• BIST 83.744
  • Altın 582,11
  • Dolar 2,0885
  • Euro 2,8145
  • Adana : 32 °C
  • İzmir : 31 °C
  • Ankara : 32 °C

HDP Neden Kuruldu Asıl Amacı Nedir?

01.11.2013 19:24
HDP Neden Kuruldu Asıl Amacı Nedir?
Kürt siyasetçi ve yazar İbrahim Güçlü, Halkların Demokrasi Partisi'nin (HDP) Öcalan ve Kandil'in direktifiyle kurulmuş bir parti olduğunu söyledi.


 

HDP'nin ulusal solcuların ve Kemalistlerin bir projesi olduğunu ve Ergenekoncuların planlarıyla da bir örtüşme gösterdiğini belirten Güçlü, "HDP, Ulusal Solcu ve Stalinist bir partidir. Kürtlerin, Alevilerin, Liberallerin, İslamcıların partisi değildir." dedi.

Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) konuşan İbrahim Güçlü, Halkların Demokrasi Partisi'ni (HDP) değerlendirdi. HDP'nin kuruluşunun gündeme geldiği aşamadan itibaren, BDP içinde de huzursuzlukların baş gösterdiğinin kamuoyu tarafından bilindiğini ifade eden Güçlü, BDP içindeki tepki ve huzursuzlukların ise mahalli genel seçimlerde Türkiye'nin batısında HDP'nin ve onların deyimiyle Türkiye'nin doğusunda BDP'nin seçime katılmasına karar vermekle bastırıldığını belirtti.

Ama HDP'nin genel seçimlere tek başına girmiş olmasına karar verilmesinin, bu huzursuzluğa son vermiş olmadığını dile getiren Güçlü, bu huzursuzluğun, Öcalan ve Kandil vesayetinden dolayı bastırılmış olduğunu 'sağır sultanın' bile duyduğunu vurguladı. Çünkü bu kararın BDP'nin hayatına son verdiğini ve HDP, legal alanda BDP'liler ve Apocular için tek alternatif parti seçeneği olduğuna dikkat çeken Güçlü, bu konuda da 'gün doğmadan neler doğar' demenin yanlış olmayacağını kaydetti.

HDP'nin Kürtlerin bağımsız örgütlenmesine son verme stratejisi olduğunu savunan Güçlü, günümüzde de Kürt solcuları dışında Kürt liberallerinin, Kürt İslamcılarının da kendi bağımsız örgütlerini oluşturmaya çalıştıkları bir sürece girilmiş durumda olunduğunu söyledi. HDP'nin kuruluşunun, bu konseptin son bulması, eski çizgiye, Kemalistlerin Kürtleri örgütsüzlüğe mahkûm ettiği döneme dönmek anlamına geleceğini ileri süren Güçlü, HDP'nin aynı zamanda Kürt ulusunun kaderinin Türklere terk edilmesi projesi olduğunu ifade etti.

"Kürtler, kendi kaderlerini kendi iradeleriyle tespit edeceklerdir. Bu iradeleri de yapılandırdıkları, oluşturdukları örgütlerle olacağı dünyanın diğer milletlerinin tecrübeleriyle de açığa çıkmış bir sorundur." diyen Güçlü, şöyle devam etti: "HDP ise Kürtlerin kaderini Türklerin eline terk etme konsepti ve örgütlenmesidir.

Kemalist Türk ulus devletinin yaşatılmasının ve devam ettirilmesinin; Kürtlerin ikinci sınıf bir topluluk olmaya devam etmesi; Kürtlerin hükümranlık, iktidar olma, kendi kendini yönetme hakkının engellenmesidir. Bu yapılanma, Öcalan'ın, üniter Kemalist devleti savunmasına, 'Demokratik Cumhuriyet Tezine' tamı tamına uygun bir gelişmedir. Ama bu Öcalan'ın stratejisi değil bir derin devlet projesidir."

HDP'nin ulusal solcuların ve Kemalistlerin bir projesi olduğunu ve Ergenekoncuların planlarıyla da bir örtüşme gösterdiğini belirten Güçlü, "HDP, Ulusal Solcu ve Stalinist bir partidir. Kürtlerin, Alevilerin, Liberallerin, İslamcıların partisi değildir. Her siyasi çevre HDP'yi kendisine göre tanımlamaktadır. Bazılarına göre HDP Kürtlerin ve Türklerin partisidir. Bu tez yanlıştır. HDP, Türk rasyonelleri içinde kurulan ve beyni Türk olan bir partidir. O bakımdan Öcalan istedi diye HDP Kürt partisi olmaz. Sadece Kürtler, partinin tabanı, hamalı olabilir. Parti, karakteri gereği her şeyi araçsallaştırdığı gibi Kürtleri de araçsal olarak ele alıyor ve alacak.

HDP, Alevilerin de partisi değildir. Çünkü HDP tanrı tanımaz bir örgüttür. O zaman nasıl mezhepleri tanır." dedi.

HDP'nin demokrat ve liberal bir parti olmadığını ifade eden Güçlü, PKK'ya ve Öcalan'a yönelik bir eleştiri sahibi de olmadıklarını vurguladı. Öcalan ve Kandil'in direktifiyle kurulmuş bir parti olduğunun altını çizen Güçlü, şunları söyledi: "Bu parti Kandil'den beslenmektedir ve oradan finanse edilmektedir.

BDP'den bile daha bağımlı bir partidir. Bu nedenle de çıkarcı ve güdümlü bir partidir. HDP, İslamcıların partisi hiçbir zaman olamaz. Çünkü HDP, tanrı tanımazların partisidir. Bir hanım İslamcının, HDP'de lider sultası olmadığı için orada olduğunu söylemesi oldukça garip, anlaşılmaz bir durumdur.

HDP, tek lider, tek ideoloji, tek parti egemenliğini ve diktatörlüğünü savunmasına rağmen nasıl oluyor da lider sultasına sahip değil, bunu anlamak oldukça zor. Bu İslamcı da, 'Öcalan İslamcısı mı?' diye sormaktan kendimi alıkoyamıyorum. HDP'nin PKK'nın diktatörlüğünün ve cumhuriyetinin bir araçsal yapısı ve emanetçi bir örgüt olduğunu bize anlatıyor.

HDP, Kürtlerdeki çoğulculaşmanın, demokratikleşmenin, değişimin önüne geçme aracıdır. HDP, eski statünün korunması, Kürtlerdeki değişim, gelişme, demokratikleşme ve çoğulculaşmasının da önüne geçilmesinin bir barikatı, konsepti, planlı ve programlı projesidir."
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Erdoğan AYDOĞAN
02 Kasım 2013 Cumartesi 13:25
13:25
pkk ’ya tutunan radikakal sol;

Yaşananlar bir gerçeği yeniden doğruladı: Türkiye’deki radikal sol örgütler ve sendikal hareketler büyük bir hızla yutuluyor... Evet, etnikçi hareket, o örgütleri bölecek zannedilirken, durumun daha da vahim olduğu, söz konusu örgütlerin ‘yutulma’ riski taşıdıkları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor... Örgütlerin içinde var olan Kürtçü potansiyelin daha diri bir kimlik taşıması, yapıları PKK’nın güdümüne sokuyor...
Dikkat edilirse, dilleri, propaganda biçimleri, öncelikleri, hedefleri değişiyor... Büyük bir memur sendikasının yıllardır PKK taleplerini kendi talebiymiş gibi gündeme getirmesi, bu yolda ‘kapatılma’ tehlikesine hiç aldırmadan kararlılıkla devam etmesi bir gerçekti...
Radikal sol, dünyadaki genel erimeye paralel biçimde Türkiye’de de küçüldü... İnkâr edilemez bu olgu karşında, serpilen Kürtçü harekete tutundu... Kürtçü hareket, onlara göre daha dinamik ve geniş tabana sahipti... Geçmişte Alevi gençliği istismar ederek, bu tabandan militan devşirmeyi başarıyla gerçekleştiren marjinal solun, artık o kaynağı aynı derecede kullanamıyor oluşu, etnik bölücülerle daha fazla dayanışmayı mecburî hâle getirdi... Zaten var olan Marksist temelli ideolojik akrabalık, 70’lerin yadigârı yoldaşlık, bu işbirliğine ve karşılıklı geçişlere bir anlamda meşruiyet de kazandırıyordu... ‘Halkların kardeşliği’ni ’örgütlerin kardeşliği’ olarak okumak gerekiyordu!..
Fizyolojinin ilgi sahasına giren bir tür ‘simbiyotik’ ilişkidir bu... Yani her iki organizmanın karşılıklı yarar sağladığı durumdur... Bu ilişkide birlikte yaşamak şarttır... Bugün legal-illegal bir çok sol örgüt, bölücü organizmalarla ‘mutualizm’ denilen simbiyotik ilişki türevi ortaklıktan beslenmekte ve hayatta kalma mücadelesi vermektedir... Marksist solun bu ortaklıktaki payının günden güne azalması, bir tedbir arayışına veya uyanışa değil, tam tersine daha fazla bağımlılığa yol açıyor... Ayakta kalması için PKK’nın diri unsurlarından daha fazla faydalanmayı meşru gördükçe, aslında biraz daha yok olduğunu ya fark edemiyor ya da devlete olan ‘düşmanca’ tutumdaki ortaklık, zaten sınırlı olan objektif düşünme yeteneğini köreltiyor...
Seçimlerde oluşan ‘blok’lar, ‘emek’ gibi itiraz edilemeyecek ama gerçek niyeti gölgelemeye yarayacak faaliyetler, radikal solu itibarsız biçimde PKK’nın kucağına itiyor... 60’larda ve 70’lerin ilk yarısında solun himayesinde varlığını koruyan ‘etnik bölücülük’le Marksist sol arasındaki ilişki bugün tersine dönmüş durumda... Artık onlara şemsiye olan, gerektiğinde Meclis’e taşıyan, dün ‘korunması’, bugün ise ‘koruması’ gereken yoldaşları var... Üniversitelerde gelişen terörizme baktığınızda, bu ilişkinin ne boyuta ulaştığı çok daha belirgin bir şekilde görülmektedir... Yine PKK terörünün ‘şiddeti taviz koparma yöntemi’ olarak ‘açılım’ adı altında siyasî iktidara tescilletmiş olması, temelde şiddeti esas alan sol örgütler için PKK’yı ‘cezbedici bir model’ konumuna yükseltmiştir...
‘Karşılıklı yararlanma ilişkisi’ ancak bugünü izah eder, yarın için ‘garanti’ anlamı taşımaz... Bu örgütler, memur ve işçi sendikaları, dernekler, meslek odaları, şımaran ve büyüyen bölücü dalga karşısında ‘ortaklık’tan ‘marabalık’ düzeyine evrildiklerini, karşılıklı bağımlılığın ‘tek taraflı hizmet’e dönüştüğünü fark ettiklerinde belki de çok geç kalmış olacaklar... Bölünmeyle kurtulamayacaklar, yutulmuş olacaklar...
Kendisini ‘sol’ olarak niteleyen radikal legal-illegal örgütlerin PKK lehine itiraf edilemeyen seyrini çıplak gözle bile teşhis edebilirsiniz... Devletle kalan eski hesabı görme saplantısı ve sözde emek dayanışması, söz konusu örgütlerin hem mücadele yöntemini, hem de dilini PKK’ya ciro ettirmiş gibi... Elbette istisnaları var ama büyük çoğunluğun ve özellikle ‘sivil toplum kuruluşları’nın bölücülüğe nasıl lojistik sağladığı artık gizlenemeyen bir gerçek... Legal örgütlerin yönetim kademelerinde PKK eğilimli olanların gittikçe ağırlık kazanması ‘yutulma’nın derecesini gözler önüne seriyor... Radikal sol, ‘yararlanayım’ derken, yutuluyor...
95.7.150.40
Diğer Haberler
  • Vadi'de sürpriz transfer15 Temmuz 2014 Salı 09:46
  • Peygamber Efendimiz hakkında skandal yorum!13 Temmuz 2014 Pazar 15:23
  • Türkiye'den Gazze'ye yardım harekatı..13 Temmuz 2014 Pazar 14:59
  • Biz memleketi sokakta mı bulduk ki kime ne verelim!12 Temmuz 2014 Cumartesi 09:44
  • MİT Yasası'nda flaş gelişme10 Temmuz 2014 Perşembe 18:45
  • Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç yazdı..07 Temmuz 2014 Pazartesi 10:12
  • Tansu Çiller hastaneye kaldırıldı!07 Temmuz 2014 Pazartesi 10:10
  • Yasadışı telefon kayıtları Vali Coş’un elinde07 Temmuz 2014 Pazartesi 09:17
  • 'Ben Cumhurbaşkanıyım yollarla ne işim var'06 Temmuz 2014 Pazar 19:05
  • Slogan atan öğrencilere mahkemeden flaş karar05 Temmuz 2014 Cumartesi 12:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim