• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

İslam'da federal yönetim

01.05.2015 06:59
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

İSLAM'DA FEDERAL YÖNETİM:

Müttefik-Özerk-Katılımcı-Eşitlikçi Devletdaş

(Medine Sözleşmesi-Veda Hutbesi)

Dr.Ömer Uluçay

Medine Sözleşmesi

Medine Vesikası, bir “İttifak” Sözleşmesi”dir. Tarihte yapılmış ilk toplumsal, birlikte ve özgür yaşama, devletleşme antlaşmasıdır. Aşiretler, dinsel topluluklar olup, yerleşik ve konar-göçer şekilde yaşayan, çöl-vaha insanının birlikte ve bir Resulün başkanlığında yaptıkları bir sözleşmedir. Hicret (622) ve ardından Medine Sözleşmesi ile tarihte yeni bir sayfa/safha açılmakta ve Arabistan’da bir vaha şehrinde (Yesrib) bir devletin tohumu ekilmiştir. Kısa zamanda bir İslam Devleti oluşmuş ve hızla büyüyerek insanlık tarihini etkilemiş, değiştirmiştir. Devleti kurucusu, İslam’ın Resulü Hz. Muhammed’dir.

“İttifak”, farklı unsurların, kendileri kalarak, bir amaç etrafında tam bir fikir birliği ve dayanışma içinde olması, sözleşmenin şartlarına riayet etmesidir. Tarak “müttefik”tir. Bu kavram(ittifak), “müşterek”(ortak) olmaktan farlıdır ve bunda “ittifak” olmayabilir, mecbur kılınamaz. Nitekim varisler, terekede müşterektir, eşit pay sahibi değildir, sözleşmesiz kazanılmış bir haktır.”İtilaf” da birleşme, sözleşmedir. Bunda taraflar, tercih sahibidir, bildiğini yapmakta serbesttir. Varılmış ortak bir karar/hedef vardır ve fakat taraflar yöntem ve sınır belirlemekte serbesttir.

Belirtilen bu kavramlar ışığında bu Sözleşmenin metni incelendiği zaman, bir devletin şeması/ilkeleri görülmektedir. Döneminde, böylesine işbirliğine dayalı, özgürlükçü, katılımcı yönetimi uygulayan başka bir şehir/devlet yoktur.

Yesrib şehri, göstereceği dayanışma ve gelişme ile bölgeye örnek olacak ve Medine olarak Anılacaktır. Muhacir Müslümanlar gelince, Ensar Müslümanlar onlara yardımcı, kardeş ve birlik oldular. Böylece sayı ve güçleri arttı. Artık bu şehirde, Medine’de bir de söz/etki sahibi Müslümanlar vardı. Yesrib'de Yahudi, Müşrik, Müslüman birlikte ve aynı mahallelerde iç-içe komşular olarak yaşıyordular.

Hz.Muhammed sadece bir muhacir değildi, o bir dinin tebliğcisi, resulü idi, vahy alıyor ve tebliğ ediyordu. Yesrib'in durumu özellik kazandı ve Mekke’nin tehdidi altına girdi. Peygamber, şehre Mekke Müşriklerinin saldıracaklarını öngörerek, Yesrib'lileri topladı ve durumu onlara izah etti, görüşlerini aldı. Bu görüşmelerde, ortak hareket/savunma zorunlu görüldü. Hazırlıklar yapıldı, fikirler olgunlaştı, Hz.Muhammedin başkanlığında toplanıldı ve görüşmeler yapıldı. Yesrib'te birlik Hz.Muhammedin başkanlığında olacaktır. Herkes kendi din ve inancında kalacaktır, zorlama olmayacaktır. Farklı olan bu gruplar kendi kültür ve değerlerine göre idare edilecek ve sorunları kendi örflerine göre karara bağlanacaktır. Ancak yine de bir anlaşmazlık olursa, konu Hz.Muhammede götürülecek ve onun kararı kesin olacaktır.

Medine Ahitnamesinin birinci maddesinde; Müslüman, Yahudi, Müşrik halklar birlikte yaşayacaktır, şehri savunacaktır, sözleşmeye sadık kalacak ve riayet etmeyenlere birlikte karşı koyacaktır. Böylece bunlar belirlenmiş özel bir grup olmaktadır. Bunu daha belirgin kılmak için Medinenin sınırları belirlenmiş ve şehir kutsal ilan edilmiştir. Yesrib'in-Medinenin içindeki halk bir bütündür, farklı unsurlardan oluşmaktadır. Yesrib'in içindeki ahali; çevredeki aynı kavim ve din/inançta olan insanlardan farklıdır. Yani Yesrib Şehir_devletinin tebaası(uyruk, vatandaş) olanlar bir önderin başkanlığında (Hz.Muhammed) birleşmişlerdir, bir “ümmet” olmuşlardır.

Görülüyor ki “ümmet” sözü, bir dine/inanca bağlı olanları değil, bir riyasete (önder, nebi, komutan, reis) tabi olan toplulukları ifade etmektedir. Şüphesiz “ümmet” aynı dinden de olabilir. Bunlar “müttefik”tir, ayrı unsurların birliğidir.

 

Medine Sözleşmesinin içeriği kısaca şöyledir:

(Sözleşme döneminde, Medine’nin toplam nüfusu, onbin civarındadır, Müslümanlar yaklaşık olarak %20 civarındadır. Buna rağmen Reis Muhammed’dir ve Müslümanların durumu örnektir. Ahitname, 47 Maddeden oluşmaktadır.)

Ümmetin her bir unsuru, kan bedellerini kendi örflerine göre verecektir. Muhacirler “kurtulma fidyesi”ni paylaşarak ödeyecektir. Diğer unsurlar da bunu örnek alarak ödeme yapacaklardır. Benu Avf, Benu Haris, Benu Saide, Benu Cuşem, Benu Neccar, Benu Amr, Benu Nebit, Benu Evs de bu esaslara uyacaklardır.

Müminler kendi çocukları da olsa haksızlığa karşı çıkacaklardır. Hiçbir mümin, kâfir yüzünden bir mümini öldüremez ve mümin aleyhine kâfiri destekleyemez. Yahudilerden ittifaka tabi olanlar, aleyhimizde bulunanlarla yardımlaşmadıkça; baskı görmeyecek ve korunmaya hak kazanacaktır. Yahudi ve Müslüman bir camiadır.

Bir mümin kendi başına barış yapamaz. Müttefiklerin askeri birlikleri, nöbetleşe görev yapacaklardır. Müminler, intikamlarını alacaktır. Müşrik, mümini himayesi altına alamaz. Bir mümin, bir katile yardım ve yataklık edemez. Üzerinde ihtilafa düşülmüş konu, Allah’a ve Muhammede götürülecektir.

Benû’n-Neccâr Yahudileri, Benû’l-Hâris Yahudileri, Benû Sâ’ide Yahudileri, Benû Sa’lebe Yahudileri, Benû’l-Evs Yahu dileri, Benû Cuşem Yahudileri,  Benû Sa’lebe Yahudileri, Cefne ailesi (Sa’lebe’nin bir koludur), Benû’ş-Şuteybe Yahudileri Benû Avf Yahudileriyle aynı haklara sahip olacaklardır. Yahudiler arasında bulunan kimseler de (Bitâne) bizzat Yahudiler gibi kabul edileceklerdir.

Hiçbir Yahudi, Muhammedin izni olmadan Müslümanlarla sefere çıkamaz. Savaşta Müslüm ve Yahudilerin masrafları kendilerine aittir.

Hiç kimse, müttefik aleyhine suç işleyemez. Mazluma yardım edilecektir. Yesrib vadisi kutsaldır. Himaye den ve edilen, aynı konumdadır. Müttefikler arasındaki tartışma ve öldürme olayları, Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir. Herkes bulunduğu bölgeden sorumludur. Belirtilen kurallara riayet edilecektir.

*

Görüldüğü gibi bu Sözleşmede, Müslümanların uygulaması, müttefikler eşit ve her birinin kendi inanç ve örfüne tabi olma esası vardır. Bugünkü uyarlama ile çeşitlilik, birlik, eşitlik, ortak dayanışma va savunma, herkesin inanç ve örfünde hür olması, İttifaka Muhammed'in Reis olması, anlaşmazlık halinde Müslümanların örnek alınması, sorunların Muhammed'e götürülmesi vardır.

Bu anlaşma; çoğulcu, katılımcı, özerk yapılı bir teşkilatı, ittifakı içermektedir.

***

Veda Haccı Hutbesi[1]

Hz.Muhammedin 632 yılında yaptığı son Hacda, farklı yerlerde yaptığı konuşmalardır. İslami sosyal nizama ilişkin istekleri bildirilmiştir. Metinlerde farklılıklar ve tekrarlar vardır. Bu durum farklı ravilerden derlenmesi nedeniyledir.

Uzun metinden yapılan kısa alıntılarla mesajın ruhu verilmek istenmiştir:

Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğunu kabul ve tasdik ederim. Allah’a sığınırız. ıAllah’a hamd olsun. O’nu över, O’na şükrederiz. O’ndan medet umarız. O’ndan bağışlanma dileriz, tövbe ıederek O’na itaate yöneliriz.

Sakın haksızlık ve zulmetmeyin. Sakın baskı, zulüm ve işkenceye âlet olmayın. Sakın zulme boyun ıeğmeyin. Haksızlığa rıza göstermeyin. İyice anlatabildim mi? Allah’ım, sen de şahit ol.

İnsanların mallarını eksik teslim etmeyin, değerlerini düşürmeyin, bedellerini eksik ödemeyin, ımallarını kötülemeyin, haksız rekabet yapmayın, aldatarak, hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ıederek insanların haklarını zâyi etmeyin, zayiine sebep olmayın. Ülkede, yeryüzünde bozgunculuk ıyaparak karışıklık çıkarmakta ve küfürde ileri gitmeyin. Cahiliye döneminin faizli alışverişleri kaldırılmıştır.  Cahiliye döneminde var olan kan davaları kaldırılmıştır. Kasten adam öldürmenin cezası, kısastır. Kasten öldürmeye benzeyen cinayet, sopa ve taşla öldürmedir. Diyeti, yüz devedir. Kim daha fazlasını isterse, o İslâm’ı benimsemeyen cahiliye dönemini özleyen biridir.

Arabın, Arap olmayandan ve Arap olmayanın Arap olandan bir üstünlüğü yoktur.

İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşrikler nasıl size karşı ıtopyekun savaşıyorlarsa, siz de onlara karşı topyekûn savaşın.

Ey insanlar! Kadınlarınızın sizler üzerinde hakları, sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Sizin ıonlardaki hakkınız, minderinize sizden başkasını oturtmamaları, meşrû tavsiyelerinizde size karşı ıçıkmamaları, hoşlanmadığınız kişileri izniniz olmadan eve sokmamaları, kötü söz söylememeleri, ıkötü fiil ve davranışta bulunmamalarıdır. Şayet bunları yaparlarsa, Allah onları engellemenize, ısıkıştırmanıza, yataklarında kendilerini yalnız hissedecekleri halde bırakmanıza ve hafifçe, ıincitmeden vurmanıza izin vermiştir. Bunlardan vazgeçer ve size itaat ederlerse, meşrû, örfe uygun ıölçüler içerisinde, rızıklarını ve giyimlerini sağlama sorumluluğunuz var. Kadınların iyiliğini isteyin, ıdurumlarının iyileşmesi için çaba sarfedin. Çünkü onlar müşterek hayatın gereği, kendileri adına bir ışey yapma gücüne ve imkânına sahip olmayan, sizinle birlikte yaşamak mecburiyetinde olan hayat ıarkadaşlarınızdır.

Ey insanlar! Meşrû şekilde sahip olduğunuz, üzerlerinde meşrû haklarınız ve düzgün insani ıilişkileriniz olan köle ve cariyelerinize, iş aktiyle bağlı işçilerinize hayırla muameleyi size tavsiye ıederim. Sofranızda bulunanları ölçü alarak, onların karınlarını doyurmanızı, giydiklerinizi ölçü alarak ıonların giyimlerini sağlamanızı tavsiye ederim.

Bütün ırklara mensup Müslümanların, Müslümanların kardeşi olduğunu bilin. Bütün mü’minler ıkardeştir. Kimseye, gönül rızası olmadıkça, kardeşinin malı helâl değildir. Sakın kardeşine haksızlık ıetmesin, hile yapmasın, hâince davranmasın, onun hakkında gıybet etmesin. Yalan yere yemin ıederek Müslüman kardeşinin malını alan cehennemden kendisine yer edinsin. Burada bulunanınız, ıbulunmayanınıza bunu tebliğ etsin.

Allah yanında en değerliniz, en üstününüz, en çok Allah’a sığınanınız, emirlerine yapışanınız, en çok ıgünahlardan arınıp azaptan korunanız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine ısahip çıkarak şahsiyetli davrananınız, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanınızdır. Allah her şeyi ıbilir, gizli-açık her şeyden haberdardır (el-Hucurât, 49/13).

Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri kesinlikle dinde aşırılıkları helâk etmiştir.

Ey insanlar! Allah sözlerimi işitip de belleyene, rahmetini merhametini ihsan etsin. Allah yüzünü ıağartsın. Mânâ yüklü sözlerimi anlamadan ezberleyen birçok insan var. Derin mânâlar içeren ısözlerimi bilen birçok insan, kendisinden daha yüksek anlayış sahiplerine bu sözlerimi ulaştırsın.

Şâhit ol yâ Rabbi, şâhit ol yâ Rabbi, şâhit ol yâ Rabbi!..

***

Bu anlatım ve ilkeler; (Mekke'de itikat, ibadet rabıtasını belirlemiş) İslam Dininin, "sosyal nizam" anlayışının esasını belirtmektedir. Ne çare ki Hz. Muhammedin vefatından sonra(632), ok yaydan çıktı ve zemberek boşaldı. Ümmet içinde ayrışma, kavga ve savaşlar oldu. Sahabeler taraf olup birbirine girdiler, öldüler, öldürdüler. Kimi bu dönemi tartışıp eleştirmekte; kimi de sahabeleri eleştirmeyi tabu görerek, konuyu örtbas etmektedir. Bu ayrışma günümüzde de devam etmektedir.

Ayrıca Hutbe içine, "Size iki emanet bıraktım; biri Kur'an diğeri sünnetimdir"cümlesi konulmuş. Oysaki bunun aslı şöyledir:" Size iki emanet bıraktım; biri Kur'an diğeri "Ehl-i Beytim"dir". Mezhep-tarikat çekişmesinin izleri vesikalarda da görülmektedir.

Bu "tevil" ve "Hadis uydurma" geleneğinin mucidi, Muaviye bin Ebu Sufyan'dır. Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı Devletleri "Sünni İslam" inanç yönetimi ile idare edildiler. Sünniliğin mucidi Muaviye'dir. Şia İmamet ile yönetilmektedir. Her iki sistem de teokratik ve otoriterdir, Emirci-Sultancı-Şahçıdır. Tek adamımın hükümdarlığına göre İslam Hukuku şekillenmiştir.

İslam Hukuku, din/inanç esasına dayalıdır. Egemen olan İslami değerler ve düzenlemedir. Uygulamada; din/inanç esasına dayalı bir "çoklu hukuk sistemi" vardır. Müslümanlar, diğer inançları korumakta ve bu nedenle onlardan "öşür/haraç" almaktadır."Eşitlik" ancak "milliyet"ler içindedir. Yoksa bir Müslüman, başka bir "Ehl-i Kitap"la eşit değildir. Yani burda, demokrasideki gibi, kanun önünde, "devletin tebaası olan herkes eşit" değildir. Modern hukukta "devletin tebaası olan herkes "vatandaş"tır ve eşit hak/mesuliyet sahibidir".Yani, bir ortaklık/sözleşme vardır, her vatandaş bunun ortağıdır. Diğer bir ifade ile herkes "devletdaş"tır. Devlet yönetiminde, imkân ve yükümlülüklerde eşit ve ortaktır, din ve inancında kendi "milliyet" hükümleri geçerlidir. "Milliyet", din ve onun diyaneti anlamındadır. Medine Sözleşmesi, İslamiyet diyanetini esas ve fakat diğer diyanetleri "özerk" bırakmaktadır. Bu prensip; birlikte yaşayan toplumda, kavim, lisan,  din-mezhep çatışmasını önlemektedir. Ana fikir budur. İslam ülkelerinde, tarihi süreç içinde örf/menfaat saikiyle sapmalar/acı tecrübeler yaşanmıştır.

Demokratik, özerk, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi bir İslami Yönetim biçiminin fıkhî esaslarının inşası ve ilanı, ehlini beklemektedir.

 

[1] sonpeygamber.info/veda-hutbesi-tam-metin; ‎

   http://www.ahmettekin.net/?veda-hutbesi(turkce-tam-metin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim