kanadım değdi sevdaya, kondum kondum uçamadım”(-Masuni Şerif).

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim