GELECEĞİN İNŞASI İÇİN TOPLUMSAL DEĞİŞİM DİNAMİKLERİNİ ANLAMAK

Bazıları geçmişin ayrıntılarında gezinerek kendini tarif etme yolunu seçer. Fakat bu yol kendi içerisinde birçok tuzakları barındırmakla birlikte yol sahibini geleceğin inşasında aktif bir özne yapabilir mi? Bu sorunun cevabının birçok tartışmaları bünyesinde saklamakta olduğunu bilerek söyleyebilirim ki, geçmişin ayrıntılarında geleceğin inşa edilebileceğini düşünmüyorum. Tarih bize olayları anlatır fakat tarihin asıl faydası yaşanan olaylar üzerinden bize bir takım kavramlar ve olgular öğretiyor olmasıdır. İşte bu kavram ve olgular üzerinden oluşturulan bir tasavvurun, tarihin ayrıntılarında oluşturulan bir düşünceden daha işlevsel olduğunu kabul etmek de fazla zor olmasa gerek. Yeni bir tasavvur inşasına ihtiyacımız var. Çünkü İslam ümmeti olarak büyük bir meydan okuma ile karşı karşıyayız. Bu meydan okuma karşısında ya kendimiz olarak cevap vereceğiz ya da başkalarının cevaplarını tekrar edip duracağız.
Büyük Ortadoğu Planlarının, Medeniyetler İttifakı Projelerinin, Avrupa Birliği süreçlerinin içerisinde bir köşeden diğer bir köşeye savrulup duruyoruz. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama benim baktığım yerden bunların hepsi bize dayatılıyor gibi görünüyor. Neden mi? Çünkü bu süreçlerin hiçbirin de kurucu-akıl biz olmadığımız gibi hep bize biçilen rolleri oynamaya çalışıyoruz. Tüm bunlardan en önemlisi giymeye çalıştığımız elbiselerin bizi tanımlayan öz değerlerimize çok uzak anlayışların sahipleri tarafından belirleniyor olması. Sizce bu garipsenmesi, sorgulanması gereken bir durum değil mi? Her çözüm, bünyesinde kendi sorunlarını beraberinde taşımaktadır. Bu gerçeği ifade ederek sorgulama sürecine farklı bir boyutuyla devam edelim. En iyi çözüm hali hazırdaki sorunları çözme becerisini bünyesinde barındırmakla birlikte, uygulamaya konulduğu zaman daha kronik problemlere neden olmama kuvvetiyle ölçülebilir. Dikkat ederseniz mutlaka fark edeceksiniz ki Batı kaynaklı her çözüm önerisi aslında ileride daha farklı ve daha kronik bir sorunun nedeni haline geliyor. Bize dayatılan çözüm projelerini bir de bu bakış açısıyla değerlendirebilirsek doğru çözümlere ulaşmada daha sağlıklı ilerler ve o çözümün ardında güç ve çaba sarf edebiliriz hatta etmeliyiz diye düşünüyorum.
Tüm bu kaygılarım üzerinden söyleyebilirim ki sahih kalkınmanın inşasında bir yol açar düşüncesiyle toplum ve toplumsal değişim kavramlarını yeniden tefekkür etmek zorundayız. Böylece yeniden vasat ve şahit ümmet olma yolunda ilerleyebiliriz. Şimdi bu kavramları inceleyelim.
Toplumlar sürekli bir değişim sürecinin vuku bulduğu bir zemin üzerindedirler. Bu toplumsal değişimi etkilemekte, hem değişimin hem de toplumun temel dinamiklerini bilmekle mümkün olacaktır. İçinde yaşadığımız toplumun değişim sürecini etkileyebilmek ve diğer toplumsal değişim süreçlerini anlayabilmek için değişim kavramından kastettiğimiz ve anlaşılması gereken noktaları belirlemek gerekmektedir. Bu yüzden değişim kavramı ile toplum arasındaki bağlantı incelenecektir. Öncelikle değişim kavramını incelemeye başlayalım;
- Bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü
- Bir nesnenin dolaysız olarak başka bir nesne ile değiştirilmesi
- Bazı özellikler bakımından farklı olma, varyasyon. Esasa göre belirli özelliklerde görülen ayrılıklar/farklılıklar
- Farklı bir tarafa yönelme, yön değiştirme.
Yukarıdaki tanımlamalar incelendiğinde değişim kavramının muhtevasında öne çıkan unsurların başında "belirli bir zaman dilimi" yani başlayıp devam edegelen bir "süreç" vurgusu gelmektedir. O zaman değişim kavramını "toplum" ile mezcettiğimiz de ve akabinde "toplumsal değişimden" bahsedildiğinde üzerinde durulacak ilk noktanın "süreç" olduğunu göreceğiz. "Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler." (Araf-34)
Değişim kavramındaki diğer bir nokta, farklı nesnelerin birbirleri arasındaki değişimini ifade ediyor olması yönüyle "fiziksel mübadeleyi"/ "fiziksel yer değiştirmeyi" kapsayan bir yönünün olduğu görünmektedir. Bu noktanın toplum üzerindeki en önemli yansımalarından birisi değişimden önceki toplumsal yapının taşıyıcılarının (eğer değişimin dinamiklerinden olmazlarsa) fonksiyonlarını kaybedecekleri gerçeğini ifade etmektedir. "Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ileri gelenlerini alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi." (Nelm-34)
Değişim süreci içerisinde (başlangıç-sonuç-yeni başlangıç...) sürecin zamansal (veya başka faktörlerde esas alınarak değerlendirilebilir) dilimlerinin herbirinin kendisinden önceki dilimden farklı özellikler gösteriyor olmasıda değişim kavramının bir dinamiği olarak karşımıza çıkmaktadır. Nebevi hareket metodundaki merhaleleri incelediğimizde her aşamanın kendinden önceki aşamadan farklı yönlerinin ortaya çıkması bu gerçeği ifade ediyor olması bakımından dikkate değerdir.
Takip edilen bir yönden/yoldan farklı bir yönü veya yolu istikamet etmek, yön değiştirmekde "değişim" kavramının manasında mündemiçtir. "«Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?» de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir." (Ali-İmran 20). Her değişimin mutlaka bir yolu/yönelişi vardır. "Herkesin yöneldiği bir yön vardır.” (Bakara-148)
Tüm bu noktalar göz önün de bulundurularak "değişim" kavramını bir "hal değişikliği" olarak tarif etmek isabetli olacaktır. İşte şimdi bu "hal değişikliğini" toplum kavramı ile bütünleştirdiğimizde karşımıza "toplumsal değişim" diye yeni bir kavram çıkmaktadır. O halde "toplumsal değişim" dediğimizde kastımızın bir süreci kapsadığını, toplum içerisinde fiziksel bir yer değişikliğini veya bir mübadeleyi (toplumun efradı/fertleri içerisinde değerlendirilen unsurlarının fiziksel ve manevi taşıyıcılarını) kapsayan bir değişimi içerdiğini, toplumsal değişim süreci içerisindeki zamansal dilimlerden herbir dilimin kendisinden önceki dilimden farklı özellikler taşıdığını ve son olarak da toplumun mevcut takip etmiş olduğu istikametten farklı bir istikamete yönlendirilmek istendiği vurgulanmış olmaktadır.
Peki, kendisi üzerinde değişimin gerçekleşeceği toplum kavramının yapı taşları nelerdir?Toplum dediğimizde neyi kastediyoruz? Bu hususu açıklığa kavuşturalım. Toplum dediğimizde insan, insanın ortaya koyduğu gerçek alakaların varlığı ve bu alakaların toplamı üzerinden görünür hale gelen toplumsal bütünün yapıtaşları ortaya çıkmaktadır ki toplum dediğimiz bu sosyal yapı, insan alakalarının devamlılığını garanti altına alan ortak fikir, duygu ve bu ortak fikir ve duygunun yansıması niteliğinde (aynı zamanda koruyuculuk vazifesi) olan sistemin oluşturduğu bir bütündür.
Toplumsal değişim dediğimizde dikkatlerimizi hangi noktaya odaklayacağız, bir alakalar yumağı ve organizasyonlar bütünü olarak karşımıza çıkan toplumun üst yapısını oluşturan hukuksal, ekonomik ve sosyal kurumlara insan kaynağı oluşturarak etkileme ve değiştirme yoluna mı gideceğiz? Yoksa toplumun üst yapısını oluşturan hukuksal, ekonomik ve sosyal kurumların kendisinden çıktığı, insanların düşüncelerine hâkim olan, temel yönlendirici fikirleri bakışlarımızın merkezine alıp, bunun üzerinde bir değişim hamlesi mi yapacağız?
Toplumsal değişim dediğimizde ne kadarlık bir değişimi talep ettiğimizi biliyor muyuz? Kısmi bir değişim mi? Toplumun mevcut yapısının sabit kabul edilip sadece yönlendiricilerini mi değiştirmek istiyoruz? Veya mevcut yapıya, kendimizden uygun olan fikirleri adapte edebileceğimiz kadar bir değişim mi? Ya da kapsamlı bir değişim mi istediğimiz?
Toplumsal değişimi kendisine dayandıracağımız temel fikrimiz nedir? Bu fikir mevcut toplumsal yapının temel fikrinin cinsinden mi, aynısı mı yoksa farklı ve özel bir fikir mi? Bu soru özel bir cevabı gerektirmesi nedeniyle diğerlerinden ayrılan bir yönü bulunmaktadır. Çünkü bu soruya verilecek cevap değişimin, yapısal bir değişim meydana getirip getirilmeyeceğinin de cevabı olacaktır. Toplumsal yapının temel fikri cinsinden veya aynı olan bir fikri, değişimin dinamiği yapmaya çalışmak toplumsal değişimi değil, aksine toplumu sadece eski yapının bir türevi olacak bir farklılaşmaya götürecektir ki, oluşan bu sürece, toplumsal değişim süreci demek olanaklı görünmemektedir.
Şimdi, değişimin bir toplumda gereklilik haline geliş süreci hakkında bir tespit yapmak gerekmektedir.
"Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim!Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır."(A'RAF-85) "Şüphesiz Allah, zalim bir toplumu doğru yola iletmez."(AHKAF-10) "Ad kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki: «Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?"(A'RAF-65) "Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."(A'RAF-74)"Ama inkâr edenlere gelince onlara: Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz, değil mi? denilir."(CASİYE-31)"Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arz etti."(DUHAN-22)"İşte Ad (kavmi). Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular."(HUD-59)
Yukarıda meallerini aktardığım ayetler incelendiğinde vurguladıkları kavramların, bir toplumda değişim sürecinin başlamasını kaçınılmaz kılan kavramlar oldukları görünecektir. Allah'a kulluğun kesintiye uğraması, peygambere ittibanın yokluğu, başka ilahların devreye girmesi, ölçü ve tartının bozulması, bozgunculuğun yaygınlaşması, zulmün çoğalması, suçun toplumsallaşması, toplumun zorbalar üretmesi ve bu zorbalara uyulması vb. unsurlar değişimin alt yapısını oluşturan toplumsal tetikleyicilerdir. Fakat bunların varlığı toplumsal değişimin başlaması için gerekli koşullardır, fakat yeter-koşul değildir.
"Oysa Biz senden önce de peygamberleri yalnızca: «Benden başka İlâh yoktur; şu halde (sadece) bana kulluk edin» diye vahyederek gönderdik."(ENBİYA-25)
"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir ümmet/topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir."(AL-İ İMRAN 104)
Peygamberlerin sahip oldukları gayeler düşünüldüğünde karşımıza çıkan misyonun, toplumun değişimini gerekli kılan unsurların, toplumsal hafızada billur hale gelmesini sağlayarak batılın hak ile değiştirilmesi noktasında toplumsal bir bilinç oluşturma ve bu değişim ameliyesini yüklenecek ümmet içinde bir ümmet oluşturmak olduğunu görmekteyiz. Hz. Peygamber ve ashabını İslam toplumunu oluştururken yüklenmiş oldukları sorumluluk bilinci bunu ifade etmektedir.
"Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onları kendilerinden daha hayırlı (bir toplum) ile değiştirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez."(Mearic 40/41)
Tüm bu değerlendirmeler ışığında Arap Baharını ve hala devam ede gelen yansımalarını, Kobani’yi, Çözüm Sürecini, Mescidi Aksa’nın esaretini, Suriye Devrimini vs. yeniden düşünmeye ihtiyacımız yok mu?
Sahi tüm bunlardan sonra nasıl bir kalkınma/inşa düşüncesinden bahsettiğimi anlamayan var mı?
Son söz niyetiyle;
"Satrançta asıl hedef şahı devirmektir. Fakat siz şahı devirdiğiniz de şahı yenmiş olmazsınız. Onu kontrol eden aklı yenmiş olursunuz. Yani kiminle mücadele ettiğini bilmeyenler zafer kazanamazlar."
AZİZ TERZİ
m.azizterzi@gmail.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












