• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Huzurun kodları nerede saklı?

24.10.2011 09:48
A.Kadir TUNÇER / Yazar

A.Kadir TUNÇER / Yazar

Öncelikle; başta deprem gerçeği olmak üzere, yaşanan musibetlere ilişkin olarak, bütün insanlarımıza başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar, yakınlarına sabr-ı cemil temenni ediyorum. Bir acıya ilişkin tespitlerimizin mürekkebi kurumadan, başka bir acı gerçekle karşı karşıya kalabiliyoruz.. “Ey sabır! İçin acı dolu olsa da; iyi ki varsın! Diyorum.

 

İzniniz olursa; Van depremi öncesi yaşadığımız ve hala süregiden, insani ve vicdani depremlere dair bazı tespitlerimizi sizlerle paylaşalım..

 

Musibetlerle haşir neşir oluşumuz; insan ömrü açısından, oldukça uzun sayılabilecek bir zaman aralığı boyutunda.. Pisliğin kokusu, ciğerlerimize kadar sindi / sindirildi.. Değişik isimler, farklı bahaneler, incir kabuğunu doldurmayan gereksiz gerekçeler, keyfi uygulamalar, say say bitmez..

“Yüreği acıdan dağlanmayan var mı?” gibi bir soru; akıl ve vicdan sahipleri için geçerli..

 

Hüznün demli saatlerini yaşıyoruz.. İyi de; biz bunları daha önceleri, daha feci halleriyle yaşamamış mıydık toplum olarak?!

 

Canım acıyor, bedenimin sol yanı, beynimin sağ tarafı nalanlar içinde..

Akl-ı selim sahibi her insanımın aynı duyguları taşıdığına inanıyorum.

En son yaşadıklarımız ve/ya da yaşamak zorunda bırakıldığımız müessif olaylar son olmayacak gibi, en azından yakın gelecek açısından. Bütün bu olumsuzluklara rağmen yaşanan bu hadiseler; sonsuza değin sürmez, süremez, sürmemeli..  Aslında toplum eskisi gibi değil, devlet ve hükümet de öyle.. Örgütün kendisi de.. Oyun aynı gibi görünse de; fotoğrafın arka planını okuyabilmek gerek.. Ferasetin önemini en güzel tarif eden Hz. Peygamber (sav) olmuştur. Öngörülerimizin, hayatı okumanın ve analizlerimizin ayarlarını yeniden gözden geçirmek zorundayız.

 

Tarih boyunca bizi bize bırakmadılar. Sürekli üzerimize oyunlar oynandı ve tezgâhlandı. Oyun kurucular zaman zaman değişse de, sahne ve aktörler açısından sadece makyaj, kostüm değişikliği yapıldı. Sizlere uzun uzadıya bir analiz yapmaktan yana değilim ancak; önemsediğim birkaç hususu, çok kısa bir şekilde, ana başlıkları ile paylaşmak istiyorum.

 

Öncelikle ülke ve toplum olarak yaşadığımız bütün bu hadiselerin ortak bir adı var. Tedhiş/ Yıldırı.. İçe dönük meşgul etme ve kaos ile haşir neşir olma.. Kısacası hep “Hasta bırakılma” oyunu.. Kaba bir tabir olacak ama hoşgörünüze sığınarak diyorum; sürekli bir şekilde hem içimiz hem dışımız, hem altımız hem de üstümüz oyuldu! Oyuldukça oynadık, oynadıkça soyulduk.. İşte tam da burada; Osmanlıca benimsediğim bir tabiri sizlerle paylaşmak istiyorum. Analizlerde geçerli olduğuna şahit olduğum ve heybemden hiç eksik etmediğim bir realite:

“Hadiselerin müsebbib-ül esbabına bakmak gerekir.”

Sizlere vermek istediğim anahtar cümle bu. Olayları salt olmuş/bitmiş hali ile değil; neden’lerini, niçin’ lerini, nasıl’larını araştırmak ve bilmek icap ediyor. Bildik tıbbi iyileştirme yöntemi gibi.. Takip edilen metodolojiye hepiniz aşina olmuşsunuzdur. Hasta önce iyice bir dinlenir ( meramı öğrenilir ), gözlemler, fiziki muayene ve gerekli tahliller yapılır. Bütün bu aşamalar; sağlıklı bir teşhis için.. Bitmedi.. Teşhis konduktan sonra, ihtiyaç duyulan materyaller ve yöntemlerle tedavi aşamasına geçilir. Yine bitmedi.. Hasta olanın hastalığını kabul etmesi, idrak etmesi ve tedavi aşaması için kendisinden, (kendisinin iyileşmesi için) istenen ve uygulaması için verilen reçeteyi alması lazım. Bitmedi.. Aldığı ve önerilen ilaç ve tedavi materyallerini yüksek bir arzu ve istekle uygulaması gerekir. Bütün bunlar, hastanın hastalıktan kurtulması için önemli yaşamsal faktörler..

 

Şimdi hasta olan kim; hasta, hastalığının başlangıç evresindeki gibi mi?  Bunlara uyuyor mu? Ya da onu tedaviye kalkan anlayışlar, tedavülden kalkmış eski para birimleri gibi geçersiz mi? Yoksa tedavi istenmiyor mu? Acaba hastaya, doktorun bisturisi değil de kasaplara teslim olmuş ve pala ile cerrahi müdahale ve fosilleşmiş zihniyetler ile mi hep müdahale edildi?

 

Hasta eski hasta değil.. Örgütün ilk çıkış amacı – ki bu konu; başlı başına bir analizler manzumesi gerektirecek denli genişlikte – değişmiş durumda. Bugün dar bölge, ve seksen öncesi kurtarılmış mahalle zihniyetinden öteye geçememiş bir “yetinme anaforu”nda boğulup duruyor. İnsan hak ve özgürlükleri bağlamında, ilk çıkış bahanelerinin bittiğinin resmi geçidini, zaten konjonktür olarak hepiniz biliyorsunuz. Zaten Kürt kökenli insanımız da bunun bilincinde. Üstelik; dar bölge ve meskûn mahallerde, oluşturmaya çalıştıkları “korku imparatorluğu”nun çöküşü bariz bir şekilde görülmektedir. Yaşanan son gelişmelerden anlaşılan ve kahir bir ekseriyetle kabul gören vakıa şu ki;

 

Ülkemizde dillendirilen ve müzmin bir kangrene dönüşen meselenin adı da mahiyeti de eksen değiştirmiştir. Örgütün “Kürt meselesi” diye bir derdi kalmamıştır. Kürtlerin “örgüt mahkûmiyeti” gibi acı bir gerçeği vardır. Onları bu mahkûmiyetten asıl şimdi hak teslimiyetini rayına oturtarak, azad etme vaktidir! Bu duruma, onların da bilinç düzeyinde katkı koyması gerekir. Ancak sevgi ve kardeşlik temaları daha çok işlenerek, biraz daha cesaretlendirilmeleri gerekir diye düşünüyorum. Yoksa ne üzüm, ne bağcı kalır doğru ve âkil bir yönetme/yönetilme sürecine girmesek..

 

Ayrıca; devlet de eski devlet değil.. Yanlış amaç ve zihniyetlerden arındıkça, toplumsal birlikteliğimiz ve beraberliğimiz kopmadan sürebilmektedir. Hükümet; ( ona yönelik eleştirilerimizi de örtbas etmeden,) onca eksik, geç, bazen yarım bıraktığı ve kimi yanlışlarına rağmen, “muktedir olamayan bir iktidar” hüviyetinden sıyrılmıştır. Senaryoların bilincinde ve zamana ihtiyacı var! Sorunu çözme iradesi, istenilen kıvamda olmasa da, eski hükümetler gibi değil.. Unutulmamalıdır ki; şimdiye değin, ülke olarak yaşadığımız sıkıntılı badirelerden, hükümet de kendi payına düşeni fazlasıyla aldı, toplum olarak hemen hemen bütün kesimlerimizle, acı bedeller ödemek zorunda kaldık. Asîl ve adilce düşünmenin bir diğer gerekliliği de şudur;

 

Hak teslimiyeti esastır! Bunu unutmadan devam edelim.

 

En önemli realitelerimizden biri de; “toplumsal farkındalığımız” gerçeğidir..

Toplum da eski toplum değil. Toplumumuzun siyasi yelpazenin nereye esmesi gerektiği konusundaki iradesi, gem vurulmuş kimlikten sıyrılmış olması açısından önemlidir.

Eskisi gibi değiliz. Ülkemizin reel gerçeklerinin sebep olduğunu düşünebileceğimiz “arap baharı”nın; dünyadaki yansımaları karşısında, birilerinin köstebekleşmiş anlayışlarına inat, meselelere teenni ile yaklaşmalıyız. Bundan sonra, su mecrasında biraz daha rahat akacaktır diye umut ediyorum.. Resmin arka planına ilişkin olarak da; yan yana bulunulan hallerde şirin görünüp de, arka planda köstebekliği tescilli ülkelerin kimler olduklarını sizler zaten çok iyi biliyorsunuz.

 

Yaşananların teknik açıdan analizi başka bir yazıyı gerektirir. Ben işin teknik eksiklik ve ihmaller kısmını es geçiyorum. Tespit etmeye çalıştığım makul ve muhtemel neden ve niçin’leri de, yazının çok daha fazla uzamaması ve sizleri sıkmamak adına yer vermeme rağmen kaldırdım. Aslında pek çok mevkidaşım tarafından bu hususlar yeterince irdelendi zaten..

 

Şimdilik; son yaşananların ışığı altında ve kimisi açıkça dillendirilen kaosun kodlarına ilişkin genelde bildik analizlerle sizleri başbaşa bırakırken, kendimce totalde en önemli vurguyu dile getirmek istiyorum.  Türkiye’nin itibarsızlaştırılması... Kardeşliğin ayrıştırılması..

Birbirlerine dönük olarak halkların,; kin ve öfke saçmalarını sağlamak.  Kardeşliğin kodları ile oynamak.. Bu arada; sınır ötesine verilen ilgiyi kırmak için, içeride daha çok tahribat verilmeye çalışılacaktır. Daha çok dikkat kesilme mevsiminde olduğumuzu da göz ardı etmemeliyiz. Bilhassa, yaklaşmakta olan bayram ikliminin arifesini soluduğumuz bu günlerde..

 

Her ne olursa olsun; masum halk kitleleri nezdinde ölümcül değil, çözümcül ve akl-ı selim bir bakış açısı ile, kuru’nun yanında yaş’ı yakmadan, öfke sendromuna esir olmaksızın, yüksek bir itidal ve metanetle, Yeni Anayasa çalışmalarını hızlandırarak, kardeşlik olgusunu unutmadan, kendimizden emin bir şekilde, geleceğe dair onurlu yürüyüşümüze her türlü tedbirle birlikte, devam etmeliyiz. Hem iktidar hem muhalefet, hem sivil toplum örgütleri, hem de birer birey olarak..

 

Kesintileri bolca seven hülyalılara ve bulanık sularda avlanmayı sevenlere inat..

 

Unutmamalıyız ki; Huzurumuzun kodları;

İslam Kardeşliğinin içinde saklıdır!

 

Başkalarının bunu ihmal ve/ya da ret etmeleri, konuya daha fazla özen ve bağlılık göstermemizi zorunlu kılıyor!

 

Son olarak siz dostlara, Peygamber nidasıyla bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:

 

“Ey Allahın kulları! Kardeş Olunuz!”

 

***

 

Neşter!

 

Başlık!

 

Az gittik ve uz gittik, varılan nokta sabır!         

Çatladı fikir, fide veriyor ekilenler!

Sevginin merkezinde, sevdasızlık tam takır!

Aklı uçurtma yapmış, izandan vazgeçenler!

 

Sevgi ile kalın..

akt

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim