Siyasi aktörlerin ülkenin kaderiyle ilgili aldıkları kararların doğru veya yanlış istikametteki sonuçları, halkı daima derinden etkilemiştir.
Olayların ve kararların alınması ve/ya uygulanması, sanıldığı ya da gösterilmeye çalışıldığı gibi olmuyor. Zamanla çok daha iyi analizler yapabilen, durum değerlendirmesi yaparak, fotoğrafın görünen yüzünden ziyade, arka planına bakmayı tercih eden ve ona göre tahliller yapabilen bir birey, toplum ve düşün insanı olmaya başladık.
Şu aşamada fert ve toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz realitenin başında; ekonomik huzur, istikrar ve ondan daha da öncelikli olan, barış ve kardeşlik ortamının tesisi geliyor. Adaletin terazisinin bozuk olmaması gereken hassasiyetinin işlerliğini koruması şartıyla!
Gerek fikirsel, gerekse etkileşim açısından ülke genelinde son günlerimizdeki en önemli gündemimiz Gezi Parkı ve onun etrafında yapılan, yapılmak istenen, amaçlanan ve gerçekleşen üzüntü verici pek çok hadiseyi, toplum olarak yakından yaşıyor ve gözlemliyoruz.
Süreç içerisinde maalesef yaşanan acı verici olaylar da gerçekleşti. Umarım bu konu alınması gereken dersler arasında yerini alır. Görsel ve yazılı medyada pek çok analizler yapıldı. Yazılıp ilk fırsatta sahnelenen bir oyun olduğu iddiasından tutun da, provokasyon diyenden, bir türlü gerçekleşmeyen “Türk Baharı” diyene kadar, masum talepleri olandan, bir zamanlar Taksim’de Camiye karşı olan ve şimdi de “Antikapitalist Müslüman” diye kendilerini adlandıran ve Cuma namazını orada kılana, meseleyi sadece yeşil pencereden seyreden çevreci guruplardan, militarist söylem ve eylemleri ile ülke gündemini zaman zaman meşgul eden marjinal oluşumlara kadar, sanatçılardan ve spor taraftar guruplarından tutun da, İşçi Partisi ve CHP’nin iştahlı desteklerine varıncaya kadar hepinizin yakından bildiği ve takip ettiği düşündürücü bir manzara! Getirilmek istenen aşama; Cumhuriyet mitinglerinin değişik halk katmanlarının katılımının sağlanarak ülke genelinde yaygınlaştırılması provaları gibi!
Bu konunun başlangıç aşaması oldukça masumane.. Bunda çoğunluğun hemfikir olduğunu düşünüyorum. Başlangıç aşamasında gösterilen kabul edilemez yanlış tepkimeler ve hatada ısrar anlayışı, vaktinde yapılması gereken akıllı müdahalelerin yapılmaması, yöneticilerin bariz basiretsizliğinden başka bir şey değildir. Olayları bu yanlış hamleler daha da tetikledi. Bunu fırsat bilenler, bu durumu ganimete çevirmek için elinden geleni ardına koyar mı? Asla! Nitekim öyle de oldu! Oldu ama, kurunun yanında taze yaşlar da aktı gitti!
İş masumane bazı taleplerden; Ak Parti ve Erdoğan’ın façasını çizmeye, onu yıpratma ve hatta dünya kamuoyu nezdinde suçlu yapıp, idam fermanını çıkarmaya dönüştürülmek istendi. Seçimlerin yakınlaştığı bir mevsime girilirken, bu ve benzeri pek çok hadise bizleri bekliyor. İktidar ve iktidar partisi, sanırım şimdiden atacağı adımların ve yapacağı hamlelerin önceden hesabını yapmaya başlamıştır. Buna mecbur! Bu kez toplum daha çok tecrübe kazanmış bir demokratik anlayış antrenmanlısı pozisyonunda.. Şimdi de; karşı ataklar, yumuşak fakat bir o kadar da kalabalık gövde gösterileri ve hamleler bizleri bekliyor! Umarım bıktığımız kaos ortamı tekrar hortlatılmaz!
Aslında mesele çok uzun tahliller gerektiriyor. Özellikle sosyolojik ve siyasi çıkarımların yapılarak bir yere not edilmesi lazım.
Tam da bu aşamada, doğrusunu söylemek gerekirse, muhalefet konumundaki MHP ve Sayın Genel Başkanı Bahçeli, olması gereken en doğru hamleyi ve tespiti yaparak kendi tabanı dâhil, aslında bütün ülke insanını rahatlatan itidal ve akıllı yönlendirme çağrı ve tavsiyelerinde bulundu. Doğrusu başta Hükümet olmak üzere, bütün kamuoyu, kendisine bir kez değil daha çok teşekkür etmelidir. Eğer o da kendi tabanını bu mecranın içine soksaydı.. Olabilecekleri tahmin etmek bile istemiyorum.
Teşekkürler Sayın Bahçeli!
Hepimiz; hakkın, hukukun, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün en koyu taraftarı takipçisi ve savunucusu olmalıyız. Kendimizi, kentimizi, ülkemizi ve insanımızı raydan çıkarmadan!
Şu hususu dikkatlerinize sunmadan yazıya son vermek istemiyorum.
Bu konu basit kapanabilecek bir meseleyken, neden gündemin ana konusu olarak uzadıkça uza/tıl/dı ve bu konu gündeme düşerken, hangi önemli konular bu vesile ile tabir yerindeyse “güm”e gitti?
Sevgi ile Kalın
akt
aktuncer-@hotmail.com