Hukuk Devletinde Başbakan’ın ''Yedirmeme Yetkisi'' Olamaz

Herşey ‘‘Tayyip Erdoğan’ı yedirmeyiz’’ muhabbetiyle başladı, arkası çorap söküğü gibi geldi.
Şimdi kimse kimseyi yedirtmeme kararlılığında.
Son olarak Başbakan Erdoğan aynı sözü Adana Valisi Hüseyin Avni Coş için sarf etti ve valiyi yedirmeyeceğini söyledi. ‘‘Valimizi yedirmeyiz’’ dedi Erdoğan.
Ne yapmıştı Coş?
10 Kasım törenlerinde kendisini protesto eden yurttaşı parmağıyla işaret ederek ‘‘Gavat’’ diye bağırmıştı. Gavat, kadın pazarlayan, kendi kadınını pazarlayan erkek anlamına geliyor. Yani, bir vali protestoculara küfür ve hakaretle karşılık vermişti. Bununla da kalmamış, adeta bir sömürge valise gibi ‘‘Buraya getirin’’ talimatı vermişti.
Dünyanın hiçbir ülkesinde bir bürokratın yurttaşlara hakaret hakkı yoktur. Haksızlığa uğradığını düşünüyorsa, hukuk yollarına başvurabilir ama küfür edemez.
Burada sorun sadece Vali’nin protestocu yurttaşa küfür hakkını kendisinde bulması değil, Başbakan’ın hukuk dışı yollarla yurttaşlar hitap eden bir bürokratın arkasında durma hakkını kendinde görmesi.
Başbakan, demokrasilerde sandık yoluyla iktidara gelir ve hukuk kurallarıyla kuşatılır. Hukuk dışına çıkılması durumunda, başbakanların yedirme veya yedirmeme gibi bir yetkisi yoktur. Hukukun gereğini yapma görevi vardır.
28 Şubat döneminde bir generalin merhum Necmettin Erbakan’a kameralar önünde ‘‘pezevenk’’ demesiyle, bir valinin aynı davranışı bir yurttaşa yapması arasında hukuk açısından bir fark yoktur.
28 Şubat askeri rejimi o general hakkında işlem yapılmasına engel olmuştu. Ama bugün ileri demokrasi noktasına geldiğimizi, hukuku bağımsız kıldığımızı iddia ediyorsak, bir bürokratın bir yurttaşın kişilik haklarını çiğnemesi konusunda taraf olmamanız gerekir.
Bu ülkede hukuk, idari yaptırım Başbakan’ın keyfine, bürokratı yedirip yedirmeme niyetine göre işleyecekse, demokratik hukuk devletinden söz etmek mümkün olmaz.
Hem ‘‘devletin sahibi millet, biz hizmetkarız’’ diyeceksiniz, hem de devletin sahibine yönelik ağır küfür ve hakaretleri gerçekleştirenleri koruyup kollayacaksınız.
Askeri vesayet döneminin keyfiliğini sandık yoluyla işbaşına gelenlerin keyfiliği almış durumda.
Toplumdaki rahatsızlık ve gerilimin bir diğer nedeni de bu tarafgir tutum zaten. İnsanlar sadece yaşam tarzlarına yönelik gördükleri uygulamadan rahatsız değil. Hukukun adamına göre uygulanmasından, kimi kişilerin ‘‘Yenilebilinir’’ kimilerinin ise ‘‘Yenilemez’’ olarak görülmesinden rahatsız.
Şike davası bu uygulamanın açık bir örneğiydi. Beşiktaş Teknik Direktörü Tayfur Havutçu’yu bile tutuklayan sistem, Erdoğan ailesine yakın isimleri koruyup kollamıştı.
Başbakan Erdoğan, Aziz Yıldırım’ı yedirtmiş, başka kişileri ise yedirtmeme yolunu seçmişti.
Toplumsal algı, Başbakan Erdoğan’a yakın duran kişilerin eylemleri ve bunların sonuçları ne olursa olsun, ‘‘yedirtilmeyeceği’’ yönünde. Yani, eylemleri suç oluşturuyor olsa bile, hukuk önüne çıkmaları hesap vermeleri engelleniyor. Bir çeşit klan sistemi, ‘‘Reis’’ kararı verince kolluk güçleri, yargı bu kararın peşi sıra gidiyor.
Gezi olayları sırasına protestoculara en olmadık yöntemlerle müdahale eden polisi de ‘‘yedirmeme’’ kararı almıştı Başbakan Erdoğan, sonucu hep beraber gördük. Ölen, kör olan hiçbir gencin canının hesabı yargı önünde sorulamadı, sorulmak zorunda kalanlar da sarsaklandı.
Kopenhag kriterleri yerine Ankara kriterleri konulmasının en açık tehlikesi de bu. Uluslararası standartın yerini yerel standartın alması, hukukun üstünlüğünün yerini, güçlü ve etkili isimlere yakın olmanın alması.
Çağdaş medeniyet seviyesini ‘‘yemek’’ üzerinden muhabbetle yakalamak imkansız görünüyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












