• BIST 77.689
  • Altın 128,066
  • Dolar 2,9818
  • Euro 3,3054
  • Adana : 36 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 30 °C

İslamiyet terör ve siyaset 2

12.07.2016 06:00
Hasan Çevik / Yazar

Hasan Çevik / Yazar

İnsanlığın akıttığı kanların hemen hemen tamamı dine fatura edilen kanlardır. Yani dinler bir anlamda kan dökmenin meşrulaştırıldığı hatta ibadete dönüştürüldüğü birer şiddet odağı haline getirilmiştir. Bağdaştırmak mümkün değil ama maalesef tarihin en büyük savaşları ‘Tanrı için’  denilerek yapılan savaşlardır.

Kendini din adına sonsuz yetkili gören bazı kişi ve örgütler insanların yaşamını cehenneme çevirmiştir. Bunu en iyi anlatan örnek ise Afganistan’da Taliban; Irak, Suriye ve Türkiye’de IŞİD terör örgütlerinin yaptıklarıdır. Kocası Taliban tarafından öldürülen Afgan bir kadının sözleri sanırım ne demek istediğimi anlatmaya yeterlidir.

“Cin, şeytan gibi çıkıyorduk sokağa. Birbirimizi tanıyamıyorduk. Erkekleri tanıyabiliyorduk sadece. Çader denen çarşaf topuğa kadar olduğu için çıplak ayaklar fark ediliyordu. Çıplak ayakla yakalanan kadınlar beyaz tenli ve güzel ayaklıysa daha çok kırbaçlanıyordu. Çader öylesine sert ve ağırdı ki başımda tas taşır gibi oluyordum. Başımı yana çeviremezdim. Tıpkı koşumdaki atlar gibiydik.

Kadınsı hatlarımız belli olmasın diye 5 metrelik çader kumaşı tepemizde kalın plilerle birleşiyordu. Göz bebeklerimiz hizasında toplu iğne başı kadar iki delik vardı sadece. Kokuları bile alamıyordum. Sokaklarda dolaşan ‘kötülüğü engelleme’ gruplarının, uygunsuz dedikleri kadınlara istedikleri kadar kırbaç vurma hakları vardı.

Erkekler sarık yahut külah takmaya mecbur. Eğer saçları bunların dışında kalıp görünüyorsa hemen kazınıyor. Sakallar avuçlanıp ölçülüyor. Avucun dışına çıkacak uzunlukta değilse dayak ve hapis cezası var. Ezan sesi duyulduğu an herkes panikle camiye koşuyor. Ab-dest var mı yok mu bakılmıyor. Toplayıp namaza götürüyorlar”  (Hürriyet gazetesi 22 Temmuz 2001)

Din siyasete ve kötü emellere alet edilerek İslami radikalizmin kaynağı olan Sünni-Şii çatışması yaratılmış ve bölgemiz kan gölüne döndürülmüştür.  Bu olay gerçekte Şii ve Sufi Müslümanları yok edilmesi gereken kâfirler olarak gören Vahabiliğin yarattığı bir sonuçtur. Ancak bu durum siyasetçilerin ve emperyalistlerin rahatlıkla kullanabildikleri bir alan haline gelmiştir.

Eminim herkes farkındadır. Ülkemiz maalesef çok ciddi bir terör tehdidi altındadır. Sözüm ona ‘din adına’ gözünü kırpmadan adam öldüren katiller ordusu, terör örgütleri bölgemizde yaratılmış ve silahlandırılmıştır. Sınırlarımızın kalbura döndürülmüş olması da terör örgütlerinin işine yaramıştır. Ellerini kollarını sallayarak ülkemize giriş yapan bu katiller örgütlenmiş, kendilerine propaganda alanı bularak sempatizan toplamış ve canlı bombalar yaratmıştır. Bu şekilde tüm şehirlerimiz ne yazık ki yeni ve kanlı eylemlere açık hale getirilmiştir.

Türkiye tıpkı Irak ve Suriye gibi IŞİD’in savaş alanı haline gelmiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesine sunulan iddianamede savcılık IŞİD militanlarının Suriye’den giriş yaptığını ülkeden militan adayı devşirdiğini ve bunları kırsal kesimde eğittiğini iddia etmiştir. Ayrıca bu kaos ortamında PKK eylemlerinin de hız kazanacağı öngörülmektedir.

Hal böyle iken adına Mülteci denilen bazı ne olduğu belirsiz insanların vatandaşlığa kabulü ise akıllara durgunluk veren siyasi bir karardır. Avrupa Suriyelileri geri göndermek için milyarları gözden çıkarıyor iken bizimkilerin bu kararı alması sorumlu devlet adamlığından oldukça uzaktır. Böylesi bir gelişmenin ülkenin orta yerine canlı bomba yerleştirmek anlamına geleceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.

Gelen tepkiler üzerine Başbakan “biz teröristleri vatandaş yapmayacağız” diye bir lütufta bulundu. Ben de sormak istiyorum. Sayın Başbakan siz bunların terörist olup olmadıklarını ya da olmayacaklarını nasıl anlayacaksınız? Yoksa siz savcılıktan ‘iyi hal kağıdı mı’ isteyeceksiniz? Üstelik bu olayın sadece terör boyutu yoktur, onlar için ne çareler düşünmektesiniz?  Hem bunu niçin yapıyorsunuz? 

Biz sizin gizli ajandanızı biliyoruz. Halkı kandırmaya çalışabilirsiniz ama unutmayınız ki her şey bir yere kadardır. Lütfen şu sözü unutmayınız..

 “Dünyanın yarısını her zaman ve dünyanın hepsini bir zaman aldatmak mümkündür; fakat bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Hasan Çevik – 10.07.2016

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim