İzzet Günay veliahtını Adana Medya’ya açıkladı

Yeşilçam’ın revaçta olduğu dönemler yeteneğiyle erkekleri, yakışıklılığıyla da kadın izleyenleri kendisine hayran bırakan Türk Sineması’nın usta jönü İzzet Günay, evinin kapılarını Adana Medya okurları için açtı. Adana’nın hayatında önemli bir yeri olduğunu belirten sanatçı, “Ne vakit bu sıcak memlekete gittiysem, insanları tarafından hep sıcakkanlı karşılandım. Adanalı bir çok dostum ve hepsiyle orada güzel hatıralarım var” dedi. Günay, orta kulakta yer alan sıvı kaybı probleminin seyahat etmesine engel olduğu için uzun zamandır Adana’ya gelemediğini ifade etti. Adana’nın büyük sanatçılar yetiştirdiğine dikkat çeken Günay, yeni çağa yakın jön olarak Kıvanç Tatlıtuğ’u gösterdi.
Yeni çağın jönü olarak Adanalı Kıvanç Tatlıtuğ’u görüyorum
ADANA MEDYA - Yeşilçam’ın jönlerinden İzzet Günay, Türk sinemasından özel hayatına kadar pek çok konuda Adana Medya’ya samimi açıklamalarda bulundu. Adana’yı çok sevdiğini belirten Günay, “Bu sıcak kente her gittiğimde insanları tarafından sıcakkanlı karşılandım. Bir çok güzel anılarım oldu. Tatlı hatıralar biriktirdim” dedi. Gazetemiz ekibini İstanbul Beşiktaş’taki evinde ağırlayan Günay, duyduğu özlemi ifade edip Adanalı dost ve ahbaplarına selam göndermeyi ihmal etmedi. İzzet Günay, 23 yaşında tiyatroya başlamış. Hem de Dormen gibi gerçekten ekol olmuş bir kurumda. Haydarpaşa Lisesi'nde okurken okul temsillerinde oynamış. Sonra da Yeşilay gençlik kolunda sahneye çıkmış. Amacı da mimar olmakmış. Askerliğini yaparken, hem çizgi yeteneğini geliştirmiş hem de sanki "geleceğin bir sinemacısı gibi" savaş taktiklerine dayalı hikayecikler yazmış. Ancak askerden sonra, bir memur çocuğu olarak çalışmak zorunda olduğunu görmüş. Bir gazete ilanı hayatını değiştirmiş: "Dormen Tiyatrosu tiyatro sanatçısı olacak gençleri yetiştirmek üzere bir kurs açıyor." O da lisede sahneye çıkmış, sonradan Balarısı olan Engin'in Aksaray'daki dans okulunda hocalık yapmış (dansı çok sever, hatta dans yarışmalarına katılırmış), üstelik çok da yakışıklı bir genç olarak "Niye olmasın? "demiş. Ve başvurmuş: Beyoğlu'nda 12 resim çektirip vererek... Aradan günler geçmiş. Ses seda yok. "Bari resimleri kurtarayım" deyip o zamanlar oturduğu Salacak'taki evinden Beyoğlu'na inmiş, tiyatroya gitmiş. Daha fuayeye girerken, Haldun Dormen "Siz İzzet Günay değil misiniz? Şimdi mektubunuzu yolluyorduk" demez mi?
ZEKİ MÜREN SİNİRLENMESİN
Şöyle diyor: "Hayatımın en önemli olaylarından biriydi bu. Rahmetli Asaf Çiğiltepe, yine rahmetli İlhan İskender ve Haldun birlikte beni seçmişlerdi. Üstelik Asaf bana hemen sahne amirliği de önerdi. Benim gibi gencecik ve hiçbir şey bilmeyen biri için ne müthiş fırsat. Onlardan çok şey öğrendim. Haldun Dormen gibi bir tiyatro adamının eline düşmem büyük şanstı. Ondan yalnız tiyatroyu değil, bütün yaşamı öğrendim. Ona çok büyük saygım var; hem insan kişiliğine hem de sanatına. Ve ona çok şey borçlu olduğumu biliyorum. Böyle adamlar vardır, hayatınızı müthiş etkileyen, değiştiren. Bir de bana antikayı ve antikacılığı öğreten Ali Kazgan ustayı da anmalıyım." 1959 yılında ilk filmini çevirmiş: "Kırık Plak". Zeki Müren'in şoförünü oynamış. Şoför deyip geçmeyin... Yönetmen Osman Seden, hem eli-yüzü düzgün, hem araba kullanabilen, hem de lafını unutup "Zeki'yi sinirlendirmeyecek" bir tip arıyor. Tercihan tiyatrocu... Şöyle diyor: "9 günlük bir roldü. 150 lira yövmiye. O zaman 300 lira maaş alıyorum tiyatrodan. Çok önemli para. Ve daha bonolara geçilmemiş, para tırık ödeniyor." Sonra yine tiyatroya dönmüş. Ama işler iyi gitmiyor, "Pasifik Şarkısı" adlı kalabalık kadrolu Gülriz Sururi müzikali, koskoca Atlas Sineması'nda iki seksen yatıyor. İki temsil arası Orhan Aksoy geliyor, dönemin ünlü yönetmeni Hulki Saner'in asistanı. "Sizi yarın Turgut Demirağ'ın platosunda bekliyoruz" diyor. O aralar "bohem takılmak için", Nev-i zade sokakta oturuyor, ilk eşi, rahmetli Semine'yle... Ve Ayhan Işık filmi "Çifte Nikah"la sinemaya dönüyor. Hem bu kez kesin kalmak üzere. O filmde komik jön oluyor. Ve uzun süre bu karakter sırtına yapışıp kalıyor. Sonra, sinemadan üstüste teklifler gelince, tiyatroyu bırakmak farz oluyor. Haldun'a gidiyor, süklüm püklüm. Ama Haldun öyle anlayışla karşılıyor ki. "Bir tiyatrocunun karşısına çıkacak en büyük fırsatlardan biri bu. Mutlaka denemelisin ve başarmalısın" diyor. Ve tiyatro bir oyuncu kaybediyor. Ama Yeşilçam yepyeni bir jön, giderek bir büyük star kazanıyor.
İKİ KADINI ÇOK SEVDİM
İzzet Günay 1980'lerde yaptığı birkaç filmden nefret ediyor. TV'ye de uzun süre uzak kalmış. Ama şimdi çok popüler bir dizide oynuyor ("Aşka Sürgün") ve çok da beğeniliyor. Yeni teklifler de sıradaymış. Tuhaftır, bu saçlarını boyamaktan vazgeçip beyaz rengine dönmesiyle başladı. "Evet, haklısın. O simsiyah saçlardan sıkılmıştım. Doğal rengine bıraktım. O ara Okan Bayülgen'in programına çıktım. Ve ertesi gün teklif geldi. Ben de oyunculuğu özlemişim, döndüm. Sanki beyaz saç bana uğur getirdi!". Dizide oynarken, yeniden disipline girmiş hayatı: "Bir çok genç insanla çalışıyoruz. Onlar bizden çok şey öğreniyor bizi gözlemleyerek. Ama biz de onlardan çok şey öğreniyoruz. Ve çok şey paylaşıyoruz." Dizide oynadığına en çok oğlu Ömer açısından memnun: "O 1971 doğumlu. Beni hiç perdede görmedi, ancak ekrana gelen eski filmleri izledi. Şimdi o beni günü gününe izliyor, yeni doğan torunum da yanımızda. Bundan güzel şey olur mu?" Ve sonra İzzet bana sevgili eşi, bizim de aile dostumuz İpek'ten söz ediyor. Onunla ne kadar mutlu olduğunu belirtiyor: "Hayatımı tümüyle onun ellerine teslim ettim. Ve bundan hiç pişman da değilim." O, hayatına karışan iki kadını da çok sevmiş ve onlara çok şey borçlu olduğunu itiraf etmekten asla kaçınmıyor.
SİZİ NEREDEYSE HİÇBİR FİLMİNİZDE SAKALLI GÖRMEDİK. JÖN OLMANIN PÜF NOKTALARI NELERDİR?
Dönemin bir jön oyuncusu olarak örnek teşkil etmek hakikaten güzel. Geçenlerde bir dizi için konuşmaya gittiğimde de “hiç bıyık bıraktınız mı?” diye sordular. Benim hiç bıyığım veya sakalım olmadı. Belki sadece birkaç filmde hafif bir kirli sakal ile oynamışımdır veya bıyıklı görünmüşümdür ama onlar da takmadır. Mesela, 1968 yılında, Türkan Şoray ile birlikte rol aldığım “Vesikalı Yarim” filminin toplumsal hafızamızda yer etmesini sağlayan çok kuvvetli bir dili olmasına karşın filmin en yapay ve zayıf tarafı benim bıyığım olmuştur. Zaman yoktu ve ben öyle çok sakallı bir adam da değilimdir. Benim doğal bir bıyık ya da sakal bırakabilmem için altı aya ihtiyacım var. Dolayısı ile takma bıyık kullanmak durumunda kalmıştım. Bu beni de rahatsız etmiş ve beğenmemiştim.
NEDEN HEP MİZAHTAN BİRAZ UZAK ROMANTİK VE DRAMA YAKIN FİLMLERDE ROL ALDINIZ?
Beni aslında komedi-avantür projelere yakıştırıyorlar. Genelde hep bu türlere yakın teklifler geliyordu; ya komiser, polis veya iyi ya da vamp kadınlarla çevrili bir ortamda bir olayı takip eden gazeteci karakterlerini bana uygun görüyorlardı. Bir anlamda basit karakterler, sabun köpüğü hikayelerdi diyebilirim.
BUGÜNKÜ OYUNCULARDAN HANGİLERİNE JÖN DİYEBİLİRİZ?
Jön; yakışıklı, klas, karizmatik genç erkek demek. Şimdiki oyuncuların izleyicisini çok fazla etkileyememeleri nedeniyle bir karizma eksikliği olduğunu düşünüyorum. Açıkçası, ben çoğunu da yakışıklı bulmuyorum. Yine de bir isim vermek gerekirse çağa yakın bir jön olarak Adanalı Kıvanç Tatlıtuğ’u söyleyebilirim.
ANTİKACI OLDUĞUNUZU BİLİYORUM. ANTİKACILIK İŞİNE NASIL BAŞLADINIZ?
Ben, her eşyayı ve objeyi önemseyen ve kenara koyarak biriktiren biriyim. Çok küçük yaşlardan itibaren pul biriktirmeye başladım, sonrasında da para, madalya, madalyon koleksiyonculuğu ilgi alanıma girdi. 1985 yılında antika üzerine bir dükkan açtım ve bu konuda danışmanlık yapıyorum. Hobi olarak başladığım bu meşgale sanırım bir koleksiyoncu olmama sebep oldu. İyi ki de oldu, çünkü koleksiyon ve antika ile uğraştığım vakitlerde, beni yoran, üzen ve stres altında bırakan her şeyden uzaklaşmış buluyorum kendimi.
DÜNYANIN EN BÜYÜK ACISI AŞK ACISI DEĞİLDİR, DEĞİL Mİ?
Aslında garip bir dönem ve sinema akımı olduğunu düşünüyorum. Yan karakterler de dahil olmak üzere birbirini tekrar eden, birbirine benzeyen, kalıplaşmış bir oyunculuk ve sinema dili mevcuttu. Ama kolay anlaşılır filmler olduğu için yine de halk binlerce kere severek seyretti.
BUGÜNKÜ DİZİLERE BAKTIĞIMIZDA ABARTISIZ OYUNCULUKLARIN AZLIĞINA TANIK OLUYORUZ. ABARTISIZ OYUNCULUĞA KİMLERİ ÖRNEK VEREBİLİRİZ?
Abartıcılıktan ziyade, inandırıcı olabilmek çok önemli; bunu başarabilmek için empati kurmak gerekiyor. Abartısız oyunculuğu olanları düşündüğümde Şener Şen’den söz edebilirim. Kendisini ve oyunculuğunu çok takdir ediyorum. Beklemesini takdir ediyorum. On sene bir projede yer almasa da aklına yatmıyorsa oynamayabiliyor. Oyuncu böyle olmalı.
TÜRK FİLMLERİ BU ÜLKEDE DOĞUP BÜYÜYEN HERKESİN HAYATINDA ÖNEMLİ BİR YERE SAHİP. BUGÜNKÜ TÜRK SİNEMASINA NASIL BAKIYORSUNUZ?
1960’lı yıllarda çevrilen bu filmleri defalarca seyredip de sevdiğine kavuşamayan genç kız ya da erkek için gözyaşı dökmeyen yoktur. O dönem daha farklı bir Türkiye vardı. 1980’li yıllarda ise her şeyle birlikte sinema sektörü de değişime uğradı. Ve bildiğin gibi Türkiye her modayı ve değişimi çabuk alıyor ve bununla birlikte aynı hızla da yozlaştırıyor. Bu süreçle birlikte dönemin ünlü isimleri ya kendi kabuklarına çekildi, ya yeni yapımlar içinde kendilerine yer bulmaya çalıştı, ya da bu dünyaya veda etti. Seyirci ise biraz da televizyon kanallarının eski Türk filmlerinden vazgeçmemesi sayesinde o devrin yıldızlarını hiç unutmadı. O ilk göz ağrıları için kalplerinde hep bir yer vardı.
İzzet Günay kimdir?
İstanbul'da 21 Ağustos 1934 yılında Üsküdar, Salacak'ta doğdu. Babası, Salacak Şehir Hatları Vapurları İskelesi yöneticisi idi. Deniz Koleji'nde okudu. Haydarpaşa Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü'nde teknik ressam olarak çalıştı. Bir süre dans hocalığı yaptı. Lisede okurken amatör tiyatroya başladı. Yeşilay Gençlik Kolu'nda sürdürdü. Askerlik dönüşü sonrası bir süre linyit ticaretiyle uğraştı. 1957 yılında gazete ilanı ile Dormen Tiyatrosu'na girdi. Orada ilk olarak "Kara Ağaçlar Altında" adlı oyunda ufak bir rolde sahneye çıkarak profesyonel oyunculuğa başladı. Daha sonra: "Sokak Kızı İrma", "Pasifik Şarkısı", "Zafer Madalyası" ve daha birçok oyunda 1957-1963 yılları arası rol aldı. Sahne amirliği yaptı. 1958'de Kemal Film yapımı "Kırık Plak" adlı filmde, Zeki Müren'in şoförü rolüyle sinema oyunculuğuna başladı. Birkaç filmde ufak rollerden sonra "Varan Bir"(1964) adlı filmle baş rol oyunculuğuna geçti.Kısa sürede sinema oyunculuğunda başarı sağladı.1964 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde baş rolünü oynadığı,yabancı tiyatro eserinden adapte "Ağaçlar Ayakta Ölür" filmiyle "En iyi erkek oyuncu" ödülünü aldı. Ekonomik nedenlerle bir süre sahneye çıkarak Klasik Türk Sanat Müziği solistliği yaptı. Sonraki yıllarında az sayıda televizyon dizisinde rol aldı. Çok küçük yaşlardan itibaren pul biriktiren sanatçı,daha sonra para, madalya,madalyon koleksiyonculuğu ilgi alanı içine girdi.1985 yılında antika üzerine dükkân açtı. Uzmanlık alanı olan koleksiyonculuk ve antika konusunda danışmanlık yaptı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şehit babası: İdam gelene kadar 'Vatan Sağolsun' demeyeceğimTunceli’de polis noktasına terör örgütü tarafından roketatar ve uzun namlulu silahlarla gerçekleştirilen saldırıda şehit olan polis memuru Kaan Kılıç'ın babası "İdam gelene kadar 'Vatan Sağolsun' demeyeceğim." dedi.
Darbeci pilotların devlete maliyeti en az 27 milyon TLDarbe gecesi kendi halkını havadan bombalayan pilotların, emekli olana kadar devlete maliyeti 100 milyon TL'yi buluyor.
Hande Fırat: Gelecek için Sayın Cumhurbaşkanımız dedimCumhurbaşkanı Erdoğan'ın mesajını telefonuyla CNN Türk'ten Türkiye'ye duyuran sunucu Hande Fırat, 15 Temmuz ve sonrası duygularını anlattı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












