• BIST 77.715
  • Altın 128,198
  • Dolar 2,9846
  • Euro 3,3092
  • Adana : 36 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 31 °C

İslam ve Ümmet

22.04.2015 07:43
İslam ve Ümmet
Ömer Uluçay yazdı

Burada, İslam’ın ana ilkeleri ışığında, Ümmetin tarihi kısaca anımsatılarak; içinde bulunduğu parçalanmış ve geri kalmış, çatışan/savaşan toplum olduklarına, sömürüldüğüne ve emperyal için yönetildiğine, ümmet organizasyonlarının yetersiz kaldıklarına dikkat çekilecektir.

Dini duygu fıtridir, insanlar inanır, din ve inançları farklıdır ama inanır. Âdemi ve Semavi olsun, hiçbir din ilk günden tam/tekmil olarak zuhur etmemiştir ve inanırları toplanıp birden iman etmemiştir. Bu bir süreci zorunlu kılar.

Bir inancın benimsenmesinde; önce dinin neşet ettiği ve onu tebliğ eden kişinin özgeçmişi, hitap ettiği toplum, coğrafi bölge, halkın din ve inanç durumu, sosyal sorunlar gibi faktörler rol oynamaktadır. Ayrıca oluşan inanç çekirdeğindeki kişiler, tebliğci ve muhatap kişilerin psikolojisi, bilgi düzeyleri, tahsil durumları da etkili faktörlerdir.

Örneğin İslamiyet 23 sene zamanında oluşmuş ve Kur’an ikmal olmuştur. Bu oluşma ve örgütlenme döneminde sosyal nizam temin edilmiş, dinin rükünleri ümmet içinde yaygın hale gelmiştir. Oluşan sorunlar Hz. Muhammed’e iletilmiş ve birinci elden çözüme ulaşmıştır, bu şekilde bir de İslami örf meydana gelmiştir.

Bu tebliğ ve devletleşme döneminde, tebliğ ve taklit makamı Hz. Peygamberin bizzat kendisidir. Hicrete (622) kadar sadece tebliğ ve itikat vardır. Hicretten sonra İslam toplumsallaştı. Bunun nasıl olacağı Medine Sözleşmesi ile kurallara bağlandı. Bu noktada Hz. Muhammed artık sadece Resul değil bir de Rehber/Yönetici/Reis olmuştur. Tevrat’ta ve İncil’de bu işlev Kral olarak geçmektedir.

Medine’de inzal olan Ayetler de toplumsaldır. Bu noktada İslamiyet/din resmileşmiştir. Peygamber elinde mazbut, örnek ve kaynak olmuştur. Ancak bu bütünlük ve yeknesaklık Hz. Muhammed’in vefatı (632) ile başka bir şekle verilmiştir. Halife, Hz. Peygamberin riyaset makamında temsilci olarak durmaktadır. Bir vekil de değildir. Ancak yapılmışlara ve denilmişlere göre bir yol seçecektir. Bu “iktidar”dır. Artık muktedirin seçim ve tercihleri esas olacaktır.

*

Dört Halife Döneminde olaylar çığırından çıkmış, Arabın eski adetleri geçerli olmağa başlamıştır. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz.Ali öldürüldüler. Sahabeler birbiri ile savaşmış, düşmanlık oluşmuş ve gelişmiş, rüşvet ve kayırma, yönetimin esası olmuştur.

Muaviye, Sıffın’da Hz.Ali ile savaşmış (657) ve yenilen belli olmayınca Hakem Olayı ile Şami’lere “Halife” olmuştur. Daha sonra Muaviye, Hz. Hasan’la anlaşarak bu defa “İslam Halifesi” olmuştur. Bundan böyle de Halifelik hilaf ile saltanata dönüştürülmüştür.

Muaviye’den başlayan Halife/Sultan geleneği, İslam ümmetinde/coğrafyasında geçerli olmuştur. Bugün de yönetimler bu yolda ve esaslar üzerinde ümmeti idare etmektedirler.

İslam’ın Mezhep ve Fıkhı, bu Hükümdarlık yönetimlerine göre şekillenmiştir. Böylece resmi ve Hükümdarın tercihleri doğrultusunda bir İslamiyet peyda ve hükümran olmuştur. İslam’ın “Çoklukta Tekçi” görüşü ve birlikte yaşama ilkesi, yerini Sulta tercihlerine bırakmıştır. Bir barış dini olan İslamiyet, bir istila ve talan fikriyatına payanda yapılmıştır. ”İla-yi Kelimullah” diyerek, işgal ve ilhaklar meşruiyet bulmuştur. Bu uğurda ölenlere “şehit”, kalanlara “gazi” denilmiştir

*

Gerçeği böyle gördüğümüz zaman, bir dinde Peygamber, kitap, kutsallar aynı olduğu halde; takdim-tehir ile yani ayetleri kendince önceleyerek, vurgulayarak, asıl tutarak farklı inanış ortaya çıkmaktadır: Kur'an-daki din, alimlerin dini, halkın dini, devletin dini, zenginin dini, fakirin dini, siyerin örnek alınan olayları/halleri olarak ayrılmaktadır.

Müstevlinin ve muhafızın din isimleri, kitap ve nebisi aynı olsa da, özde bunlar farklıdır. Çarpışan tarafların, aynı din ve inanca ait din tasavvurları da farklıdır.

Hz. Muhammedin Kur'anı tebliğ etmesiyle (610) günümüze gelinceye kadar, İslami uygulama ve İslami yorumlama bakımından farklar oluştu. Her din ve inanç için geçerli olan bir kural vardır: "Din bir zenginlik ve silahtır. Toplumsal her grup/örgüt bunu kendi yararına sahiplenir/kullanır".

Bilindiği gibi İslam dini, Arabistan’da Arap toplumunun şahsında tüm insanlığa inmiştir. Arap, Asurî ve İbrani Sami kavmindendir. Bunların dinleri ve örfleri farklıdır.

İslamiyet Arap Yarımadasından taşınca, Arap olmayan (Gayrı Arap) insanlar da Müslüman oldular. Araplar bunlara “Mevali” dedi, “azad edilmiş köle” anlamındadır. Böylece İslamiyet’te iki ana kol oluştu: Arabî İslamiyet ve Mevali İslamiyet. Daha sonra buna bir de Mezhepler eklendi. Bu temelde de Arabî-Mevali ayrışması oldu. İsmlendirme şöyle olacaktır: Mevali Sünni ve Mevali Şii, Arap Sünni ve Arap Şii. Bu kümelerdeki din, şeriat tasavvuru ve uygulaması, örf ve gelenekler nedeniyle ayrı olmuştur. İnanışlar, Kur’an ve Siyer içinde kendilerine kaynak bulmuşlardır. Diyebiliriz ki bu noktada İslamiyet farklı kültürlerin de rengini almıştır.

*

Dünyanın egemenleri/zalimleri ve işbirlikçileri; İslam coğrafyasını, üzerindeki insanları, yerüstü ve yeraltı zenginliklerini paylaşıyorlar. Yerel işbirlikçi şahıslar ve devletler bunu organize ediyor ve direnen halka zulüm uyguluyor. Bunu temin için, devlet içinde toplumlar arasında din-mezhep-kavim çatışması ve devletlerarasında da sınır ihtilafları çıkartarak savaştırmakta ve bölgeyi güvensiz duruma getirerek her tarafa müdahale ederek düzenlemeler yapmaktadır.

Bu sömürü ve emperyale göre yapılacak düzenlemeyi fark edip buna direnenler vardır ve bunlar geleneksel şekilde hareket etmektedirler. Bu nedenle de zaman dışına ve haksız konuma düşmektedirler. Irak ve Suriye'de, İslam adına yapılanları kabul etmek mümkün değildir. Bunlar Arap Cahiliye ve Mevalinin İslam dışı örfüne göre olmaktadır.

Toplumun/ümmetin kendi varını savunması ve yönetmesi için; düşüncenin ve eylemlerin iyi sistematize edilmeleri zorunludur. Bunun yöntem ve sunumu, hareketlerin öncelik sırası ve halkların aydınlatılması, örgütlenme, tanıtma önemli unsurlardır. İnsani ve İslami ilkelere göre davranmak zorunludur.

İslam ümmetine karşı yapılmış Haçlı Seferleri hala devam etmektedir. İslam coğrafyasının her tarafında, tarih içinde bölünme ve savaşlar yaşandı, farklı yönetimler hükümran oldu. Bu iç çatışmalar durmadı, halen de devam ediyor. Eskinin Mezhep savaşlarına şimdi ideolojiler de karışmış bulunmaktadır.

Şu bir gerçektir ki, tarihin her döneminde bir hak ve eşitlik mücadelesi olmuştur ve devam etmektedir. Dünya sahnesinde İslam Ümmetinin geri kalmışlığının nedenleri ve kurtuluşun yöntemleri yeteri kadar tartışılmamıştır. Elbetteki buna ihtiyaç vardır.

İslam Ümmetinin içinde bulunduğu bu sömürü, "herc-ü merc" ortamı, bu savaşlar ve İslam adına yapılan boğazlamalar, akıtılan kardeş kanını temaşa edenler, Hak katında mesuldürler, diye düşünüyorum. Hani Kur'an emirlerine uyup kardeşler arasındaki anlaşmazlığı sulh yolu ile çözmekle mükellef olan mü'minler, âlimler, Hocalar, İlahiyatçılar? Kim ne beyanat vermiş, gerçeğe işaret etmiştir? Kim ve kimler aktif rol oynamaya başlamıştır?

Bir anma gününde herkes konuşmak istemekte ve suya sabuna dokunmadan, kana bulanmış İslam ümmeti içinde cennet hesabı yapmaktadır. Mü'min böyle mi olmalıdır? “Komşun aç iken sen tok yatma, ona yardım et” diyen bir Peygamberin ümmeti, bugün komşusu boğazlanırken sessiz kalmaktadır. Hani Aziz Peygamberin takipçileri nerdedir? Mü'min korkmaz, hak bildiğini söyler, zalime "zalim" olduğunu haykırır. Hani ya nerde? Ebuzeri Gıffari’nin izcileri nerde?

İçim yanıyor.

Günümüzde Ortadoğu'da görünen odur ki, Yüce Allah’ın İslam ümmetine verdiği nimetler ellerinden alınmaktadır. Buna dur diyecek, yöntemi çağa ve insanlığa uygun olan bir Mehdi çıkacaktır. İslam inancında dara düşen insanların yardımına "Hızır" ve muzdarip- mazlum-mahrum kalmış toplumların yardımına da bir Rehber-Önder yani "Mehdi" çıkacaktır.

Bunun anlamı, bireyin ve toplumun yarına olan umudu, inancı ve imanıdır.

"Geceler tulu-u haşre kadar sürmez." Akibet, bu sema aydınlanacak ve nurlanacaktır. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Tufanbeyli'de ramazan coşkusu08 Haziran 2016 Çarşamba 15:55
  • ASKON iftar çadırı kurdu08 Haziran 2016 Çarşamba 10:35
  • Oruç tutmanın faydaları nelerdir?06 Haziran 2016 Pazartesi 14:04
  • Fitre, fitre ne kadar 2016, Ramazan 201604 Haziran 2016 Cumartesi 01:19
  • Cuma günü okunması tavsiye edilen dua ve esmalar29 Nisan 2016 Cuma 06:30
  • Tevhid ve vahdetin öncüsü müminler29 Nisan 2016 Cuma 06:10
  • Cuma sayfasını okudunuz mu?29 Nisan 2016 Cuma 06:00
  • Hafızlık ve ezan okuma bölge yarışması17 Nisan 2016 Pazar 11:19
  • Hz. Peygamber, tevhid ve vahdet15 Nisan 2016 Cuma 09:45
  • 'Peygamberimizin yolunda ilerlemek zorundayız'13 Nisan 2016 Çarşamba 16:40
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim