• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

"Hece taşları-Şiir dergisi" hakkında

29.05.2015 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

 

Sayın Tayyib Atmaca

HECE TAŞLARI-Aylık Şiir Dergisi

Genel Yayın Yönetmeni-İstanbul

 

Sayın Kardeşim

Genel Yayın Yönetmeni olduğunuz “Hece Taşları-Aylık Şiir Dergisi[1]” bizi buluşturdu. Memnun oldum, teşekkür ederim. Selam ve sevgiler sunarım. Arkadaşlardan sağlık haberini almıştım. Siz İstanbul’a gitmişsiniz, ben de Adana’ya dönmüşüm.

Bildiğin gibi, kitaplaşan şiirlerini, “Çukurova’da Şiir ve Şiirde Çukurova[2]” adlı antolojik kitabımda inceleyip yayınlamıştım.

Gönderini açtım ve inceledim, kutluyorum ve başarılar diliyorum.

Bir katkı olur diye sayfalar, şiir ve yazılar hakkında düşüncelerimi aktarayım.

Kendini beğenmişlik olsun istemem ama fikir beyanı incitmeden davete dönüşmeli.

Bir sohbet havasında söze girmeli ve akmalı. Bakalım hele, olacak mı?

*

Derginin sayfa düzeni, yazılar, renkler çok seçkin ve uyumlu. Güzel ve rahat okunuyor. Tasarımcı ve dizgiciyi kutluyorum. Bunlardan önce, böyle bir ekibi oluşturan kardeşleri tebrik ve takdir ediyorum.

 Sunum yazısı kısa ve özlü, amacı aktarıyor.

 Yetik Ozan, “kır çiçeği, sır çiçeği” demiş ve ne özlü söylemiş.

  Cumali Ünaldı Hasannebioğlu: Sana Söyler Gibi. Genel olarak şiirden ziyade, konuşma uslubunda. Ayrıca yöresel ağızla söylenmiş ifadeler/anlatımlar var. Bilinenler değil, tahmin gerekiyor. Metafor güzel, daha akıcı aktarabilir. Bir kılavuz fena olmaz.

Örnek:

“Niye yoksun burada” gidişin kalsın bana

Ne anka ne kafdağı bağışın kalsın bana

Bu hayatı üfle geç bir toz gibi havaya

“Nedir işi bunların” deyişin kalsın bana

 

Bilinen odur ki “yokluğa yerinir, varlığa sevinir” insan. Gidişin kalsın bana? Anka istemem, yani aşkın heyecanını, ateşini, kudretini istemem. Ankan’ın tamamlayıcı unsuru olan Kaf Dağını istemem. Yani zoru, zahmeti, hasreti, vuslatı istemem. Bağışın kalsın. Bunlar olmadan kimse bir şey bağışlamaz. Gayret ve sabır göstermeden, emek vermeden bağış olmaz. Eğer verilmiş bir şey varsa, “emanettir”, geri alınır. Oysaki aşk zeminindeki,’al-ver’de kişi pişer, olgunlaşır, oluşur, şekillenir, kendisi ve kendisinin olur.

Biliyorum yüreğin sezişin kalır benim

Benim için geceyi gezişin kalır benim

 

Net değil,bilemedim,tahmin edemedim.Yoksa yazım hatası mı var?

Konu bütünlüğü hakkında yapılacak sohbetlerde bilgilenince daha açık ve akıcı, şiirsel bir üslup doğacaktır. Kutluyorum.

 Talat Ülker: Ey Yar. Cehennem, sıcak ve ateşi; zemheri, kışın orta ve en soğuk zamanını çağrıştırır. Zıtların birliği ile vurgulu bir anlatım “alevden buzlar sarktı” etkili bir ifade. Ama insanın saçakları olmaz, etekleri, uzuvları olur bence.

Şiir; cenk meydanı olmaktan öte, daha çok bir aşk meydanı olarak bilinir, anlatılır. Ama âşık ile maşuk arasındaki “hamleler” “naz ve niyaz” olarak ifade edilmektedir. Âşık ve yar, bir mızrak atmaz da bir “nazar” eder, bir “ok atar” tir-i gamze hedefi bulunca, aşıkın dünyası şaşar. Aşkda korku yoktur. Eğer korkuyorsan âşık değilsin. Aşk korkuyu yener ve yok eder.”odu gül yapmak” güzel bir anlatım. Daha çok Kadiri tekke edebiyatında geçer. Kor ateşi-közü ağzında söndürür. Budur “gülü öpmek” hem de kırmızı gülü. İşte bu duyguda korkuya yer yoktur.

  Metin Özarslan: Nevi Şahsına Münhasır Bir Şair: Yetik Ozan. Şaire, düşünüre rahmet diliyorum. Eserlerine sahip çıkan erenleri selamlıyorum. Çok öğretici bir sunum. Kutluyorum.

Âşık Reyhanî -Âşık Firkati (Yetik Ozan) Atışması. Bir letafet deryasıdır. İç içebildiğin kadar, şifadır. Anlatımın rahat ve akıcı olması, konunun bütünlüğü ve bilgi bakımından; ders olarak işlenecek bir atışma örneğidir.

  Hasan Fahir Tan: S/Ayıklama. Sade bir anlatım, Şiir tınısı gelmemiş. Teşvik iyidir. Çapraşık bir anlatım.

Aklım da hep aklında; ne geçiyor kim bilir

Bu gidişle yakında oynamazsa iyidir

-Gözlerimse gözlüyor boşlukta bir hayali

- Kulak zarından olur kulak verse kul bana.

 

Mehmet Özdemir: Kartal Yuvası Sevdam. Kartal yüksekten uçar, buna uygun bir üslup ve imge. Kartal uçuyor, izliyoruz. Başarılar.

Durmuş Kaya: Öptüm Aşkın Gözlerinden. Böylesini daha işitmemiştim. Aşıkın gözlerinden öpülür ama aşkın öpüldüğünü duymadım. Aşk bir ruh halidir, cisim, beden değildir. Nesneler aşkı çağrıştırır. Aşk öper insanı, iksirini bırakır beynine ve yüreğine. Aşk rüzgârı savurur ve yakar, yalar yürekleri, gözleri.

“Ney dökülsün nağme nağme söylesin hicranımı”

Bilindiği gibi ney, bir kamıştır. Mevlana ile özdeşleşti. Aşıkın figanıdır. Buradan nağmeler dökülür. Yani “neyden dökülsün nağmeler, söylesin hicranımı”.

“Var mı aşkın pençesinden canlı çıkmak var mı ah” Evet vardır. Aşkın pençesinden canlı çıkılır da “sağ” çıkılmaz, mutlaka yarası, derdi olur.”Can” olmayınca zaten aşık “mevta”dır.

“Hasretinden kavrulurken zehredersin cânımı”

Hayat zehrolur, hasretten yürek kavrulur, hasret can alır.

Erdal Noyan: Son Savaşın Galibi. Derin bir metafor, kapısı, bacası kapalı, vuruyoruz açılmıyor. Vaktini bekliyoruz, bir haber çıkacak.

Bin Mecusî ateşi söner de tek damlaya

Ol şölenden geriye elde biraz kül kalır

- Yorulur sevda kuşu aşınır yeminleri

Anlaşılıyor ki bu şölen bir sevda şölenidir. Ama bu şölende kül kalırsa geride gül kalmaz. Oysaki vuslat vardır ve tekrarı gönle haz verir, ömre gün katar. Böyle bir şölenden kuru dudak, boş kucak, yangın bir yürek kalır. Hem Zerdüşt ateşi, yakıp yıkan, yok eden bir ateş değildir. O ateş, Eba Müslüm-i Horasaninin yaktığı ateştir, dillere destan, tarihe nişan.Emevi Devletini yıkan ve Abbasi Devletini kuran ateş.

Zerdüştün ateşi aşkın, sevginin ateşidir. Canlıyı yaşatan ısıdır, hayat işaretidir. Bu ateşle, meşale ile aydınlanır evren ve yürekler, akıllar.

Sönmez ve bitmez bir ateştir Zerdüştün ateşi. Odur Prometeosun Tanrılar katından çalıp insanlığa armağan ettiği. Simurg (Zümrüt-ü Anka) kuşu bunun işareti, remzi. Küllerinden yeniden doğup yaşayan ve insanlığa hizmet eden.

Zerdüşt din adamları olan ve som beyazlar giyinen Muğlar, Zerdüşt ateşini, nefsin havasıyla kirletmemek için burnunu-ağzını içine alacak bir maske takarak hizmet ederler bu ilahi ateşe.

  Nuri Peksöz: Söz. Yani Kelam. Herşeyin başı, her şeyden önce var olan Kelam. Kamil insana edebi ve rahmeti, hayrı ve hatta şerri öğreten kelam. Ama asıl olan nasihat ve duadır. Kâmilin gücü ve zırhıdır kelam. Bir söz insanın dünyasını karartır, çevirir zindana ve bir söz insanı ulaştırır rahmana. Öyle ise sözü bilip demeli, bileni dinlemeli. Şair bunu örnekliyor. Diline sağlık.

  İsmail Bingöl: Kardelen. Bingöl çobanları gibi söylemiş şair. Buna uygun bir imge Kardelen Çiçeği. Karın ve soğuk suların içinde renga renk açan Kardelen. Sevdadan mahçup, rengi kızarmış, yaşam dolu yemyeşil, yükseklerde açmış üstünde gök masmavi ve hasretten rengi solmuş sarı ve daha bakir, her şey doğal ve ter-u taze, körpe, rengi-ruhu bembeyaz.

  İsmail Göktürk (Aczî): Himmet Talebiyle-Nazire. Bir himmet ve hikmet şiiri. Ustanın, kâmilin izinde bir yolcu. Bir çağlayan ve ağlayan akıyor bir deryaya. İşte burda düşüyor dalgaya, bakalım gavvas olup inci çıkaracak mı? Yoksa bir yılan balığı mı getirecek?

Pir Nuri, imam olmuş ve meydan açmış, sevenler bir halka olmuş çevresinde. Saf olup uzaklaşmamış, çember olup ondan bir parça olmuş ve böylece halkayı tamamlamış. Saf durmak, başka ve ıraktır. Halka olmak, Hakka yaklaşmak ve birlik olmaktır. Bu dem, bu meydan, bu sohbet, duran canlar bir başkadır. Her biri bir gezegen, meteor, çekim gücü yüksek. İmam etrafında pervane, semah dönerek yükselir arşa.

Nefsi geride koymadan olmaz, ama bu dönem boşluk kaldırmaz. Bu nedenle bulan gelsin, hayran, kervan gelsin. Sultan ve Sultanlar Sultanı meydandadır zaten.

Bu meydan aşk ve sohbet, muhabbet ve hakikat, hikmet ve keramet meydanıdır. Bu meydan; kâmilin, arifin, zarifin meydanıdır. Gelene, bilene, durana Allah, eyvallah…

 Halit Yıldırım: Kabristanda Bir Bayram. İnsanın yolu tesadüfî olarak kabristana düşmez. Bu gidiş, bilerek ve insanidir, insana, kendisine saygıdır. Son gidiş mecburidir, şarttır, mukarrer ve mukadderdir. Hayr ile bir ömür sürmek nasip olsun ki mahcup olmayalım.

Şair bir hüznü, duyguyu dile getirmiş. Bunlar manzum öykülerdir.

  Dr. Seher Atmaca: Âşık Elesgerle Şemkirli Âşık Hüseyn Destanı-2. Azerbaycanda Âşıklık geleneği, Azeri-Türkçe lehçe ile anlatılmış. Türk dilinin ve kültürünün zenginliği, folklor unsurları dile gelmektedir. Eğitici, öğretici bir çalışmadır, kutluyorum.

  Mustafa Oğuz: Yâr Gazeli. Divan edebiyatı anımsatması. Ne var ki, ancak dar bir kadro bu zevke varabiliyor. Her şey değişti, bu arada birçok güzellik kayboldu. Ha gayret, Fuzuli, Bayatlı, Nedim usulü kasideler, divanlar yeniden dile gelsin.

 Mehmet Baş, İbrahim Sağır, güzel şeyler yazmışlar. Kalemlerine sağlık.

  Hüseyin Kaya: Buna Dünya Derler Hepisi Geçer. Bir deneme yazısı, rahat okunuyor, renkli temalar, kutluyorum.

  Mustafa Erkenekli: Müptela. Faklı imgelerle bir halı dokuyor, ipler, renk ve desenler farklı, bazısında gönye kaçağı var. Ama sonuçta bir söylem.”Aşkın sigarası”da ilginç bir tamlama.

 Temür Melik Dedekurt: Türk’ün Dileği. Bu dilek zorlu ve tarihteki bir dilek. Şimdi devran bir başkadır. Hem yasalarda “Türk”, Türkiye Devleti vatandaşının resmi adıdır. Yazıldığı gibi bir kavmin kültürünü, yaşama biçimini anlatmaz diyorlar. Bunların ikisi zıt şeyler, nasıl mezc edilecek acaba? ”Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür”. Yani şiirde yazıldığı gibi değilde, halkın yaşadığı gibidir. Yok, şair haklı ise, “herkes Türk” değildir. Bu bir siyasi söylemdir.

Mızrağımın ucu göğü çizeydi

Atımın nalları taşlar ezeydi

Düşman, korkusundan düşkün gezeydi

Hayretinden donduğunu göreydim

Şimdilerde tek tük araba atı ve bir de yarış atı var. Mızrağın hükmü geçti. Savaş değil, barış esas oldu, yaşama biçimi değişti. Artık talan yok, kan değil, ter dökmek zamanıdır. Duygular bizi bir döneme götürüyor. Güven ve inançtır insanı var eden. Hep birlikte, barış içinde yaşamak, yurdu savunmak, eşit ve özgür olmak, böyle bir vatana sahip olmak ve korumak ne güzeldir.

  Tayyib Atmaca: Yol Arkadaşı. Bir dost ile hasbihali var, manzum öykü, nasihat içerikli, ergin bir anlatım ve söylem.

  Mehmet Fatih Köksal: Gazel. Daha çok Noktacı, Hurufi, Bâtınilerin kullandıkları kelimelerle ve aruz şeklinde yazılmış divan şiiri. İyi ki sözlük eklenmiş. Bunun tadını bilenler, bilir. “Şeker deyip, şap yalayan/Ne bilir balın kadrini”. Meteforları ile Divan şiiri, günlük yaşamın dışındadır. Konusu; aşk, ızdırap, hasret ve metihtir. İşareti gözyaşı. Yar ile birliktedir, ama yara hasret dildedir. Gerçi, “yaşayalım, kam alalım dünyadan” denilmiştir, ama hep zevk-u sefa. Yani direnen, toplumsal sorunu terennüm eden bir deyiş çok nadir.”Sadabat şenlikleri” geride kaldı. Patrona Halil isyanı, III. Selimin katli ve II. Mahmut Sultan. Başladı Avrupa taklidi. Bu defa da Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, İçtihat, Sebil-ürreşad Dergisi ve diğerleri. İşte böyle. Bakalım Divan özlemi, daha nereye uzanacak. Söz güzel, ahenk güzel, bir de anlaşılsa diyecek yok. Diline sağlık.

Sevgili Tayyib Atmaca, işte böyle. Başarılı ürün hakkında düşündüklerim bunlar. Sonraki sayıların daha da zengin içerikli olacağını umuyorum. Yazı kurulunu ve ürün veren sevgili kardeşleri selamlıyorum. Hece Taşları Dergisinin uzun ömürlü ve taşlarının renkli olmasını diliyorum.

Selam ve saygılarımla.

Dr.Ömer Uluçay

Adana,21 Mayıs 2015

 

[1] Hecetaşları dergisi, Sayı:4, 24 sayfa, 2015, elektronik posta (hecetaslaridergisi@gmail.com)

Gönderme tarihi: 12 Mayıs 2015 Salı 21:25:36

[2] Dr.Ömer Uluçay: Çukurova’da Şiir ve Şiirde Çukurova, 2 cilt, Adana, Hakan Ofset, 2010, 900 s.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim