• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

İnsanlık mı? Teneşirde Yatıyor!

28.12.2011 10:19
A.Kadir TUNÇER / Yazar

A.Kadir TUNÇER / Yazar

Nefes alıp verdiği sürece; herkesin kendince bir imtihanı vardır. Bütün mesele, bu sınavı ne şekilde verdiğimiz ya da vermekte olduğumuz ile alakalıdır.

Aslında meselenin bu gerçek boyutunu kabul edip etmeme ile ilgili durum, paşa gönlümüzün keyfine kalmış bir şey değildir. Gerçek değişmediği gibi, yok saymanın da; kabul edip etmememizin ötesinde, realiteyi asla değiştirmeyen, yarın karşımıza sebep ve sonuçları itibariyle konulacak olan bir vakıadır.

Sitemlerin kişiye göre şekil aldığı boyutları ezberledik.. Şablon aynı olunca, ortaya çıkan baskı da farksız olmuyor. Her baskı, şablonunun kopyasıdır!

Şekvaların ( şikâyetlerin ), dileklere bürünerek, yanık kokularından oluşan acı ve keder yüklü bulutlar halinde gökyüzüne yükselmesi boşuna değildir.

Gündoğumunu andıran güzelim gözbebeklerinden boşalan ve hemen yamacına yerleşmiş tepeciklerden süzülüp düşen, değdiği yeri yangın yerine çeviren gözyaşlarının aşkına ve akışına ne demeli..

Sele dönüşmüş hüzün girdaplarının, huzur adına ne varsa önüne katıp götürdüğü, mutluluğu talan ettiği halin resmini gördünüz mü?

Silip süpürülen ve karaborsaya düşen gülümsemelerin, boynu bükük kentine yolunuz düştü mü hiç?

Acının üç boyutlu halinin sarsıcı etkisinden, sesi kısılmış/kıstırılmış vicdanların, dünyayı sarsan nalânını, sessiz ve derinden gelen çığlıklarını duyanınız var mı?

Acıların anası “Kerbela”dan doğan ve günümüze dek; yansıyan ışıklarından kamaşmayan gözlere, kabarmayan yüreklere, sızlamayan vicdanlara ne demek gerekiyor sizce?

Üstü çizilmiş anlayışlara gün doğmuş görünürken, günbatımını unutanların, dar alanda paslaşmaları da elbette son bulacaktır!

Sessizliğin ve umursuzluğun son sınırının nereye vardığını bilen var mı ki acaba?

Seyreden, etmeyen, ettirilmeyen, düşünen, düşüren, düşürülen, düşleyen ve en önemlisi, ateşin ta orta yerinde kavrulanlar.. Sınavı yudum yudum içiyoruz.. İçiyorlar!

Bir değil, bin beşyüz can, can olmanın baharında, kışında, süzme vahşetlerin en necisinden, en çirkininden, en vahşisinden, en.. en.. en..

Uykusuzluk çekenlere inat, uykunun en kuytusunda saklanmak neden?

Dökme kurşunların; kahır yüklü kelimelere dönüşerek, beynimde savurdukları salvo atışlarıyla ruhumu örselemeleri.. Sabahı dar eden geç vakitlerin, erken gelen hafifliği bile uyumaya inat isyanlardayken, umursuzluk zor geliyor, kor geliyor..

Ey darda olan dostum! Zorda kulaç atanlar!

Sınavın ince gergefinde işlenen huzurun ne demek olduğunu bilmeyi istemek için, bir de onları hatırlayın arada bir.. Ya onların dik yokuşlardaki nefessiz kalma haline ne demeli?

İnsanlık mı? Teneşirde Yatıyor!

“Dökme Kurşun”un üçüncü yıldönümünde;

Sabrın ve metanetin en canlı halini görmek isteyenler, Gazze’ye baksın..

Sevgi ile Kalın..

akt

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Adanavi
01 Ocak 2012 Pazar 22:56
Gerçek yürek
Oturup insanlığın yok olduğuna ağıt yakmak mı acaba insanlık? Saatlerce problemlerin konuşulduğu/yazıldığı ama bir türlü bir arpa boyu yol alamamak mı?
"asra anadolusunda ki insanoğlu zarardadır." ayetini okuyan ve arkasından insanoğlu zarardadır diyen (bu kadar vakti bu kuruntularla, sitemlerle geçiren) mi zarardadır?

Gercek yürek zannımca bunları yazmaya bile zaman bulamamak olduğu kanaatindeyim.
hüseyin ACARLAR
01 Ocak 2012 Pazar 13:50
TENEŞİR NEYİ PAKLAMAZ
Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

Ezel ve ebedin sahibinin gökten vaat ettiğini bırakıp yerden bitene talipti insanlık. Kevser şarabını elimizin tersiyle itip, “gidip şehre” kırmızı “şaraba yaltaklanıyorduk.”

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

“Men ve Selvayı” küçümseyip kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından istiyorduk. O üstün olanı daha aşağı olanla değişmek isteyenlerden farklı değildik.

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

“Grosmarketlerin rafları tavana kadar dolu olduğu halde, açlık vardı. Fakirlik, sefillik şehri mekân tutmuştu.” Fakirlerin çığlığını kimsecikler duymuyor, hatta komşunun biri açken ötekisi fazlaca işkembe-i kübrayı doldurup geğiriyordu. Geğirme kokusunu miski amber sayıp “elhamdülillah” diyordu.

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

İnsanlar kutu kutu binalar dikiyor, ama yinede evsiz barksızların sayısı artıyordu.

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

“Allah’ın bir pulunu bekleyedursun on kul on kişiye bir pul bir kişiye on pul” dağıtanlara adil yönetici diyorlardı.

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

“İktidarın iktidarlığı için halka yalvardığı ama yinede eşsiz zulümler işlediği vakitlerdi.”

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

Halk ahlâktan ayrıldığı kavşakta cahiliyete dönüşüyor.”Cehaletin şahane tuğrası Kabil’in torununda, Habil’in torunlarının acıtan yerlerine bastırarak vuruyordu.

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

Müslümanlar da mezkûr düşünceden etkilenme içine girebiliyorlar. Yaratıcıyı, modernitenin mantığı içinde kavramakta ve dünyevi şeyler istemekteydiler.

Dostum ben bir rüya gördüm belki de kâbustu?

Dostum tarihte ne zaman Peygamber gönderilmişse onu
kentten çıkartılmış bulmak sünnetullah haline gelmiştir.

Kendilerini “İslamcı” olarak tanımlayanlar şehrin eşkıyası gibi Müslümanları kendi şehirlerinde sürgün yaşatıyorlar buna profan yaşamlarından kalanı komün çerçevenin gücünü ekliyorlardı.

Dostum oysa ben daha güzel rüyalara dalmak için uyumak isterdim.
Dünyaya dair amaçların söndürülmesi, başka alemlere geçişin aracı, anahtarı olarak metodolojik bir yaklaşımı ifade eder diyordun ya hani aynen öyle.

“Hayat hep bilgece çocukluktan başlatıp, çocukça kocamışlığa sürüklüyor. Koşu (yelkovan) ile yürüyüş (akrep) saatte bir tevhid ediliyor. Her büyük uygarlık, kültür, bir gün yine bedavetin iklimine düşüyor. Nereye gidersen git, yine buraya geleceksin.

Kahramanlık, biraz da zalimlerin, aç gözlülerin, dalaverecilerin, eyyamcıların, sergüzeştlerin, hatta korkakların işidir. Emperyalizmin tarihi, Sezar, Attila, Napolyon, Bismark, Kazıklı Voyvoda, Hitler gibilerinin alçakça başarılarıyla kıvanır. Yiğitlerden hiç bahsetmez. Yiğit (feta) emaneti korur, doğru söyler, her işinde helal arar, belaya sabreder, dünyaya tamah etmez, nefsini kınar, kanaat eder, kötü söz dinlemekten kaçınır, insanlara ikram eder, dinde üstün ve dünyada aşağı ile sohbet eder, muttakilerle dost olur, haksız yere cana- mala kıymaz, eğriyi gücü yettiğince doğrultur. Tarihin bunlarla işi olmaz.”

“Ezilenlerin yanında olmak zor sayılmaz.Bilirsiniz ki “zavallıları” dertleri ile bırakıp gittiğinizde; sizi bekleyen, hıfzeden, savunduğunuz için kahraman sayan bir yer ile yar vardır. Ezilmek, itelenmek, mağduriyeti donuk parıltısız gözlere anlatmak, öfkeyi yutmak, musibete sabretmek, yalnızlığı giyinmek zordur, cesaret işidir. Garibin ortağı budur”

“Fakirlik, iki kanatlı kuştur, semalarda onunla uçar; zenginlik, acayip ağırlıktır, bir çamura saplanmaktır. Çamuru ağırlıklar artınca biliyoruz; ama semayı görmek hafiflik istiyor.”

“Beden donumdan çıkıp ona aciz bir mahluk olarak bakmam, salih bir adam gibi ölmeyi başarmam olamaz mı?”

“Müslümanlar, “geri kalmışlık/ mağdurluk” psikolojisi ile muhataplarından “rövanşı alma” cehdiyle hareket ediyorlar. Oysa İlahi sünnet göstermiştir ki acıyı acıyla ovmayı va’z eden peygamber yoktur. Ashab-ı Güzin, eziyet görmüş, lakin mağduriyetini isyan veya şiddetin gerekçesi kılmamıştı.”

“Musibete karşı kuvvete başvurarak karşılık vermek Müslüman’ın ahlâki arınmışlığının yansıması değil. “Aff’a sarıl, marufu emret, cahillerden yüz çevir” (7: 199) denmiştir. “Cahiller kendilerine laf atarsa, selam der, geçerler” (25: 63).”

Dostum haklısınız biz dünyalı değiliz. Buraya ait değiliz, “buradan geçiyoruz."Komşusu açken tok yatan bizden değildir"den modernizmin sığ ibahiyesinde boğulup komşusuna hava atana dönüşmüşlerin hakikat perdelemesi gözümüzden kaçmış, Hakkı söylemenin kendisinden başka eylem yoktur. Gariplerin yolu budur.” Muhabbet selam ve dua ile…
METİN CAN
30 Aralık 2011 Cuma 23:28
HAYAT
hayatın anlamı var ise oda dürüst olabilmek ve dürüst kalabilmektir.yoksa insan ha yaşamış ha yaşamamış.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim