Kağıt kalem ve ben!

HAAAAAA! BİZİM PİNK NAMIK!
KAĞIT KALEM VE BEN
Bir çocuk yüreği bütün boyutları alt üst eder.
O küçücük çocuk yüreğine neler sığmaz ki?
Dönme dolaplar, yılkı atları, salıncaklarla dolu bir hayat…
Yola düşenin garipliği, kaybolmuşluğu, bulunmuşluğu sığar bir çocuk yüreğine…
Gerçekdışı masalların gerçeğe dönüşmesi, saçlardan merdiven, burunlardan yalan makinesini sığdıran çocuk yürekleri tanıdım…
“Bebeklerden Haç Yaparak”, evrene sığmayan inançları yüreklerinde nasıl yoğurduklarını gördüm.
Ama evrenin bildiği en kutsal savaşı yapan halkın kurtuluş savaşını bir yürek ve bir gözyaşına sığdırmak için yürekler ve kelimeler Namık Kemal Biçer’i bekledi.
Yağmur başladı
Arap kızı camdan baktı
Çocuk oldum
Seni anlatıyordu öğretmenim
Senin için ağlıyordu
Sanki kırk yıllık dost gibi
Kargaları kovaladık seninle
Samsun’a ayak bastık
Kırık dökük bir gemiyle
Ölgün ışıklı kara bir trenle
Anadolu’yu dolaştık
Tektik
Sonra tek tek bir ordu olduk
Özgürlüğü Mavzer gibi taşıdık yüreklerimizde
Yürüdük bilmem kaç gündüz kaç gece
Sonra büyüdüm
Öğretmenim hala ağlıyordu
Ozan, dizeleri ile bizleri derin bir yolculuğa çıkarıyor; Dizelerin bizi götürdüğü yola girince “Yolun, bilene değil, yola sorulması” gerektiğini daha iyi kavrıyoruz.
“Her şey sen / Sen seni al yanına / Düş yollara / Ne yol kalır arkanda / Ne hayallerin…”
Öyle çıktı ozanların çileli yoluna Namık Kemal Biçer…
Ve hiç bitmeyecek bu yolda düşleri arkasına bırakarak yüreğinde koca ve kutsal bir tarihle yürüyor, kalabalıkların yalnız ozanı…
Hoş geldin ozanlar dünyasına…
Bu betimleme Adana misafirperverliğinin yüz akı, Namık Kemal Biçer’in Bağ Bozumu adlı şiir kitabının önsözünden alınmıştır.
Önsözü yazma onuru bana aittir. Bu onu ne mutlu ki bana ki benim payıma düştü.
ŞİİR DEĞİL, YAŞAMIN FOTOĞRAFI
Namık Kemal Biçer’i kamuoyu “Pink Namık” olarak tanır. Namık Kemal Biçer derseniz herkes yüzünüze bön bön bakar ama ardından “Pink Namık” dediğinizde şahsen tanıdık tanımadık herkesin Haaaa Bizim Pink Namık”ı” oluverir.
Yüzünü görsün görmesin, tanısın tanımasın, o herkesin “Pink Namık’ı”dır.
Ben henüz kendisiyle tanışmamıştım ama o yine konu açıldığında “Ha Bizim Pink Namık?” diye bilgiç bilgiç sahiplenirdim. On binlerce inşa gibi.
Bunun nedenini kendisine sormadım. Çünkü tahmin edebiliyordum. Cumhurbaşkanı gelir, Aman Pink Namık! Başbakan miting yapacak; Büyük şirketler temel atacak; Petrol Boru hatlarının açılışı; Altın Koza etkinlikleri derken, Adana’da yaşayan her hangi biri mutlaka onun organize ettiği bir etkinlikte bulunmuştur. O nedenle herkeste bir sahiplenme duygusu o nedenle o bir “Pink Namık”
Bir gün sohbet ediyoruz. Öylesine içten konuştu ki, dili değil yüreği konuşuyordu. Duygular, sözcük pınarı gibi şiirsel dökülüyordu yüreğinden.
“Namık Bey, neden şiir yazmıyorsun?” diye sordum. Pat. Burnuma bir şiir dosyası uzattı. Şimdi parantez açıyorum. Bana yüzlerce şiir dosyası gelmiştir. Nedense, sadece iki tanesini şiir olarak değerlendirmiştim. Biri, yıllar önce Yılmaz Çelik adında bir mahkûmun dosyası, diğeri de benim can dostum Melih Baki’nin şiirleri. Parantezi kapatıyorum.
Namık Bey’in şiirlerini okudum. Benim çok hoşuma gitti. İçerik olarak dolu doluydu.
İşte o şiir kitabı basıldı bu nedenle ozanlar dünyasına hoş geldiniz Sayın Namık Kemal Biçer. Hemen soruyorum. Şiirle nasıl tanıştın?
“şiirle hiç tanışmadım ki… Babam, nur içinde yatsın 89 yaşında rahmetli oldu. Ölümünden 2 yıl önce, bir konu hakkında çıkmaza girdim. Babam, gün görmüş deneyimli bir insandır ona danışıp sorunumu çözmek istedim. Ona sen bilirsin baba, diye cümleye başlayınca ‘oğul, oğul, yaşım 87. Hayat bana hiç bir şey bilmediğimi öğretti dedi. Düşünebiliyor musun, 87 yıllık ömrünün sonunda bilgeliğe ancak hiçbir şey bilmediğini kavrayarak ulaşmış. Dediğim gibi 89 yaşında rahmetli oldu. Henüz cenaze kalkmamış annem beni kenara çağırdı: “Oğul” dedi “şu fidanları al dik, rahmetli eğer ömrü vefa etseydi, bu fidanları dikecekti. İşi yarım kalmasın… Sedat Bey, şiir nedir Allah aşkına, sözcükler boş ve anlamsız. Şiir işte bu hayattır. Anadolu insanı şiir yazmakla değil şiiri yaşamakla meşgul. Onların, bakışı, duruşu, tavrı, anlayışı, yaşayışı ve ölümü bile şiir… Bunun yanında biz üç beş satır karalamışız. Bu şiir mi? Zaten şiir olsun diye yazmamıştım.”
“Gerçekten Namık Bey şiir yazdınız da ne oldu?”
“Bakın, dediğim gibi… Ben şiir yazmak için masaya oturmadım. Hepimizin anne ve babasının yaşadığı şiirleri ben nasıl yazabilirim. Ben hiçbir dizeyi şiir oluştursun diye kağıda dökmedim. Yaşadığımı hissettiğim an “Kağıt, kalem ve ben” bir araya gelerek yaşamı fotoğraflamak istedim.
Bilgisayar tuşuna dokunarak şiir yazılabileceğini benim anlayışım kabul etmiyor. Tuşlara oturup şiir yazacaksın. Böyle bir şey olabilir mi? Sipariş üstüne yaşam, umumi arzu üzerine aşk gibi bir şey… Bana çok anlamsız geliyor. O kağıdın hışırtısı, kalem üzerinde gezinişi ve duygularım olmazsa adına şiir denilen yaşamın fotoğrafı nasıl çıkar ortaya.
Kağıdın gözleri, kalemin kolları vardır. Kağıtla göz göze gelmezseniz, kendinizi kalemin kollarına atmazsanız, yaşamın fotoğrafını nasıl çıkaracaksınız.
Şiir değil fotoğraftır çekilen. “
Ramazan Yaygın’ın gazetesi olmadığı halde Adana’da tirajı en yüksek gazetecidir.
Kendisiyle yakın dostluğumuz vardır. Şimdiye kadar hiçbir şekilde de incinmedim. Bu dostluk benim için bir kazançtır. Oğlu, Oğulcan sinema sanatçısıdır.
Namık Kemal Biçer (Bizim Namık) ile sohbetimiz sürerken, Ramazan Yaygın’da geldi.
Kafaları uyuşmadığı (veya ben öyle zannediyorum) halde birbirine bu denli yakın dost olmalarını her zaman saygıyla karşılamışımdır. Ortalama olarak 1 saatte 90 dakika tartışırlar. Ve her zaman da başladıkları noktaya geri dönerler.
Baktım aynı renk gömlek giymişler. “Çok sevindim” dedim “ Ortak noktada buluşmaya gömleklerden başlamışsınız. ”
İkisi de bana ters ters baktı. Anladım ki ikisi de hallerinden memnun ve ikisi de kendilerinden başka hiç kimseye benzemek istemiyorlar. Sağolsun fotoğraflarımızı Sayın Ramazan yaygın çekti.
Şiir kitabı konusunda, Namık Kemal Biçer’in geniş fikirleri olduğunu gördüm.
Ve şundan bir kez daha emin oldum ki; yaşam deneyim ve birikimi olmayan insanların sanatları da derin değildir.
Kullanılan bir nota, bir renk, kurulan bir cümle, yazılan bir dize onu üretenin yaşam birikimi olup olmadığını hemen ele veriyor.
Biçer’in bütün şiirleri yaşam deneyimi ve derinlik doludur. Her dizesi sizi ayrı bir dünyanın ufkuna götürür.
Edebiyat Eleştirmeni Selim Yolalan’ın yorumunu paylaşmadan bu konuyu bitirmeyi düşünmüyorum. Sayın YolAlan “Şair Namık Kemal Biçer'in şiirler Bağbozumu kitabında bir araya geldi. Ne iyi oldu. Yoksa O'nun bu ruhumuzu sarıp sarmalayan, bazen de bizi fena şekilde sarsan şiirlerinden mahrum kalacaktık.
'Ülkemizde her 3 kişiden 5'i şairdir.' der Aziz Nesin. Ne çok haklıdır. Lakin şair olmak başka şiirin adamı olmak başkadır.
Şiirin adamı olan şairlerimiz o kadar azdır ki... İşte Namık Kemal Biçer bence şiirin adamı bir şairdir. Az sözle çok şeyi anlatabilmeyi becerebilmiştir.
Bas bas aşk için bağırırken bir yandan da toplumunun ve insanının sorunlarını, dertlerini bir mızrak yapıp, sessizliğin bağrına saplamıştır. Kelimeleri ile ses vermiş, sözcükleri ile dert edinmiştir.
Namık Kemal Biçer'i okumalıyız.
Çünkü O'nu okudukça kalbimiz yeniden dirilecektir.
Var ol şair sen.
Var ol.
*
Selim Yolalan
Edebiyat Eleştirmeni”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












