• BIST 89.891
  • Altın 144,926
  • Dolar 3,6212
  • Euro 3,9105
  • Adana : 24 °C
  • İzmir : 22 °C
  • Ankara : 17 °C

Galatasaray'da Namaz Cemaatle Kılınırdı

26.01.2013 15:08
Galatasarayda Namaz Cemaatle Kılınırdı
Üstad Mehmet Şevket Eygi Beyefendi, son söyleşisinde eski İstanbulluların en çok ve en az kullandığı kelimeleri de açıkladı.

Efendimiz aleyhis selatü vesselam, büyüklerine saygı göstermeyenler ve küçüklerine şefkatle muamele etmeyenler için “bizden değildir” ifadesini kullanıyor. Zannedersem imanla ilişik olan bu hassas konu Müslüman ahlakının da çekirdeğini oluşturuyor.

Sevgi ve saygı meselesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken konuların başında geliyor. Bu meselenin yeni nesillere aktarılması da öyle her sabah çocuklara zorla ant içirmekle olmuyor. Sevgi ve saygı yaşayarak bizzat büyüklerden öğreniliyor.

Bu bir ortam meselesidir esasında. Bu iş kitaplardan okumakla da olmuyor. Mesela bir çocuk bu duyguları en güzel bir bayram ziyaretinde hissediyor. Bu esnada büyüklerle küçüklerin örnek münasebetlerine şahit oluyor. Böylece kafasında sevgi ve saygı duyguları şekilleniyor.

Eskiden oturup kalkmanın, nezaket kurallarının tekkelerde öğretildiği söyleniyor. Aslında bu bir bakıma kalıplaşmış bir cümledir. Çünkü eskiden sadece tekkelerde değil, camide, mektepte, medresede, sokakta, mahallede ve en önemlisi de hanede bu terbiye veriliyordu. Hayatın her alanı bir okuldu. Günümüzde ise bu konularda çok ama çok geride kaldık.

Üstad Mehmet Şevket Eygi Beyefendi’nin söyleşilerini dinleyince bu alandaki geri kalmışlığımızın boyutlarını daha da iyi anlıyoruz. Bu arada araya küçük bir not sıkıştırmak isterim ki yazarlık hayatı benim yaşımdan büyük olan bu büyüğümüz için “üstad” ve “beyefendi” ifadesini kullanmamız ona bir değer katacak değildir. Bu edebi göstermemiz onun açısından değil, bizim açımızdan önemlidir.

Mehmet Şevket Eygi Beyefendi, Eyüp Sultan’daki Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’ndeki son söyleşisinde bize sevgi ve saygıya dair birçok güzellikleri hatırlattı. Nazik İstanbul beyefendilerinden ve nazik İstanbul hanımefendilerinden bahsetti.

Eski İstanbulluların en çok ve an az kullandıkları kelime hangisiydi?Mehmet Şevket Eygi

İstanbul beyefendileri ve hanımefendilerinin en çok kullandığı kelimenin “Efendim” kelimesi olduğunu söyleyen Eygi; “Şimdi bu ‘efendim’ kelimesi tarihe karıştı. İniltiler, böğürtüler onun yerini aldı, bu da İstanbul için bir kayıp oldu” dedi. Eski İstanbulluların en az kullandığı kelimenin ise “ben” kelimesi olduğunu, onun yerine “bendeniz” yahut “fakir” dediklerini söyledi. Şimdi ise durum o kadar acıklı bir hale geldi ki bazı edebiyatla uğraşan büyüklerimiz bile yazılarında; “ben fakir” gibi garabet düzeyinde ifadeler kullanabiliyor. Geleneklerimizden uzaklaşınca kullandığımız dil de böyle paldır küldür dökülüyor.

Bizimki fakirhane, sizinki devlethane

Yine bu söyleşiden öğrendiğimize göre eski İstanbullular kendi evlerinden bahsederken “fakirhane”, başkalarının evlerinden bahsederken de “devlethane” ifadesini kullanırlarmış. “Cami” yerine de “cami-i şerif” derlermiş.

Eski İstanbul dondurması olsa da yesek!

Bu gibi tatlı ifadelerin tarihe karıştığı gibi eski İstanbul dondurmasının da tarihe karıştığını ifade eden Eygi, Eminönü’ne hemen yakın Bahçekapı’da minaresi olmayan küçük pencereli Arpacılar Camii Aralığında eskiden bir dondurmacının olduğunu, o dondurmacının biri sütlü biri de vişneli olmak üzere iki çeşit dondurma yaptığını söyledi.

Balkona iç çamaşırı asılmazdı

Eski İstanbul’da yer yerinden oynasa, kırmızı kar yağdığı görülse bile bir kadının dışarıda dondurma yalayarak yürümesinin görülmeyeceğini ifade eden Eygi, balkonlardaki iç çamaşırları konusunda da şunları söyledi: “Yakın zamana kadar hakiki İstanbullular balkonlarda, pencere kenarlarında iç çamaşırı kurutmaktan hayâ ederlerdi. Böyle bir şeyi düşünmek bile mümkün değildi.”

Lokantada izin istenerek oturulurdu

Bir İstanbullunun bir lokantaya gittiği zaman her yer dolmuşsa izin almadan boş yere oturmayacağını söyleyen Eygi, eğer bu kişi ince bir İstanbulluysa lokantaya oturduğunda yanında oturan kişi nohut yiyorsa, İskender kebabı yiyemeyeceğini ifade etti.

Oltayla balık tutmazlardı

Tarikat tedrisinden geçmiş İstanbulluların oltayla balık tutmadığını söyleyen Mehmet Şevket Eygi, bu meseleyi şöyle izah etti: “İstanbul kültürünün bir özelliği de bu kültürde tarikat mensupları balık tutmazlardı. Geçimini temin etmek için oltayla balık tutmak sıradan bir Müslüman için caizdir, bir sakınca yoktur. Fakat turuk-u aliyeden olan bir Müslüman, o kadar hassas, o kadar ince bir insandır ki oltanın ucuna taktığı solucanla, balıkları aldatmaktan hayâ ederdi. İkinci olarak oltanın ucundaki kanca ile balığa şiddetli bir acı vermeyi sıradan bir Müslümanın vicdanı kabul etse bile rikkatli, hassas, ince ve zarif bir Müslüman kabul etmezdi.”

Mahir İzMahir İz, Sami Efendi’ye bağlıymış

İstanbul terbiyesine göre insanlara hangi tarikata mensup olduklarının sorulmadığını ifade eden Eygi, bu konuda şunları söyledi: “İstanbul terbiyesinde ‘Ben şeyh Vehamettin Efendiye mensubum, siz kime mensupsunuz?’ diye bir soru yoktur. İstanbul terbiyesinde insanlara bağlı olduğu tarikat sorulmaz. On yedi sene Mahir İz Beyefendiye gidip geldim, üç sene önce yeni öğrendim onun Nakşibendi tarikatına, Sami Efendiye mensup olduğunu. Seyyid olduğunu da o on yedi senede bir kere bile söylemedi. Bir kimse seyyidliği konusunda davul çalıyorsa, tarikatı konusunda davul çalıyorsa, bilin ki o işte bir bit yeniği vardır.”

İtirazın da bir adabı var

Bu söyleşide Mehmet Şevket Eygi Beyefendi kendisine gelen bazı nezaketsiz maillerdeki üsluptan da yakındı. Bir yazarın görüşlerini beğenmediğiniz zaman ona mail atarken; “Muhterem Beyefendi, affınıza sığınarak aşağıdaki hususlara itirazımı ifade etmek istiyorum, hürmetlerimle” diye söze başlanılması gerektiğini söyleyen Eygi, sözlerine şöyle devam etti: “İtirazın da bir adabı vardır. Bir bakıyorum ki; ‘Sen tasavvuf taraftarı, türbelere gidip evliya ziyareti yapan bir müşriksin’ diye birisi bana mail yazmış. Bir Müslümana yapılabilecek en büyük hakaret ona müşrik demektir.”

Ahlak ve terbiye konusunda televizyonun yıkıcı etkilerinden de bahseden Eygi, bu konuda, “Ne terbiye verseniz, televizyonun kötü programlarını seyrettiğinde o verdiğiniz terbiye şiddetli yağmurla akıp giden bereketli topraklar gibi akar gider” dedi.

Tam bir kültür skandalı

Kullandığımız dilin süratle değiştiğini çarpıcı bir şekilde ifade eden Eygi, bu konuda şunları söyledi: “Konuştuğumuz Türkçenin birkaç kere beli kırılmış. Rahmetli Ali Fuat Başgil 1960’lı yıllarda Gençlerle Baş Başa diye bir broşür bastırdı. Çok faydalı bir şey… İki üç ay önce onun kalın bir nüshasını aldım. Bu kitap bu kadar büyük değildi, nasıl bu kadar kalın olur diye düşündüm. Bir de baktım ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunu basmış, bir Ali Fuat Başgil’in 1960’ta yazdığı orijinal metni, bir de bugünkü Türkçeye çevrilmiş metni koymuş. Hiçbir toplumda böyle bir rezalet, böyle bir kültür skandalı görülmemiştir. 1960’ta konuşulan ve yazılan dil bugün anlaşılmaz mı?”Mehmet Şevket Eygi

Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım!

Programın sorular bölümünde bir genç kardeşimiz, “Bir mütefekkir, bir yazar olarak Türkiye’nin günümüzdeki siyasi durumunu nasıl yorumluyorsunuz” diyerek Mehmet Şevket Eygi Beyefendi’ye bir soru yöneltti. Latifeli bir üslupla böyle tuzak sorulara aldanmayacağını söyleyen Eygi, menfi ve müspet siyaset çeşitlerinden bahsettikten sonra; “Bediüzzaman’dan çok hikmetler öğrendik. Bir hattata onun; ‘Euzübillahimineş şeytani vessiyese’ sözünü yazdırdım, duvara astım” dedi.

Okullarda cemaatle namaz zorunlu olmalıdır

Mehmet Şevket Eygi Beyefendi son olarak bazı şeyleri yapamasak bile gündeme getirmekten çekinmememiz gerektiğini söyledi. Gündeme getirmemiz gereken meselelerden birisinin de Müslüman bir ülkenin bütün mekteplerinde cemaatle namazın zorunlu olması meselesi olduğunu söyledi ve şu ifadeleri kullandı: “1924’e kadar Galatasaray Lisesi’nde beş vakit namaz mecburi olarak cemaatle kılınırdı. Bununla ilgili elimizde belgeler var. İslam toplumunda buluğa ermiş öğrencilerin okuduğu bütün okullarda beş vakit namaz cemaatle kılınmalıdır. Bazı şeyleri yerine getiremesek bile, getiremiyoruz diye onları geçiştirmeye hakkımız yoktur.”

İki güzelliğine şahit oldum

Programın sonunda Mehmet Şevket Eygi Beyefendi’nin iki güzelliği gözümden kaçmadı. Birincisi, kitaplarını imzalayacağı anons edilen Üstad, “Sakın yanlış anlamayın, kitaplarımı ben getirmedim” dedi. Bunu tarihe not olarak düşelim ki Üstad; “Şu kadar kitabımı satmazsanız gelmem” ya da “Şu kadar masrafı karşılamazsanız gelmem” diyen yazarlardan değildir. Allah rızası için konuşan, Allah rızası için yazan bir yazardır.

İkinci güzelliğine gelince, imza faslından sonra “Bendenizle resim çektirmek isteyenler çektirebilir” demesiydi. Okurun yazarla fotoğraf çektirme isteği kadar tabii bir isteği kasılmadan, kapris yapmadan yerine getirmesi ne güzel bir şeydi.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Tutuklanan savcının ev ve ofisinden 22 tabanca çıktı21 Temmuz 2016 Perşembe 16:26
  • Fidan Erdoğan'a neden bilgi vermedi21 Temmuz 2016 Perşembe 12:52
  • Bayrak satışı patladı21 Temmuz 2016 Perşembe 09:56
  • Bu vatan Astsubay Ömer Halisdemir'e minnettar20 Temmuz 2016 Çarşamba 12:05
  • İlk tutuklama Şırnak'ta16 Temmuz 2016 Cumartesi 17:10
  • Uludere'de sokağa çıkma yasağı13 Temmuz 2016 Çarşamba 11:06
  • Şemdinli’de hain tuzak: 4 şehit10 Temmuz 2016 Pazar 14:26
  • Giresun'da helikopter düştü!05 Temmuz 2016 Salı 18:54
  • Zehra Çilingiroğlu tatile çıktı05 Temmuz 2016 Salı 15:14
  • Tunceli- Elazığ karayolunda askerlere bombalı saldırı04 Temmuz 2016 Pazartesi 12:26
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim