• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Hedefteki Adamlar!

11.02.2012 21:02
A.Kadir TUNÇER / Yazar

A.Kadir TUNÇER / Yazar

Analizini çok fazla yapmaktan haz almadığım siyasi konjonktürün iç ve dış yansımalarına ilişkin olarak, bazı değinilerde bulunmak istiyorum. Tabi olaylara bakıştaki isabetlilik oranlarını; bilgi, birikim, deneyim, mukayese, mantık, analitik bir perspektif kadar, durulan yer ve görülmek istenen murattaki basiret dediğimiz öngörü faktörleri büyük bir oranda belirler.

Son zamanlarda yaşanan hadiselerin arka plan mühendisleri, sınırlarımızın içinde rol alan aktörler tarafından oynanıyor gibi görünse de; asıl kuklacıların, sınırlarımızın ötelerinde bir yerlerde, ipleri kendi ellerinde diledikleri ve hedefledikleri gibi senaryolaştırmış, en ince makyajlama ustalıklarıyla kostümler giydirilmiş, gerekli yerlere gereken “sufle”ler verilerek, oynanması gereken oyunlar sahnelenmeye başlanmıştır. Aslında yeni, yeniden oynanıyor gibi sahnelenen oyunlar; mesaj yüklü eski versiyonlarından pek de farklı değiller.

Oyuncular değişse de, oyun kurucular hep aynı oldu.

Hadiselerin müsebbib-ül esbabına, kısacası arka planına bakmak gerekir? Birey ve toplum olarak, fotoğrafı vatandaşa istedikleri amaç doğrultusunda okutmak isteyenler, arka bahçede ise, aynı fotoğrafa başka anlamlar yükleyerek, asıl mesajlarını iletmektedirler.

2002 Yılından beri gelinen siyasi süreçte, kimilerine göre olumsuz, kahir ekseriyete göre olumlu pek çok şey yaşandı. Bir zamanlar “Bin Yıl daha Sürecek” denen süreçlerin yıldönümlerine yaklaştığımız “iz bırakan”dan da öte olaylar da dahil buna.. Meseleye sokağın içinden, pencereden hatta varsa balkondan değil, mümkün olabildiğince damdan bakmaya çalışalım. Daha net bir perspektif yakalamak adına..

Yaşananların kısa ve kaba başlıklarını yazmaya kalksak dahi, bir kitap hacmi kadar bir alana ihtiyaç duyabiliriz olumlu olumsuz tespitleri dizmek için.. Hafızamızı kısa bir film şeridi gibi hızlı bir geçiş moduna sokarak, geçmişte yaşanan ve sizin için önemli gelen hadiseleri şöyle bir düşünün! Sonra da bir yandan; Oraj, Çarşaf, Sakal, Kafes, Ay ışığı, Sarıkız, Eldiven, Yakamoz, Balyoz, E- Muhtıra darbe girişimleri, Yasama/Yürütme/Yargı Kuvvetler ayrılığının kendi içlerindeki içler acısı savaş naraları ve salvoları, bir yandan, terör yapılanmalarının farklı alanlarda, özellikle KCK şemsiyesi altında yapılandırılmak istenen ulusal ve uluslar arası oluşum çalışmaları ve tuzakları, öneri ve çözümlemelerden fersah fersah uzak bir muhalefet karşısındaki “cin” gibi bir hükümet anlayışı ve Erdoğan fenomeni!

Hepsi bir yana.. Bana göre, “oyun kurucular” açısından rektifiye edilmeyecek meseleler değildi bunlar. Bütün işler çözümlenebilirdi. Ta ki Mavi Marmara gerçeği Ak Deniz’in derin sularından dünyanın semalarına doğru irtifalar kazanarak, bütün dünya halklarının gözü önünde, Siyonizm ile yaşanan uzun soluklu bir maçta, uzun sayılabilecek bir zamandan beri, ilk kez İsrail Yönetimine, tarihin altın sayfalarına not düşülecek “Dokuz Muhteşem” gol atılıncaya kadar! İşte kırılma noktası ve gelecek elli, hatta yüz yıl sonrasına ilişkin planlar ve stratejiler yeniden oluşturulmaya başlandı. Artık Miladın adı: “Mavi Marmara’dan öncesi/sonrası”dır! Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilme serüveni aşamasında, referandum, parti kapatma entrikaları ve son seçimler.. Dahası Mit gibi çok önemli bir figürün başına getirilen isim olan Hakan Fidan’ın, daha ismi telafuz edilirken bile tahammülsüzlük gösteren ve bunu açıkça, pervasızca dünya kamuoyuna deklare eden bir İsrail Hükümeti düşünün.. Çırası Ak Denizi’in mavi sularında yanan daha sonra kıvılcımıyla; Kuzey Afrika’da tutuşmaya başlayan Arap Baharı, Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler ve sınırlarımızdaki değişim hareketleri.. Her satırı için ansiklopediler yazılabilecek kadar derinliğe sahip konular ve tarihimizin önemli dönemeçleri..

Sayın Gül, 2012 mesajında; “2012 Yılı çok zor geçecek!” demişti. Çok şeyin bilgisine sahip bir makamın “emanet”çisi olarak!

Baş döndüren böylesi bir trafikte, sizce meselenin asıl hedefinde kim/ler var?

Bütün mesele: Türkiye’nin kendi içindeki muhalefet/İktidar çekişmesinden de öte, Türkiye’nin İsrail’e attığı gollerle alakalıdır!

Dehlizlerin ve menfezlerin efendisi olan bir toplumun ve anlayışın mimarları, kendilerine göre “soylu amaçları için her yol mübah” olan bir anlayışın sahiplerinin; yedikleri gollere karşı gol atmadan durmak isteyeceklerini, kabulleneceklerini düşünmek, kelimenin en basit haliyle aptallık olur! Onlar da her fırsatta gol ve/ya da goller atmaya çalışacaklardır!

Netekim, atmaya da çalıştılar.. Hem de tanıdık gelen manevralarıyla.. Netekim kendi kalemize gol attığımız anlar da oldu! En yakın yediğimizi söyleyeyim: Uludere!

Yemek üzere olduğumuz bir hamle de; İsrail’in istemediği Mit Müsteşarını bizim yememizi istemesi. Kelle avcılığı taktik değiştirdi!

Yaşanan pek çok şeyin odağında hem korku hem de hedef olarak oturtulan en önemli kişiler konumundaki Hakan Fidan’ı harcamak, Erdoğan’ı gelecek yıllarda ne pahasına olursa olsun Cumhurbaşkanı yapmamak, dahası “Türkiye’yi, her türlü ulusal ve uluslar arası zeminlerde itibarsızlaştırma mücadelesi” olarak görülmektedir. Bunun için her yol, Tel Aviv ve Paris hattından geçerek, Londra, Bonn merkezli bir güzergâhla, Washington’a gidiyor!

Adana’dan da, Ankara’ya “Aman Dikkat!” gidiyor!

 

Sevgi ile Kalın..

akt

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
hüseyin agus
18 Şubat 2012 Cumartesi 07:35
batinin büyük tuzagi
Seyyid Kutup “Biz Müslüman mıyız? ” adlı kitabında şöyle diyor: “Papalardan biri Vatikan’daki bütün keşişleri, kardinalleri davet etmiş, onlardan Vatikan ve Hıristiyanlık için fazla bir masraf çıkarmayacak bir şekilde İslam’ı yok etmek ve din meşalesini söndürmek için görüş belirtmelerini istemiştir. Bu amaçla bir çok komisyonlar kurulmuş, görüş sahipleri tarafından çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Onca görüşler arasından bütün keşişlerin, kardinallerin ve bizzat papanın kabul ettiği görüş şu olmuş ki, İslam’ı ortadan kaldırmak için en güçlü silah ve en masrafsız program Müslüman kadın ve kızları İslami hicaptan ayırmak, kadın ve kızları özgür bir şekilde sokak, pazar, genel taşıtlar, parklar, sinemalar, idareler, ticari merkezler, tiyatrolar ve sosyal merkezlerde erkeklerin ve gençlerin ulaşabileceği bir şekle sokmaktır.
huseyin agus
18 Şubat 2012 Cumartesi 07:28
hicap ve iffet
Güzel yüzlü genç kızlar ortada görülmedikleri zaman, onların temiz ve masum yüzleri halkın gözleri önünde olmadığı zaman, heva ve heves ateşleri, istek ve içgüdü alevleri bir milletin temizliğini yakmaya ve bir memleketin manevi binasını bozmaya kalkışamaz.

Genç erkekler, kız ve kadınların süs ve ziynet cevherini, nazını ve işvesini, sokak, pazar, park, cadde, mağazalar, hastaneler, idareler ve ticari merkezlerde görmedikleri zaman; namahreme bakma, heves ve kız peşinde koşma, insanların namusuna tecavüze yeltenme, geri zekalılık, sinirleri bozma, erken buluğa erme, mastürbasyon, eşcinsellik, zina, dağınık düşünceler, hüzün, endişe, ders okumaya rağbet göstermemek, aşk peşinde koşmak, ruhsal hastalıklar ve nihayette de insani güçlerin heder olmasına maruz kalmazlar.

Bu esas üzere söylemek gerekir ki, kadın cinsi için örtü ve hicap farz bir emirdir ve kesin bir görevdir. Şüphesiz bunu inkar eden bir kimse, örtünün İslam’ın zaruriyattan olduğunu ve Allah’ın Kur’an'daki bir emri olduğunu bildikleri takdirde kafirdir ve İslam'ın çizgisinden çıkmış sayılır.

Bu özelliklerle hicab ve tesettürü inkar eden bir genç, Müslüman bir kızla evlenemez. Zira bu evlilik batıldır. Onlar arasında okunan nikah akdi faydasızdır, bu kadın ve erkeğin ilişkisi iki namahrem insanın ilişkisidir. Çocukları nameşrudur ve amelleri de zinadır.

Bu özelliklerle hicap ve tesettürü inkar eden bir kız da Müslüman bir gençle evlenemez. Zira aynı hükümler onun hakkında da caridir.

Hicab, vakar, şahsiyet, keramet, asalet ve kadının azametini korumakta ve eşi için güzelliğini ve faydalarını dokunulmaz kılmaktadır. Kadın tesettürlü olduğu halde ilmi derecelere ulaşabilir, kemal ve faziletler yolunu kat edebilir. Hicabın kadın için gelişim ve ilerleme yolunda bir engel teşkil ettiği düşüncesi şeytani bir vesvesedir. Yağmacı sömürgecilerin, namus hırsızlarının, doğu ve batı ülkelerindeki şahsiyetsiz insanların ortaya attığı yanlış bir düşüncedir.

Ailenin sıcak ortamı, kadın ve erkeğin ilişkilerinin güçlenmesi, hayatın devamı, insanların kalplerinin huzur içinde oluşu, erkeğin kendi kanunu ve şer’i eşine aşk ve ilgi duymasının kalıcı oluşu, ev ve aile teşkili, erkeğin eşine güvenmesi ve benzeri birçok konular, ülkedeki kadınların örtüsüne ve erkeklerin kendi kadınları dışında diğer kadınların süs, ziynet ve yüz güzelliğini görmemesine bağlıdır.

Erkekler eğer toplumsal tüm alanlarda kolay bir şekilde kadınlara ulaşabilme imkanına sahipse, kendi eşlerine sevgi ve bağlılık içinde olmasının hiç bir garantisi yoktur. Nefsani isteklerin, heveslerin ve şehvetlerin tahriki onları hayattan soğutacak ve aile ocağını yıkmak için bir kazma görevini yapacaktır.

Hicapsızlığın, kötü örtünmenin, kadının özgür bırakılmasının sayılamayacak kadar bir çok zararları vardır.

Şimdiye kadar kadının örtüsüzlüğü ve tesettürsüzlüğü, milyonlarca erkeğin sapmasına, başkalarının günaha düşmesine, ailelerde boşanma canavarının ortaya çıkmasına, erkeğin evli kadına aşık olmasına, meşru olmayan ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Yahudi ve Hıristiyanların istediği gibi bir çok kadın ve erkeklerin İslam'ın melekuti alanından ve dindarlıktan uzaklaşmasına sebep olmuştur.

Örtüsüzlüğün temelini atanlar bile bu konudan usanmış durumdadır ve bu örtüsüzlüğün etkilerinin son asrın uğursuz etkilerinden olduğunu dile getirmişlerdir. İran’da aile düzeni oldukça sağlam, güçlü, haya, iffet, vakar, edep, iman, takva üzere kuruludur ve de çok azı dışında boşanmayı ortadan kaldırmıştır.

Batılı sömürgeciler; serseri bir seyyar satıcı, aşağılık bir cahil, hain bir pislik, kötü bir vatan satıcısı olan Rıza Han adında birisi vasıtasıyla Kur’an'ın emrettiği tesettür ve örtüyü birçok yasakladığı zaman, ev ve aile düzeni başka bir şekle büründü. Boşanma rakamları hızla yükseldi. Öyle ki o soysuz hanedanın hükümetinin son yıllarında her ay, altı ila yedi bin aile boşanmak için mahkemelere müracaat etmiştir. Evli genç ve erkekler hanımsız kalmış, evlenen kadınlar eşlerinden ayrılmış ve her iki grup da evlilik bağlarından kopmuş bir şekilde topluma karışmışlardır ve böylece de fesat ve fitne sofrası toplumda açılmış, toplumda yayılmaya başlamıştır.
soayal medya
17 Şubat 2012 Cuma 20:47
nato füze savunma sistemi
ABNA- NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, NTV Brüksel muhabiri Güldener Sonumut'un sorularını yanıtladı.

Rasmussen, Türkiye'de de konuşlandırılması beklenen NATO'nun füze savunma sistemiyle ayrıntıların ABD'nin Chicago kentinde konuşulacağını vurguladı.

Rasmussen, füze savuna siteminin kendi topraklarında bulunmasını Türkiye'nin talep ettiğini dile getirdi.

ABD'nin kendi savunma sistemiyle NATO'nun füze savunma sistemine büyük bir katkıda bulunduğunu belirten Rasmussen, sistemin NATO üyeleri arasındaki son dayanışma örneği olduğunu belirtti.

Soğuk savaş döneminde Türkiye'nin Rusya'nın komşusu olarak önemli bir rol oynadığını hatırlatan Rasmussen, "Türkiye bugün de önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Bizim Kosova, Afganistan ve son olarak da Libya'daki operasyonlarımıza çok önemli katkıda bulundu" diye konuştu.

Rasmussen, İzmir üssünün NATO'nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı olacağını da söyledi: İzmir'de güçlü bir kara kuvvetleri komutanlığı kurulmasına karar verdik burası hem Türkiye hem NATO için önemli bir üs olacak.

Suriye konusunu NATO konseyinde tartıştıklarını hatırlatan Rasmussen, "Herhangi bir müdahale niyetimiz yok. Suriye halkının istekleri göz önünde bulundurulmalı" dedi.

Rasmussen sözlerini şöyle sürdürdü:

"NATO'nun 5. Maddesi en önemli görevlerden biridir müttefiklerden birine saldırı hepsine saldırı anlamını taşır.

Öncelikle bu vesiyle Türkiye'ye NATO'ya katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Türk liderlerle NATO'nun bundan sonraki politikalarıyla ilgili konuşacağım.

Chicago'da çok somut sonuçlar olacak Afganistan konusunda belli adımlar atılmasını bekliyorum. 2014'ü konuşacağız sorumluluğu Afganlara bırakacağız. Afgan güvenlik güçlerinin eğitimine katkıda bulunacağız operasyonumuzun önemli bir bölümünü askerlerin eğitimi oluşturucak."
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim