İsmet İnönü dönemi: 1938-1950 (1)

İsmet İnönü (24 Eylül 1884, İzmir - 25 Aralık1973, Ankara): Bir Osmanlı zabiti-aydını, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi, Cephelerde Komutan olarak çalışmış ve kader onu Mustafa Kemal ile birleştirmiştir. Mustafa Kemal Birinci Ve İsmet İnönü İkinci Adam oldu. Mustafa Kemal karar veren ve İnönü onu ete-kemiğe büründüren Kurmay olarak çalıştı. Atatürk yol açtı, o da tesviye yapıyordu. Ne zaman ki tek başına kaldı, Mustafa Kemalin gölgesinden çıkamadı ve onun ideallerini gerçekleştirdi. İkinci Dünya savaşına Türkiye'yi sokmamış olması ve çatışmasız iktidarı Demokrat Partiye devretmesi en büyük zaferleridir.
Uzun yaşamı ve Türkiye'nin oluşmasında bulunduğu görevler nedeniyle hakkında çokça yazıldı. Bizim amacımız bir biyografi değildir. Siyasi tarihimizi doğru anlamak ve günümüz sorunlarına çözüm bulmak amacıyla geçmişi şöyle bir gözden geçirmek ve anımsamak olacaktır. Bu konu, birçok kurumca araştırılmakta ve hakkında yayınlar yapılmaktadır. Birçok akademisyenin bu yayınlarla ünvanlar aldığı da bilinmektedir.
İsmet İnönü, Tek Adam Döneminin de İkinci Adamıdır; Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı ve İsmet İnönü Başbakandır. Cumhuriyet özellikle bunların yönetiminde şekillenmiştir. Demek oluyor ki İsmet İnönü; Kurtuluşun, Kuruluşun, Atatürk Döneminin ve Kendi Milli Şef Döneminin, Çok Partili Dönemin, 1960 Darbe Döneminin, 1960 Sonrası Koalisyon Döneminin birinci ve bazan ikinci aktörüdür.
Biz burada sadece, 1938-1950 döneminden söz edeceğiz:
*
Sadık Can[1], İnönü Dönemine ilişkin ayrıntılı bir çalışma yayınlamıştır. Burdan özet alıntılarla anlıyoruz ki bu dönemin en büyük talihsizliği, 1939-1945 yılları arasında yaşanan II. Dünya Savaşı’dır. 1945-1950 arası, Türkiye'de çok partili yaşamın ikinci defa denendiği ve İsmet Paşa’nın çabasıyla başarıldığı dönemdir.
İsmet İnönü 1937 yılında Başbakanlıktan ayrılmakla birlikte, CHP içindeki gücünü ve ağırlığını korumuş, orduyla olan temasını da hiç kesmemiştir. İsmet İnönü, Atatürk kadar karizmatik özellikler taşımasa da Kurtuluş Savaşı yıllarındaki askeri başarıları ve CHP içindeki etkinliğiyle 1950 yılına değin ülkeyi tek başına yönetmeyi başarmış ve bu döneme damgasını vurmuştur.
26 Aralık 1938’de toplanan CHP Üçüncü Büyük Kurultayı idi. Bu kurultay İsmet Paşa’nın değişmez genel başkan ve Milli Şef ilan edilmesiyle sonuçlanmıştır. Böylece İsmet Paşa için yaklaşık 12 yıl sürecek olan milli şeflik dönemi başlamış oluyordu.
Ne zaman sonuçlanacağı bilinmeyen savaş nedeniyle çok sayıda gencin askere alınması ve temel ürünlerle ilgili olarak devlet stoklarının geniş tutulması nedeniyle iç piyasada büyük darlık yaşanmış ve ürünlerin fiyatları olağanüstü artmıştır. Aynı dönemde hükümet stokçu, karaborsacı ve fırsatçılarla yoğun bir şekilde mücadele etmişse de, bu mücadelede toplumun geniş katmanlarını tatmin edebilecek bir başarı elde edilememiştir.
Kasım 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ile servetlerin bir defaya mahsus vergilendirildi. Vergisini ödemeyenlerin bedensel çalışmaya tabi tutuldu ve bu uygulama büyük tartışmalara yol açtı, sonuçta 1944 yılı başlarında kaldırıldı.
Türkiye silah sanayinde kullanılan kromu savaşan ülkelere satarak önemli ölçüde döviz elde etti.
Toprak ve tarım reformu çalışmaları başarıya ulaşmamıştır.
İnönü döneminin eğitim ve kültür alanındaki diğer gelişmelerini, klasik müzik eğitimine önem verilmesi, tiyatronun yaygınlaştırılması, yeni kitaplık ve kütüphanelerin açılması, doğu ve batı klasiklerinin Türkçeye kazandırılması şeklinde özetlemek mümkündür.
1940 yılında kırsal kesime öğretmen yetiştirmek amacıyla açılan Köy Enstitüleri, Türkiye’nin dünya eğitim tarihine kazandırdığı en özgün modellerden biri olarak bilinmekle birlikte büyük tartışmalara ve siyasi çekişmelere neden olmuştur.
İsmet İnönü’nün iktidardan ayrıldığı yıl 1950 itibariyle Türkiye’nin eğitim ile ilgili ulaştığı rakamlar şöyledir: 17.428 İlkokul, 34.922 İlkokul öğretmeni, 406 Ortaokul, 4.364 ortaokul öğretmeni, 88 Lise, 2.954 lise öğretmeni Bunların yanında 1950 yılına gelindiğinde Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi’nde toplam 1361 öğretim elemanı vardı ve öğrenci sayısı 20.469’a ulaşmıştı.
*
II.Dünya Savaşı ile birlikte Batı’da yeni bir dünya kurulmuş ve yeni dengeler oluşturulmuştur. Türkiye’nin bu yeni oluşum içinde yerini alabilmesi için Batı’nın hemen her alandaki norm ve standartlarını benimsemesi zorunlu hale gelmiştir.
Türkiye’nin Batı’ya yönelmesini hızlandıran asıl önemli gelişme 1945 yılındaki Sovyet tehdididir. Stalin yönetimindeki Sovyet Rusya’nın 1925 yılındaki antlaşmayı uzatmayacağını açıklaması ve bununla yetinmeyerek Kars, Ardahan ve Artvin’i isteyen ve Boğazların ortaklaşa savunulmasını öneren bir nota vermesi Türkiye’de büyük bir tepkiye neden olmuştur.
Bu tehdit yüzünü zaten Batı’ya dönmüş olan Türkiye’nin başta A.B.D olmak üzere, Batı dünyasıyla ilişkilerini geliştirmesini hızlandıran temel etken olmuştur.
Türkiye’de, CHP dışında başka siyasal partilerin de kurulması gerektiği yolundaki ilk ciddi açıklama Birleşmiş Milletler Örgütünün kuruluşu için San Fransisco’da bulunan Türk heyetinden gelmiştir. San Fransisco’daki Türk temsilciler artık Türkiye’de demokrasinin kurulacağını açıklamışlardır.
19 Mayıs 1945’te CHP Meclis Grubu başkanlığına verilen "Dörtlü Takrir"dir. Celal Bayar, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Adnan Menderes’in imzalarının bulunduğu bu takrirdir. Bu şekilde çok partili siyasal hayata geçiş için bir önemli adım daha atılmıştır.
Bu ılımlı havanın etkisiyle ilk olarak 18 Temmuz 1945’te Milli Kalkınma Partisi kurulmuştur.
Ocak 1946 da CHP’den ayrılmış olan Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü’nün önderliğinde Demokrat Parti kuruldu.
21 Temmuz 1946 tarihinde ilk "tek dereceli ve çok partili seçimler" yapılmıştır. "Çoğunluk-ekseriyet" sistemine dayanan ve "açık oy-gizli tasnif" esasına göre yapılan bu seçimlerde CHP 390, DP 66, bağımsızlar ise 7 milletvekili çıkarabilmiştir.
CHP-İktidarı içinde kaynamaların devam ettiği bir dönemde DP içinde de tartışmalar çıkmış ve Fevzi Çakmak önderliğindeki bir grup ılımlı parti üyesi, istifa ederek, 20 Temmuz 1948’de Millet Partisini kurmuşlardır.
Seçim yasasında yapılan değişikliklerden sonra 14 Mayıs 1950’de yine çoğunluk sistemine göre olmakla birlikte "gizli oy-açık tasnif" esasına göre yapılan genel seçimlerde, bu kez DP üstünlük sağlamış ve 23 yıllık CHP iktidarı sona ermiştir.
Oyların % 53’ten biraz fazlasını alan DP, 408 milletvekili çıkararak parlamentonda % 85’lik bir güç elde etmiştir. % 40 oy alan CHP ise 69 milletvekili çıkararak parlamentoda % 15’lik bir oranla temsil edilme durumuna gelmiştir. Bu seçimde MP (Millet Partisi) % 3.1 oyla 1 milletvekili çıkarmış, % 4.8 oyla da 9 Bağımsız milletvekili seçilmiştir.
Ne olursa olsun seçimler sonucu 1923 yılında devleti kurmuş olan CHP, kansız ve kavgasız bir şekilde iktidarı Demokrat Parti’ye devretmiştir.
*
Ali Ata Yiğit[2], İnönü Dönemini, özellikle, eğitim, Türkçü akımlar yönünden incelemekte ve ilginç açıklamalar yapmaktadır. Uzun ve ayrıntılı, çokça kaynakçaya dayalı bu çalışmadan alıntı ve özetlemelerle konuyu anlamak yararlı olacaktır:
Köy Enstitüleri: Atatürk döneminde açılan Köy Muallim Mektepleri, Köy Eğitmen Kursları ve Köy Öğretmen Okulları ile sağlanan birikim ışığında, İlk Öğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un geliştirdiği köye özel öğretmen yetiştirilmesi esasına dayalı Köy Enstitüleri projesi, 17 Nisan 1940’da kabul edilen 3803 sayılı kanunla hayata geçirildi.
Bu projeyle kırsal nüfusun aydınlanması, ziraatın gelişerek köylerin kalkınması ve giderek çağın özelliğine uygun yeni bir hayat tarzının gelişmesi öngörülmekteydi. Dolayısıyla her bakımdan iddialı bir projeydi ve daha ilk günden itibaren tartışılan, eleştirilen, taraftarlarını ve karşıtlarını yaratan bir uygulama oldu.
Tartışmaların odağında ise, sınıf bilincine sahip köylü bir nüfusun oluşacağı endişesi vardı. Zira Köy Enstitüleri, köy ilkokullarını bitirmiş köylü çocukların, köy ortamında yapacakları beş yıl süreli bir tahsil sistemine dayalıydı. Mezun olduktan sonra ise, köylerde 20 yıl süreyle mecburi hizmet yapacaklardı. Bu sebeple eğitim-öğretim işlerinin yanı sıra ziraatla, hayvancılıkla ve ustalık gerektiren bir takım işlerle ilgili geniş bir programla yetiştirilmeleri öngörülmüştü.
21 Temmuz 1946 seçimlerinden iki hafta sonra, Maarif Vekili Hasan Ali Yücel görevinden istifa etti. Yerine Reşat Şemsettin Sirer getirildi. 21 Eylül’de ise, enstitülerin mimarı konumunda olan İlk Öğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç istifa etti. 1947’de Tonguç’un “Köy Enstitülerinin beyni ve kalbi” dediği Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. Aynı yıl Köy Eğitmen Kurslarına son verildi.
Enstitülerin yatılı ve kırsal bölgelerde olması dolayısıyla yapılan eleştiriler neticesinde, kız öğrenci sayısı süratle azaldı. Nitekim 1945 yılında 1.475 olan kız öğrenci sayısı, 1950’de 721’e düştü[3].
Savaş yıllarında, halkın maneviyatını arttıracak çalışmalara ihtiyaç vardı. Fakat geçmişi canlandıracak bir yola girilmesinden endişe edildiği için yaygın bir yöntemden imtina edildi. Hatta bazı illerde büyük camiler, savaş hazırlıkları kapsamında ikmal amaçlı olarak kapatıldı. Buna mukabil Kuran Kurslarının sayısı artırıldı. 1938-1939 eğitim-öğretim yılında bütün Türkiye’de 28 Kuran Kursu ve bu kurslarda 1069 öğrenci vardı. 1939-1940 döneminde kursların sayısı 48’e, 1941-1942’de 65’e yükseldi. Öğrenci sayısı ise 1.783’e ulaştı[4].
İstanbul Defterdarlığına atanan Faik Ökte’nin yayımladığı kitap ile derinleşti. Ökte, Varlık Vergisi’nin iktisadi sebepler kadar, sermayenin Türkleştirilmesine yönelik bir çabanın eseri olduğunu ifade etti. Ökte’ye en sert cevabı, yayımladığı Açık Mektup ile Adalar Gençlik Kulübü Başkanı Meriç verdi: “Türklüğün iktisaden kalkınmasını ve vatanı müdafaa etmek için ordusunun o günkü şartlara karşı ayakta tutmasını temin eden bir vergi kanununun sırlarını bir hain gibi ortaya serdin… Varlık Vergisinin çıktığı günlerde tıkanası sesin çıkmıyordu” dedi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












