• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

İstismar

21.05.2014 09:22
Talat Özyürek / Yazar

Talat Özyürek / Yazar

               İnsanlık tarihi boyunca hep yönetenler ve yönetilenler ola gelmiştir. Yönetenler ‘hakimiyet’ unsuru olarak değerli ve kutsal olan her olguyu, bu gaye uğruna kullanmışlardır. Tarih boyunca bu değerli ve kutsal olan olguların başında hep din gelmiştir. Hz. Peygamberin vefatından hemen sonra, Müslümanlar arasında ortaya çıkan ‘yönetme’ sorunu, dini öğeleri toplumsal ve siyasal hayata taşımıştır.

               Dinin siyasetten ayrı olduğu görüşü, insanın değişik hayat alanlarında dinin rolünü silme ve minimum dereceye indirmeyi savunur. Bu görüş esasınca insan akıl ve bilim aracılığıyla kültür, siyaset, hukuk, ekonomi, iletişim, adap ve birlikte yaşam kanunlarını öğrenip yasalaştırabilir ve hayatı idare etmede dinin müdahale etmesine bir gerek yoktur. Bu düşüncenin egemenlik kurmasının kökeni ortaçağ ve ondan sonra tahrif edilmiş Hıristiyanlığın yetersizliğine, kilise ehlinin istibdat ve zorba hâkimiyetine ve İncil öğretilerindeki akıl-bilim çatışmasına dayandırılabilir. İslam dünyasında dinin siyasetten ayrı olduğu düşüncesi ise düşünülemez. Dinin siyasetten ayrı olduğu görüşü(sekülerizm) siyaset,devlet,bilim ve ahlak gibi insan hayatının değişik alanlarında dinin rolünü silmeyi veya ona itina etmemeyi ve onun etkisini minimum dereceye indirmeyi savunan ve bu düşünceyi yayan kimselerin eğilim ve görüşüdür.

             Ülkemize gelecek olursak din istismarı maalesef  her zaman değişik siyasi metodlarla yapılmıştır. Başbakanımızın iktidara geldiği ilk dönemde verdiği bir beyanat var anımsarsanız bizde zaman zaman bu hataya düştük, ama artık bu durum değişti; siyasette dinin istismarı kırmızı çizgilerimizden biri tabii bu beyanat takdirle karşınlamalıdır. Akıllı adam Başbakan geçmişteki hatalardan ders çıkarmıştı, mazide  mensup olduğu Milli Görüş Hareketi dini siyasete fazlasıyla alet etmiş hatta RP’ye oy verenlerin Müslüman, vermeyenlerin kafir olduğunu söyleyecek kadar ileriye gitmişlerdi; Ama MGH içindeki gelişimci kanat, RP eşittir İslam söyleminin yanlışlığını, hareketi marjinalliğe esir ettiğini gördü ve dini politik gayelerle kullanılmasına son verdi; AKP ise sekülerliğin tabanında yatan ilkeyi, din/siyaset/devlet ayırımını samimiyetle benimsemişti.

            Türk halkının büyük çoğunluğu dini değerlere saygı  gösterilmesini istediği kadar, demokratik ve seküler düzene bağlı bir toplumdur çok şükür ama her daim irtica ,şeriat gelecek tasası her daim milletimizin bir paranoyası haline gelmiştir maalesef. Fakat yadsınamaz bir gerçekte vardır ki din sosyologlarının geleneksel toplumdan modern topluma geçişle beraber dinin gerek toplum, gerekse bireyler için anlamını yitireceğine ilişkin teoriler tamamıyla tırı vırı çıkmıştır. Tamam dini kurumlar kuvvetini kaybetmiş olabilir, ama dini inanışlar çeşitli şekillere bürünerek canlılığını sürdürmüştür. ABD’ de Avrupa da Çin ve Japonya da çıkan yeni dinsel akımlar; Doğu Avrupa da Hristiyanlığın, orta asyada islamın geri gelişi L.Amerika ve G.korede Protestanlığın yayılması gibi…

     Türkiye’de ki din istismarı sosyo-ekonomik adaletsizliklerin ve özgürlükler tabii din özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların buna ortam hazırlamaktaki faktörü azımsanamaz bir gerçektir ki siyasi, sosyal ve ekonomik sıkıntıların yaşandığı her ortamda din, politik mobilizasyon gayesiyle kullanılır ve her dönem kullanılmıştır.

       Diyanet işleri başkanlığı bile, devletin dönemsel davranışlarına göre bazen komünizme, bazen irticaya, bazen statükoya, bazen oligarşiye, bazen faşizme bazen bölücülüğe karşı mücadele halinde olmuştur,  ama bir çok zamanda devletin sipariş ettiği amaçların hizmeti için çalışmıştır özellikle darbe dönemlerinde…

       Diyanet İşleri Başkanlığı  üzülerek söylemeliyim ki insanların dini yaşantısını devlet adına yönetmektedir ve statüko her daim sürmektedir. Yolsuzluğun oluk gibi aktığı son dönemlerde Diyanet ‘affetmek’ ile ilgili hutbe hazırlamıştır. 27 Mayısta darbecilere destek vermeyenlerin hem bu dünyada hem de ahirette çeker! 12 Martta bölücülük irtica gibi devletin mücadele etmesi gereken kırmızı çizgilerini  Diyanet, kendi çizgileri olarak benimsemiş ‘nurcu’ları mürteci ve bölücü ilan etmiştir. 12 Eylülde diğer darbe dönemlerinde olduğu gibi devletin ideolojik manipülasyon aygıtı olarak kullanılmış darbeyi ‘milli birlik ve beraberliğimiz için gerekli’ olarak tanıtmıştır. 28 şubatta ise merkezi vaaz ve hutbe uygulamasına geçilmiş, Diyanet yöneticilerine iletilen siparişler,doğrultusunda vaazlar ve hutbeler hazırlanmış, Camiiler maalesef her dönemde siyasetin tayin ettiği kutuplaşmalara sahne olmuştur.

           

            Sıffin savaşında  Kuran sayfaları mızraklarının ucuna takılarak savaş meydanlarında kullanılmıştır. Kuran ya da din diyelim ta evveliyatından beri siyaset için  istismar edilmeye başlanmıştır, yine Hz. Osman’ın şahadeti, dini değil tamamen siyasidir ki hiç bir İslam müfessiri dini akideye karşı yapılmış dini bir çatışma olduğunu söylememişlerdir.

              

              Daha  yakın zamanda makamını korumak için Mısır müftüsü darbe ile iktidara gelen askerlerin yanında saf tutmuş subaylara verdiği fetvada sokaktaki mursi taraftarlarını öldüren kişilerin cennete gireceğini, harici, olduklarını toplumun huzurunu bozduklarına, dair fetva vermiştir.

                

               Verdiğim örneklerde dinin siyasete alet edilmesi meselesi yalnızca Müslüman toplumlarında oluyor algısı oluşturmasın sakın dünyada bir çok örneği vardır,  fener rum patrikhanesi’nin vatikan’la olan ekümenik polemiğinin siyasete yansıtılması gibi…

               Şeriatın dini, faşizmin milleti yoktur; Din üzerinden siyaset yapmak teokratik,oligarşiyi savunmak,ırk üzerinden siyaset yapmak,  faşizmi savunmak, bu gün olduğu gibi hep totaliter sistemleri doğurmuştur. 

 

             Gerek ülkemizde gerekse dünyada din her zaman siyasi argüman olarak kullanılmıştır, kimi yerde çok kullanılmıştır da kimi yerde az kullanılmıştır ama kullanılmıştır laikliği elbette bende savunuyorum ama realite ortadadır laiklik deyin sekülerizm deyin ne derseniz deyin tanımdan ileri gitmemektedir.

                                                                                                      Sevgi ve Dua ile…

   

                     

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim