• BIST 77.779
  • Altın 128,216
  • Dolar 2,9858
  • Euro 3,3067
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Huzurun başkentinde kanın mistik havası

20.05.2015 08:08
Huzurun başkentinde kanın mistik havası
Sedat Memili söyleşisi

HUZURUN BAŞKENTİNDE KAN’IN MİSTİK HAVASI

KIZILAY ADANA ŞUBE BAŞKANI RAMAZAN SAYGILI: EV SAHİBİYİZ… HAYIR DİYORSANIZ KİRA ŞARTLARINI GÖRÜŞELİM.

 

İNSANDAN KANA…

Tanrı kainatın sahibidir; Bu sahipliği tanrı adına yürütecek birileri olmalı. O da hükümdardır. Tanrı, egemenliği ve adaletini hükümdar adına uygular. Gelin görün ki Tanrı’nın yeryüzü temsilcisi olan hükümdar, yaşlanınca, dişleri dökülür, yüzü kırışı ve gücü kaybolur. Ölünce Tanrı’nın huzuruna çıkacak olan hükümdarın yaşlanmasına izin verilmez ve hükümdar genç iken törenle kurban edilir. Onda var olan Tanrısal ve Mistik gücün simgesi olan kanı, birer damla olarak en yakınlarına ve devletin ileri gelenlerine içirilir. Böylelikle, genç hükümdardaki güç, kanların aktarımıyla, ardıllarına geçmiş olacaktır.

İlk çağlardaki insanların inançları böyleydi.

Sonradan hükümdarlar, kendi adlarına kurban olacak esirler ve gönüllüler bulmaya başladılar ve ilk kez tek tanrılı din olan Yahudilik ile birlikte kutsal kitaplara “Koç Kurbanı” olarak geçmiştir.

Mitoloji ve inançlarda bu tür törenler Kan ile ilgili ritüeller olarak anılır.

Konu ne olursa olsun, kanın ilahi bir gücü olduğuna inanılır.

Biliyorsunuz inançlarımızda her ne kadar bazı kesimler tarafından eleştirilip yasaklansa da kurban kanı alnımıza sürülür. Bu binlerce yıllık gelenek ve inanışın günümüze ulaşmış şeklidir.

 

HIRİSTİYANLIK KANIN SUYA DÖNÜŞÜMÜDÜR

 

Hatta konumuz olmadığı için detaylarına girmeyeceğim, Kan ile ilgili ritüellerin zorluğu nedeniyle Hıristiyanlık, Yahudilerden çok, putperestler arasında gelişmiştir. Kan ile dine alınmanın yerini su ile dine alınma almıştır. Yani Sünnet yerine su ile vaftiz geleneği…

Kan kendi kültür ve günlük yaşantımıza öylesine girmiştir ki, sadece bu konuyla ilgili üretilmiş kelimeler, atasözleri ve deyimleri alt alta yazsanız bir kitap çıkar.

İçinde “Ateş” ve “Kan”ı içermeyen hiçbir inanış gelmemiştir yeryüzüne.

İnsanın yaşamı, inanışı ve kültürünün öylesine önemsediği bir değeri düşünün ki, Kızılay’dan başka hiç kimse alnı açık bir şekilde isteyemez.

Ve bir damlası için onlarca kişinin yaşamına kıyılan kanı koşarak Kızılay’a veriyoruz.

Kilise’nin kelime anlamı “Taş, Kaya”dır; yani temeli öyle sağlam ki kayalar üzerine kurulmuştur. Cami’nin temeli “Cemaat”tir… Bu yüzden varlığı sonsuzdur; üç kişinin olduğu yer Cemaattir, Camii’dir; bu yüzden Milli Marşımız “Sönmeden en son ocak” der.  O en son ocak, hem devletimizin varlığı hem de cemaatin varlığıdır. = en son ocak tükenmeden ne devlet ne de cemaat son bulmaz.

KIZILAY’IN TEMELİ İNSANLAŞMADIR…

Kızılay ise insanlaşma temeli üzerine kurulmuştur. İnsanlaşma kendi içinde, yardımlaşma, paylaşma, destek olma… gibi insana ait bütün oluşumları kapsar. Bu nedenle, varlığımızın temeli olan Kan’ı Kızılay’a veririz…

Namusumuz, bayrağımız, vatanımız için verdiğimiz tek değeri Kızılay’dan esirgemeyiz.

Ramazan Saygılı, bir arkadaştır, dosttur , değerli bir insandır. Ben geçmiş dönemlerde de Kızılay Başkanları gördüm… Kızılay ile o kişileri aynı kefede düşünmekte hayli zorluk çekerdim.

Kişiler bulundukları mekânın temsil ettiklerinin sıfatını taşırlar… Bankada mudi, markette müşteri, vergi dairesinde mükelleftir… Bu kişi küçücük yeğenin anaokuluna gider orada “Ali’nin amcası” veya dayısıdır. Koca Vali, oğlunun okuluna gitse derler ki, “Mehmet’in babası” geldi. Kişi, içinde bulunduğu bu sıfatların hakkını vermelidir.

Kişinin kendi kirlenebilir… Bu onun kişisel sorunudur, ama kişi temsil ettiği kurumu kirletemez; buna hakkı yoktur.

YARDIM ERDEMSİZLİK; PAYLAŞMA ERDEMDİR…

Adil ve erdemli kişi, hem kurumunun erdeminden yararlanır hem de erdemini kurumla paylaşarak onu biraz daha yükseltir.

Sayın Saygılı’yı gıyabında tanıyordum ama yüz yüze tanışmamız beş yıl öncesine dayanır.

Sonra değişik zaman ve mekânlarda yolumuz kesişti. Kızılay’ın bir başkanı olarak gözledim ve şu izlenimi edindim.

Oldum olası, yardım etmenin (beklentiler ve sonuçları açısından) bir erdemsizlik olduğunu düşünürüm.

Yardım eden, bilinçaltında yardım ettiği kişinin minnet duygusunu teslim aldığını düşünür. Onu her gördüğünde ettiği yardımın karşılığında bir minnet duygusunun gösterilmesini bekler.

ZEKAT YARDIM DEĞİL PAYLAŞMADIR…

Mesela Camii önünde dilenciye sadaka veren kişi kendi zihninde cennetin kapısını araladığını düşünür; sanki cennete rüşvetle giriliyormuş gibi…

Veya adamın ekonomik durumu iyidir, yeğenine bir kaportacı dükkânı açmıştır. Cemaat veya aile içerisinde sandalyesinde kaykılır, süklüm püklüm bir kenarda oturan yeğenini göstererek: “İşte bizim yeğen, sokakta kalmasın diye bir dükkan açtık… Nassılsıın Yeğen” der küçümseyici tavırlarla, yardım edilen de “İyilik dayı” veya “emmi”.

İşte eğer konu yardımsa, yardıma muhtaç kişi, kendisine yardım edenin bu küçültücü tavrı ile karşılaştığında minnet duygusu göstermekten yorulur ve bu yorgunluk öfkeye dönüşür. Bu nedenle bazı insanlar iyilik ettikleri zaman kötülük görürler. Oysa o kötülük sürekli minnet duygusuyla yüzleştirilen insanın içinde biriken öfkesinin sonucudur.

Ve yine bu nedenle yardım etme amacı eğer minnet duygusu veya beklenti içeriyorsa bence erdemsizliktir.

İslam inancı, yardımı değil, paylaşmayı önermiştir.

İslam inancı yardıma karşıdır; Zekât bir yardım değil, paylaşma anlayışıdır.

Bu yüzden aleni yapılan destekleri inancımız reddeder.

Zekât veren, zekat alandan kötülük görmüş müdür? Sanmıyorum. Çünkü zekâtta, bir minnet duygusu teslimiyeti veya bir beklenti yoktur.

Bu konuya girmemizin nedeni şudur; bir çok mekanda Sayın Ramazan Saygılı’nın şahsi destek ve paylaşımlarını duyarım. Kendisinden bu konuda tek cümle ve haber duymadım.

Varlığını paylaşan, varlıkların paylaşıldıkça çoğaldığına inanan, mütevazı bir insan.

Sık kullandığım bir terim vardır: “Boş başak dik olur…”

Adana Tarihi, ülke siyaseti, uluslararası ilişkiler, tasavvuf gibi birçok konuda engin bilgisi olan Ramazan Saygılı ile bu Cumartesi Günü “Huzurun başkenti” olan Ulu Cami Külliyesinin içindeki Ziya Paşa Parkı’nda buluştuk.

Akdeniz Mehteran Takımı’nın Keyifli konserinden sonra, Kızılay’ın Gölgesi’de oturduk.

Sayın Vali yardımcımız Azmi Yeşil, Adana’ya henüz atanan Vakıflar Bölge Müdürü Recep Kafes ile sohbete başladık. (Konuyla ilgisi olmayan bir not. Sayın Vakıflar Bölge Müdürü Adana’yı henüz tanımadığından bilgi edinmek için yanlış kılavuzlar seçmiş olabilir. İnşallah uyarırlar. Kendisine iyilik olur.)  Sayın Kafes, ben henüz gelmeden Kızıla’a kan vermiş.

Kızılay Kan Toplama Aracının gölgesinde kaldırımda oturarak yapılan sohbetin tadına doyum olmadı.

EV SAHİBİ MİYİZ? KİRACI MIYIZ?

Şimdi Sayın Ramazan Saygılı bana birkaç şey anlattı.

“Bu topraklarda en önemli iki tarih vardır. Birincisi, 1071’dir, ikincisi de Çanakkale Savaşı’dır. Ben kanın ne olduğunu bilen bir hayattan geldim. Anadolu’muz oldum olası bir çok yangına maruz kalmış ama her seferinde kendi küllerinden kendini yeniden oluşturmuştur. Yüz yılımızın başında da Haçin’de (Karaisalı)  acılar yaşana gelmiştir. Eğer yangı diye nitelersek o yangının külleri üzerinde yeni bir kasaba ortaya çıkmış. O yıllar, Ermeni komşumuz, bize gelip diğer Ermenilerin saldıracağını söyledi. Bakın şu ironiye, Ermeni komşularımızın saldıracağını bize diğer Ermeni komşularımız haber veriyor. Dedem, babamı ve bizleri alıp başka yere götürüyor. Ama teyzelerim kendilerinden o kadar emin ki. Gitmiyorlar. Bu anlaşılmaz acıların sonunda 4 teyzemi ve dedemi şehit olarak veriyoruz.

Toprak nazıl kazanılır? Nasıl Kaybedilir? Hangi bedeller ödenir iyi bilirim. Sadece kitaplardan değil, hayat iyi bir öğretmen oldu.

Şimdi bu gelişmelere bakıyorum. İnsanlara dedim ki gidin Çanakkale’ye gidin. O huzurlarında secde edilecek şehitlerimize gidin: kim orada dedesini görüyorsa bu ülke onundur. Bu ülkede dedesi orada yazılı olanlarla birlikte ev sahibiyiz. Biz size ev sahibi diyoruz. Ama siz ev sahibi olduğunuzu düşünmüyorsanız, o zaman buyurun kira kontratının koşullarını konuşalım.”

Sayın Saygılı, bizi mistik dünyanın kıyısında dolaştırdı, kendisine teşekkür ettik. Bu konuya yine döneceğiz…

Saygılı’nın Adana Medya Gazetesi okurlarına selamı üzerimde kalmasın…

 

 

                

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim