İbrahim Özdiş: Seçimimiz olmayan şeyden sorumlu değiliz

BRUNO GİBİ KARARLI VE İLKELİ BİR ADANALI: İBRAHİM ÖZDİŞ
İBRAHİM ÖZDİŞ: SEÇİMİMİZ OLMAYAN ŞEYDEN SORUMLU DEĞİLİZ
"Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar."
Giordano Bruno,
HER YÖNÜYLE ADANA
Adana’nın son 50 yıllık, canlı siyasi , ekonomi ve kültürel yaşam tarihi…
Adana’nın son yarım asrının, önemli odak noktalarının içinde.
İlk öğretimden İnşaat Mühendisi olana kadar ki sürecin tamamı Adana’da yaşamıştır. Adana’nın eğitim cephesinin bire bir tanığı olma şansını elde etmiştir.
1979 yılı gibi hem Adana hem de Türkiye için çok kritik bir tarihte CHP’de İl Gençlik Kolu’nda Yönetim Kurulu olarak görev yapmıştır.
Ve 1982 yılına kadar süren Çukobirlik yılları…
Çukobirlik’te görev yapmak “Çukobirlik’te Görev Yapma”nın çok ötesinde anlam ifade eder. O kurumda görev yapmak ve içinde olmak, Çukurova Merkezli Akdeniz Bölgesi’nin, zirai, ticari ve sanayi yaşamını yakından tanımak demektir.
Adana içselleştirme süreci 1989-1991 Seyhan İlçe Belediye Başkan yardımcısı olarak devam etti. Ve 1991 yılı Milletvekili genel seçimlerinde “önseçim ile aday oldu” Adana’yı temsil yetkisi aldı.Ve bu yıllara gelindi. Son milletvekili genel seçimlerinde yine önseçim ile Adana’nın tercihi olmuştur.
İbrahim Özdiş, sahip olduğu Adana birikimini TBMM’sinde en iyi temsil eden milletvekillerimizden biri olmayı başarmıştır.
ADANA’CA SOHMET
Yollarımız kesişmemişti. Kendisini basından ve yaptığı işlerden tanıyordum. Kütahya Porselen Fabrikalarının Adana’da yaptığı bir galerinin açılışında bir araya geldik. Sanki birbirini 40 yıldır tanıyan iki ahbap gibi sohbet ettik. Sayın Taner Talaş’ta kendilerini kahve içmeye davet etti. Sayın Özdiş, geçen hafta Adana Medya gazetesine ziyarette bulunarak davete nazikçe icabet etti. Adana’ca bir sohbet oldu.
*
Sohbetten sonra, aldığım notlara baktım. Sonra da Sayın Özdiş’in verdiği sözlü ve yazılı soru önergeleri ile TBMM Genel Kurulu ve Komisyonlarda yaptığı konuşmaları tutanaklardan dikkatle okudum. Adana’da yaşanan hertürlü sorunlarla ilgili olduğunu gördüm. Adana’nın ve bölgenin sorunlarını TBMM’ye taşıma konusunda büyük bir çalışma olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Arada çok ilginç saptamaları var. Konuşmalar içerisinde tarihe not düşecek ifadeler var: “Türkiye’nin en büyük güvenlik sorunu AKP’dir” gibi. Bunları liste yaptım ama başka zaman yayınlamak üzere arşive kaldırdım. (Bilgiler www.tbmm.gov.tr adresinde var)
Sadece Taner Talaş ile birlikte yaptığımız sohbetlerden satır başlarını paylaşalım:
BEN DEMEDİM, METİNER DEDİ; GAYRİ İNSANİ VE GAYRİ AHLAKİ…
“Bir siyasi partinin genel başkanı cenazeye gidiyor ve kendisine böyle bir muamele yapılıyor. Böyle bir saygısızlık olabilir mi? Türkiye’nin hiçbir bölgesinde cenazelerde böyle saygısızca bir anlayış yoktur. Nitekim bu saygısızlık, halkın değil AKP’nin saygısızlığıdır…”
“Ben yıllarca şehit cenazelerine gittim. AKP’li hiçbir milletvekili cenazelere gelmeye cesaret edemezdi. Şimdi sanki bunların müsebbibi bizmişiz gibi suçlu gösteriliyoruz…”
“Genel Başkanımız TV’de, ‘Biz hastaların siyasi görüşüne bakmadan ziyaret ettik’ deyince Sarayın Sakini bunu aleyhimize çevirdi. Oysa bu ziyaretler TBMM İnsan Hakları Komisyonu olarak yapılmıştı. Komisyon Başkanı da Mehmet Metiner idi. Ben bu konuda konuşma hazırlığı yapıyordum ki, Mehmet Metiner , TBMM Genel Kurulu’nda söz alarak yaptığı açıklamada, şunları söyledi: ‘’ Cezaevi komisyonu başkanı olarak şunu içtenlikle belirtmek istiyorum; Gerçekten, cezaevlerini dolaşırken pek çok insanla, örgütüne bakmaksızın, görüşmeler yapıyoruz, özellikle de hasta tutuklu ve hükümlülerle her bir partiye mensup milletvekilleri olarak görüşmeler yapıyoruz; bunun polemik konusu yapılması gayri insanidir, gayri ahlakidir.’’ Dedi. Konuşma yapmama gerek kalmadı.”
“Tabi gayri insani ve gayri ahlaki ne demek, onu herkes bilir sanıyorum…”
SADECE ANALARI DEĞİL ANADOLUYU AĞLATTILAR
“Analar Ağlamasın” diye bir deyimi dillerine doladılar. Anaların ağlamasını kim ister? Hangi vicdansız, bir ananın göz yaşlarına tahammül edebilir? Anaların ağlamasını istemeyen terörü bitirir. Önlem alır. Bakın Açılım Süreci denilen dönemde, silahlı kuvvetlerimiz ve emniyet güçlerimiz valiliklere 290 kez başvuru yapıyor ve operasyon izni istiyor. Bunun 282’si valilikler tarafından uygun görülmüyor. Ret cevabı veriliyor.
Ret cevabı verildiği dönemlerde bölgede kamyon kamyon kalaşnikof dağıtılıyordu. Anaların ağlamasını istemeyenler bu silahların dağıtılmasını önerlerdi. Hem bu olaylara göz yumup hem de analar ağlamasın demek samimiyet değildir.
Bunlar sadece anaları değil, Anadolu’yu ağlattılar.
Sarayın Sakini’nin derdi terörü bitirmek değil, siyasi rant elde etmektir.
O Sakin’in elde etmek istediği siyasi rantın bedelini analar gözyaşları ile ödüyorlar.
Yoksa kim ister analar ağlasın?”
Ve hala bu olayları kaşımaya devam ediyor.
ZENGİN OLURSAM HIRSIZLIKTIR
“Sen yırtık ayakkabı ile siyasete gireceksin. ‘Zengin olursam bu hırsızlıktır’ diyeceksin. Ve şimdi servetinin haddi hesabı yok…”

Türk – Kürt; Benden olan – Benden Olmayan; AKP’li olan – AKP’li olmayan ikiliği çıkarmak için her şeyi yapıyor. Bu ülkenin huzuru, mutluluğu, siyasi istikrar Saray Sakini’nin umurunda değil, varsa yoksa başkanlık sistemi. Bu sistemi de yasal suçlarını örtmek için istiyor. Yoksa gençler ölmüş, analar ağlamış, güvenlik güçlerimiz şehit olmuş, esnaf kepenk kapatmış, çiftçi tarlasından ürünü kaldıramamış, şehirler yıkılmış umurunda değil… Varsa yoksa başkanlık sistemi. Böyle bir anlayış olamaz…”
KUYTUDA ÖZÜR DİLEME
ABD düşmanlığını iç siyaset malzemesi yapıyor. ABD’ye gidince kendisini karşılayan kimseler yok. Sadece buradan giden Mevlüt Çavuşoğlu karşılama yapıyor. Alemin içinde külhanbeylik yapanın kuytuda özür dileme hakkı yoktur.”
*
Ben çok iyi hatırlıyorum, Rahmetli Bülent Ecevir Başbakan iken ABD Başkanı George Bush, Türkiye’den Irak için koridor talep edince, Ecevit: “Biz Irak’ın bütünlüğünden yanayız” demişti. İşte ulusalcılık budur, işte milli birlik budur. Ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunma ruhu budur…”
HER YÖNÜYLE ADANA İLE İLGİLİYİM
Ben ilin her türlü sorunu ile ilgili bir insanım. Partili partisiz herkesin sorunları ile ilgilendim. (Daha önce sözünü ettiğim gibi, 22 yazılı soru önergesi ve onlarca konuşma metinleri TBMM tutanaklarındadır)
HERŞEY AKP’DE AMA SUÇLU CHP; FIKRA GİBİ…
Türkiye’de AKP Devleti var. Herkes ve herşey bu devlete hizmet ediyor. Basının %95’i bunların elinde,
Cumhurbaşkanı AKP’li; TBMM Meclis Başkanı AKP’li; Başbakan AKP’li; Hükümet koalisyonsuz sadece AKP’li; Hukuk Sistemi AKP’nin elinde; Güvenlik Güçleri AKP’nin emrinde; Bakanlar, müsteşarlar, devletin bütün imkanları ve yetkileri AKP’nin elinde ama CHP suçlu. Size fıkra gibi gelebilir ama şu an kamuoyuna anlatılmaya çalışılan bu…

“İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Turgut Özal’ın ortak yanları parti genel başkanlığından cumhurbaşkanı olmalarıdır. Kaldı ki son ikisine şiddetli muhalifim. Ama Cumhurbaşkanlıklarındaki tarafsızlığı saygı ile anarım. Sarayın Sakini tarafsız değil.”
*
Ne yaparsa yapsın Sarayın Sakini bir gün gidecektir. Sorun AKP’nin ve Sarayın Sakini’nin Türkiye’de yapmış oldupu tahribatın kaç yılda ve nasıl giderileceğidir. Artık, bu ulusal felaketten, ulusalcısıyla, çiftçisi, sanayicisi, tüccarı, ticaret erbabı, sanatçısı, aydını, dindarı, inananı ve inanmayanıyla el birliği ile bu tahribatı gidermemiz gerekecek. Bu tahribatı el birliği ile gidereceğiz…”
BRUNO HAKKINDA NOTLARIM…
Sayın İbrahim Özdiş, yazımızın başında bulunan öz deyişinin bürosunda asılı olduğunu söylemiştir. Bruno hakkında bir not paylaşmak istiyorum.
Brunu, özellikle İslam Filozofu İbn-i Rüşd’den etkilenmiş bir bilim insanıdır. İbn-i Rüşd’ün aydınlık ve ilerici düşünceleri Avrupa’da kilise tarafından yasaklanmıştır. İbn-i Rüşt’ün iyi bir öğrencisi olan Bruno bu nedenle yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. Son sözlerinden biri şudur:
“Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."
Deyim yerinde ise Sayın İbrahim Özdiş’i, Bruno gibi kararlı ve ilkeli gördüm.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












