• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

İhtiyacınızı belirleyin!

16.10.2012 10:40
A.Kadir TUNÇER / Yazar

A.Kadir TUNÇER / Yazar

Modern diye nitelendirilen dünyanın tanımı, kişilerin algılamaları oranında değişkenlik gösteriyor. Herkesin kendince bir dünya tanımı var neredeyse! 

Kimine göre ölümsüzlüğün ilk durağı, kimileri için varsa yoksa “kazanmak” fiilinin merkez üssü.. “Kazan, yeter ki kazan, nasıl kazanırsan kazan!” Bazıları için gütme, bazılarına güdülme alanı.. Doyumsuz açlıkların; duyulan ihtiyaçlar doğrultusundaki giderilme çabalarının gösterildiği bir yaşam/a merkezi.. Elips görünümünün içine oturtulmuş, doğrusundan çok eğrileri ile gündemlere gelen, muhtaçlığı bitmez meskunlardan oluşturulmuş bir hilkat manzumesi.. 

Öznesinde “sınav” yükü olan bir mekan ve meskunları.. 

Kanaat ve tevekkül kavramlarının yok sayıldığı bütün alanların dışında kalanların açlıktan kıvrandığı, zengin, fakir, yoksul ve bilumum ihtiyaç sahiplerinin aynı kategoride yaşamlarını sürdürdükleri bir muhtaçlığın mücadele arenası.. Fakir ve yoksulun asgari muhtaçlığını gidermedeki telaşlarının yanına, servetine servet katma çabasından başka bir derdi olmayan, mütemadiyen kazanma ihtiyacından kıvranan bir zenginin muhtaçlığı neyi ifade ediyor taşıdıkları kaygılarının yanında? 

Zenginlik düşmanı kesilmeden, nesnelerin ve sembollerin kulluğunu yapmaktan arınmış, bugünü, öteler kaygısıyla düşünen ve dolduran, sahabe anlayışına duyulması gereken muhtaçlığı önemseyen bir bakış açısına muhtacız.

Kaba bir tabirle, sorunların altında ezik bir yaşamı, arabesk takılmayı kabullenme mantığını kabullenmeyi doğru bulmadan..

“Yükümüz İyiliktir” diyerek yola çıkanların, “bir dost eli” uzatmanın erdemi ile yaşayabilenlerin, “veren el” olmayı becerebilenlerin, “yardım eli”ni uzatabilenlerin, iyiliğin adresi olma gayretini gösterebilenlerin, “kızıl”ıyla, “yeşil”iyle “ay” olup parlayanların, her muhtacın ve yetimin dünyalar ederi bir tebessümündeki mutluluk ve muştunun değerini bilenlerin duydukları doyumsuz açlık, sonsuza kadar asla bitmez! Buna ömürler de yetmez.. 

İhtirasın amansız çölünde yakıcı ve aldatıcı vahalar ile avunanların yanında, daha sahici bir tercih olan iyiliğin gölgesine duyulan ihtiyaçlar, daha fazla gerçekçi bir tespit ve kabulü ifade eder. 

Daha önceki bazı yazılarımın satır aralarında vurguladığım bir realiteyi bir kez daha altını çizerek hatırlatmak istiyorum. 

Terbiye olunmamış bir nefis; oldukça vahim sonuçların yaşanmasına neden olur. İçinde İnsanı içten içe biteviye kemirip duran, kemirgen bir ‘burjuva’ ve ‘burjuva özentiliği’ virüsünü taşır.. 

Kimi sadece bir lokma ve bir hırkaya, kimi üç çeşit yetmez mükellef sofralara, bazıları sessizlik ve sükunete, sekinete, bazıları ise alabildiğine kulakları ve vicdanları sağır eden taammüden tasarlanmış gürültüye ihtiyaç duyar.. Kimisi huzuru içselleştirerek, duygularını dualar eşliğinde, yüksek irtifalara doğru avuç açarak terennüm ettiği sessiz senfoni eşliğindeki dua ve yakarışlara, kimileri de; simit satarak okumaya çalışan çocuklar ve/ya da çoğumuzun tanık olageldiği değişik hayat hikayelerine aldırış etmeksizin, umursuzluğun amansız girdabında, tokluğun vahşi açlığından, açlıklarını gidermeye sayısız ömürlerin yetmediği doyumsuzlukların çıkardığı iğrenç ihtiras talepleri eşliğinde, gözlerinden ve düşüncelerinden akan salyaların karıştığı ve kusmuğa dönüşmüş gelecek konseptlerine ve planlamalarına ihtiyaç duyarlar..

Ulusalcı, cumhuriyetçi, ümmetçi, liberal, benimsediği kimlik her ne olursa olsun, içinde burjuva ve burjuva özentisi virüsü taşıyıp kendini “elit” olarak görenler, toplumsal ikiyüzlülük, makam sahibine yaranma, toplumsal özgüven kaybı, zenginlik ve servet karşısında aşırı eziklik anlayışını miras edinenler, erdemli ve ahlaki zenginleşmenin kazanımlarından mahrum kalmayı göze alanlardır. 

Onların dağılmaya, dağıtmaya, parçalanmaya, cahil bırakmaya, inkâr etmeye, uyutmaya, sağmaya, sömürdükçe sömürmeye, koltuklarda bir değil binlerce yıl oturmaya, hep almaya, soydukça soymaya, kendilerine yontulan ve daima onlara çalışan adalet anlayışına, hep hükmetmeye, korkutmaya, eleştirilmemeye, ağlatmaya, sadece kendilerine muhtaçlığa, riyaya, ribaya, reklama, kendilerine pirim yapacak süslü ambalajların ve fragmanların döndürüldüğü sözde iyilik manevralarına, markalara ve daha pek çok tanımlamaları içinde barındıran fildişi kulelere ihtiyaçları var! 

Sizce bizim asıl ihtiyacımız nedir, ne olmalıdır? 

Diyeceğim şu ki;

Tokluğun vahşi açlığından Allah’a sığınıyorum!

 

Sevgi ile kalın..

akt

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim