- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
Gençlerimizin eğitimi ABD Konsolosuna teslim

Sedat MEMİLİ / Yazar
66 yıldır Eğitimsizliğin Eğitimi mi Yapılıyor?
Akdeniz Türk Televizyonu’nda her hafta Sayın Taner Talaş ve İrfan Can dostumuz ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz “Adana Medya Programı”nda bir iddiada bulunmuştum: Türk Eğitim Sistemimiz ABD’lilere teslim ve bunun başında da ABD Konsolosu vardır.
Bu iddiamızı geçen hafta yaptık bu hafta (31 Mart 2015) te açıklamasını yapacaktık. Olmadı.
Nedenini henüz anlayamadığımız elektrik kesintisi yüzünden konuşamadık.
Soranlar oldu… Bu yanıt iddiamız için zorunlu hale geldi.
Milli Demokratik Devrim diye nitelenen Atatürk’ün 6 Ok simgelenen ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş temelleri olmuştur. Bu ilkelerden Atatürk Dönemi’nde hiç ödün verilmemiştir. Ancak 1938 yılında Atatürk’ün hakka yürümesi ve yerine İsmet İnönü döneminin başlaması ile birlikte Türkiye’nin yön ve yörüngesinde değişiklikler olmuştur.
Bu değişikliklerin gerekçesi haklı mıdır? Dünyanın 2. Paylaşım Savaşı ile kana bulanması, sınırlarımızda savaşların olması, iddia edildiği gibi “ekmeksiz kaldık ama babasız kalmadık”; dünyanın ekonomik ve siyasal değişimi gibi gerekçeler ne denli etkili bu başka bir yazının konusu.
Hatta ve hatta ABD’ ye ilk teslim oluşumuz, İsrail’i tanıyan ilk ülke oluşumuz da ayrı bir yazının konusudur.
“Fulbright; Türk Milli Eğitimin Sonu…”
Şimdi konumuz Türk Eğitim Sistemi.
Öncelikle şunu bir kenara yazalım; ekonomik yönden özgür olmayan ülkelerin siyasal yönden de özgür oldukları düşünülemez. Ancak, eğitim politikası üretici olan bir toplumda, ekonomik bağımlılığın ömrü uzun olamaz. Çünkü, üretken bir eğitim, toplumu oluşturan bireylerin bilinçli olması sonucunu doğurur. Bu bilinçteki bir toplumu da siyasal olarak bağımlı kılmak mümkün değildir. Bu nedenle, bir ülkenin eğitim politikasını ele geçirmek, en değerli varlığını ele geçirmekle eş anlamlıdır.
Tarihler 27 Aralık 1949’u gösterdiğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ile ABD yetkilileri arasında ikili anlaşma imzalanır.
Anlaşmanın görünürdeki yüzü, karşılıklı olarak öğrenci değişim programıdır.
Buna göre adına Fulbright denilen sekiz kişiden oluşan bir eğitim komisyonu oluşturulacak.
Bu sekiz kişinin dördü ABD’li ve 4’ü de Türklerden oluşacaktır.
Şimdi dikkat! Bu komisyonun görevi, Türk çocuklarının ilk, orta ve lidede okuyacakları derslerin müfredatını yani programını belirlemekti.
Anlayacağınız biz de var olduğu görülen talim terbiye Kurulu’nun varlığı bir anlamda Fulbright Komisyonunun emir ve talimatlarını yerine getirmekten başka bir anlam ifade etmiyor.
Peki bu dört kişilik komisyonun bilinen üyeleri kimlerden oluşacak ve oyların eşit olması halinde karar neye göre alınacaktı. Geleceğimizi belirleyecek olan ve geleceğimizi teslim ettiğimiz Türk çocuklarının eğitimi kimlere teslimdi?
Araştırmacı yazar Yılmaz Dikbaş’nın kaleminden bu soruya yanıt arayalım: '27 Aralık 1949 tarihinde, yani İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türk çocuklarının eğitimi resmen Amerikalılara teslim edildi. ABD ile imzalanan ikili anlaşma
Bu kadarla kalsa neyse, komisyon herhangi bir konuda karar verirken oylar 4 evet, 4 hayır çıkarsa ne olacaktı? Çözüme bakınız; O tarihte Ankara'da bulunan Amerikan Büyükelçisinin vereceği oy, belirleyici olacaktı. Çok açık değil mi, Türk gençlerinin ne tür bir eğitimden geçeceği, derslerde hangi konuları ne tür boyutlarda öğreneceği, Amerikalılara bırakılmıştı. Bu tür bir uygulamaya, ancak sömürge ülkelerinde rastlanırdı ve Türkiye’nin başında İsmet İnönü ve CHP vardı. Daha da acısı ve açığı; O tarihten günümüze kadar olan süreçte kurulan sözde Atatürkçü hükümetlerin hiçbirisi, bu anlaşmayı ortadan kaldırmaya yanaşmamıştı. 27 Mayıs 1960 İhtilalini yapanlar, kendilerini 'devrimci' olarak tanıtanlar, Fulbright Eğitim Komisyonu'nu ortadan kaldırmamıştı. Atatürkçü ve halkçı Bülent Ecevit, beş kez Başbakan olmuş ama Fulbright Eğitim Komisyona dokunmamıştı! Her yıl Köy Enstitüleri'nin kuruluş gününü yaşlı gözlerle anıp ağlaşanlar, 'Türk çocuklarının eğitimi Amerikalılara teslim edilemez' diye ayaklanmamıştı!
27 Aralık 1949 tarihinde kurulmuş olan Fulbright Eğitim Komisyonu, 63 yıldır aralıksız yürürlükte kalmıştır.'
“Fulbright Eğitim Komisyonu Kimlerden Oluşuyor”
2012 yılı Komisyondaki isimlere dikkat!
Şimdi size, 2012 yılında yani dindar ve kahraman AKP iktidarında Fulbright Eğitim Komisyonu'nun kimlerden oluştuğunu hatırlayalım:
* John Tomas Maccarthy (Başkan), ING Bank Türkiye Müdürü,
* Scott F. Kilner, ABD İstanbul Başkonsolosu,
* Mark A. Wentworth, ABD Büyükelçiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı,
* Kaya Arıkoğlu, Mimar ve Şehir Tasarımcısı, Arıkoğlu Arkitekt Ltd. Şirketi, Adana,
* Prof. Dr. Ahmet Ademoğlu, İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü,
* Engin Soner, Dışişleri Bakanlığı İkili Kültürel İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı,
* Doç. Dr. Ömer Açıkgöz, Milli Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü,
* Prof. Dr. Ekrem Tatoğlu, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Dikkat etmişsinizdir. Sekiz kişilik Fulbright Eğitim Komisyonu'nun 4 üyesinin Amerikalı, 4 üyesinin de Türk olması gerekirken, 2012 Komisyonunda sadece 3 Amerikalı bulunmaktadır. Yani dengeler değişmiş midir? Hayır. Komisyonun Türk üyelerinin tamamı Amerika’nın has hizmetkârları olduğundan, artık Amerikalılar için üye sayısının 4'e 4 olması gerekirken 3'e 5 olması hiçbir önem taşımamaktadır. Ve son 60 yılın yüksek Komutanları da Fulbright Eğitim Komisyonu'na karşı tavır almamışlardır.'
Şunu da paylaşmamda yarar var, hangi hükümet gelirse gelsin, Milli Eğitim Bakanlığı, bu anlaşmaya uyacak olan partilerden seçilmektedir. Üstelik dayatılmıştır.
Şöyle bir soru akla gelebilir; 1946'dan günümüze milli ve manevi hassasiyetleri olan Hükümetler de kuruldu; örneğin 1980 öncesi MC Hükümetleri ve antidemokratik 28 Şubat süreci ile alaşağı edilen Refahyol Hükümeti gibi... Bu Hükümetler döneminde Fulbright Eğitim Komisyonu neden kaldırılmadı?
Gerek MC Hükümetleri döneminde gerekse merhum Erbakan'ın Başbakanlığını yaptığı Refahyol Hükümetinde Milli Eğitim Bakanlıkları Milli Görüş dışındaki partilerin milletvekillerinden yapılması “özel ve gizli bir şarta” bağlıydı.
Anlayacağınız İmam hatiplerin yıldızlaştırılması, 4+4+4 sistemi, zorunlu din dersleri falan hepsi birer projedir. Sonuçta bir Proje Partisi olan AKP’de bu işi çok sevmiştir.
Şimdi başta Milli Eğitim Bakanlığı ve yetkilikler olmak üzere ilgililere soruyorum.
1 – Yaptığım araştırmalar sonucunda (Yılmaz Dikbaş ve Cengiz Özakıncı’nın kitapları ve çeşitli makale ve dergiler) yanılmış olabilirim. Bu iddialar doğru mudur?
2- Fulbright eğitim Komisyonu 66 yıldır yürürlükte midir?
3 – Bu komisyonun başında ABD Konsolosu vardır ve müfredat ABD Konsolosluğu başkanlığındaki bir komisyon tarafından mı belirlenmektedir?
Kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi kaçınılmaz olarak gereklidir.
Aksi takdirde bu iddiaların gerçek olduğuna inanmamak mümkün değildir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu çok önemli konuyu gündeme taşıdığınız için çok teşekkürler.
- Küçük müdürlerin küçük kapısı27 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00
- İmam hatipler ve terörizm26 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Ak Partiye öneriler25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Halkın vicdanı harekete geçti22 Temmuz 2016 Cuma 06:00
- Ateş ve altın21 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
- Orada kaldı20 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00
- Uzak saniyeler19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Darbe'ye darbe18 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Bugün günlerden Dedem Rüstem Dağlı16 Temmuz 2016 Cumartesi 06:00
- Artık "halk" ithal ediyoruz15 Temmuz 2016 Cuma 06:00
- İnsanı kaybettim, insan nerede?14 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












