• BIST 77.779
  • Altın 127,998
  • Dolar 2,9850
  • Euro 3,3066
  • Adana : 28 °C
  • İzmir : 27 °C
  • Ankara : 24 °C

Kalbimi kıra kıra...

06.02.2016 06:00
Kalbimi kıra kıra...
Sedat Memili özel.

KALBİMİ KIRA KIRA…

ÇUKUROVA İNSANININ DESTANI SERGİLENİYOR

GRAMOFON EVİ; DUYGULARIN SERGİSİ

ŞARKILAR ZAMAN MAKİNESİDİR.

Anımsayın bir haylin bana nasıl armağan edildiğini anlatmıştım. 12 Eylül Dönemi’nde bir öğretmen arkadaşım göz altına alınır… “Nasılsa suçum yok. Hemen çıkarım” diye düşünür ama bir türlü cezaevinden çıkamaz. İşte o arkadaşım bir türlü bitmeyen duruşmalardan çıkınca kendini sırtüstü bir şekilde ranzaya atar ve o sıkıntıdan kurtulmak için hayal kurmaya başlar. Ve bir gün o hayalini bana armağan eder.

Aldığım bu “hayalden armağanı” hayatımın en değerli armağanı olarak hala saklarım.

04 Şubat 2016 Perşembe Günü Büyükşehir Belediyesi’nin Tiyatro Salonu’na gittim. Akşam kısa Adı KOZVAK olan Kozan ve Çevresi Sosyal Kültür Vakfı Türk Müziği Korosu’nun vereceği Yeşilçam Film Müzikleri repertuarından oluşan dinletisi olacaktı.

abdurrahman-yağdiran-20-li-yaş-resminin-önünde.gif

Bu kapsamda Gramafon  Evi, Tiyatro Salonu’nun girişinde hazırlık yapıyordu.

Sayın İsmail Görkem, film afişleri, eski 45’lik ve 33’lük plakları bir mimar titizliği ile getirip diziyor ve izleyiciler için bir sergi oluşturuyordu.

Hummalı bir çalışma içerisindeydi.

Önce uzaktan izledim. Ruhu, bedeni, duygu ve düşünceleri ile birlikte kendini işe vermişti. Plak ve pikaplara böylesine yumuşak, hassas ve sevgi ve şefkatle bakan başka bir insan görmedim.

Dalmış… Dalmış dediğim bir zaman tünelinde o dönemi yaşıyor…

abdurrahman-yağdiran-ve-duru-çiftçi.gif

Sayın Görkem uzaktan beni görünce hemen gelip ilgilendi: “Çok yoğununım, özür dilerim… sizinle çok ilgilenemiyorum ama size hemen şunu armağan ediyorum” diyerek, orada bulunan bir pikaba Şükran AY’ın “Kalbimi kıra kıra” adlı 45’liğini koydu ve salona hüzün doldu.

“Senden bana ne kaldı, bir hatıradan başka! / bir daha geri dönmem yalan kattığın aşka

kalbimi kıra kıra bıraktın bir hatıra / günahını yalancı dudaklarında ara

gözyaşların boşuna, düşmem artık peşine / yansın yüreğin yansın şimdi de bende sıra

kalbimi kıra kıra bıraktın bir hatıra / günahını yalancı dudaklarında ara...”

70’li yıllar. Babam Mersin’in tek Aile Çay Bahçesi’ni işletiyor ve evimiz deniz kenarında. Ben lisede ders çalışırken evin balkonundan attığım misina ile balık tutardım. O yıllar, bir çok sanatçı Mersin’e geldiğimizde evimizde misafir kalırdı. (Muazzez Türüng, Handan Kara, Selahattin Erorhan, Erol Büyükburç ve adını anımsayamadığım onlarca sanatçı. Bunların en özeli Şükran Ay idi. Olu Savaş Ay genellikle dışarıda olurdu. Birkaç kez de kızı ile birlikte kaldı ve ben kızına aşıktım. Platonik bir aşktı. (Gençlik işte asla haberi olmadı. Zaten ondan sonra hiç görmedim.)

ŞARKIYLA GİDİLEN YILLAR

abdurrahman-yağdiran-ve-emine-gürlek-hanimefendi.gif

O yıllar ve duygular bir anda Tiyatro Salonuna doluştu.

Neredeydi bu anılar, nereye saklanmışlardı… Bir 45’liğin dönmesi ile nasıl koşarak geldiler… Allahım! İnsan denilen mahluk ne acayip bir yaratık!...

İsmail Görkem, bana sadece bir şarkı değil, gençliğimi, duygularımı, yaşadığım ve beni ben yapan coğrafyayı yeniden armağan etmişti.

Şarkılar öyledir işte…

Bu güne kadar şarkılardan daha mükemmel bir zaman makinesi icat edilmemiştir.

Bir hayalden sonra aldığım en güzel armağandı Sayın İsmail dostumun armağan ettiği şarkı…

Yüreği var olsun…

i̇smail-görkem-yakalayinca-birakmadik.gif

ABDURRAHMAN YAĞDIRAN İLE…

Geçen hafta Değerli İnsan Abdurrahman Yağdıran’ın bana verdiği bir dosya geçti elime. Aslında geçmedi; özellikle o dosyayı aldım ve incelemeye başladım yeniden. Dosyayı karıştırdıkça o günleri yeniden yaşadım. “Postacı” diye bilinen Abdurrahman Yağdıran; “Postacı, Postacı Canım Gülüm Postacı” ve “Adana Yollarında” türkülerinin bestecisidir. Kendisini orada görünce çok duygulandım.

En son Tanrım mekanını cennet etsin Aşık İmami ile birlikte, Hasan Turan’ı anma etkinliklerinde birlikte idik. Aynı gün değerli dost Halil Atılgan, Yüksel Mert ve insanlığın en büyük değeri mertebesinden gördüğüm Ekmel Ali Okur vardı.

Daha birçok sayısız dost arasında tanışmıştım, İsmail Görkem ve Abdurrahman Yağdıran ile…

Söz aldım, sadece Postacı olarak kendisiyle bir röportaj yapacağım ve okuyucularımla paylaşacağım.

İsmail Bey sergi hazırlığı ile uğraşırken teşhir edilen sinema afişlerini izlemeye başladım. Emine Gürlek hanımefendi bütün neşe ve içtenliğiyle yanıma geldi ve Ramazanoğlu Konağı’ndaki son dinletide neden olmadığımı sordu. Haklıydı… KOZVAK’ın, Ramazanoğlu Konağı’nda verdiği konserleri sık sık izliyordum. 2 kez, sağlığımdan dolayı ihmal ettim. Kendisine telafi edeceğime söz verdim. Belli ki akşam, Abdurrahman Yağdıran’ın eserine seslendirecekti. Sohbet anında ses ve vurguları çalışmaya başladılar.

KOZVAK Yönetim Kurulu Başkanı Duru Çiftçi ile kısa bir görüşmemiz oldu. Kendisiyle birkaç televizyon programı yapmıştım. Kültüre olan katkısını alkışlıyorum.

Afişleri gezerken tarihi bir fotoğraf ile karşılaştım; 1961 yılında kurulan Çukurova İl Radyosunda Çukurova’dan Sesler Topluluğu”nun çekirdek kadrosu.

Olağanüstü bir fotoğraf…

Televizyonun olmadığı ve radyonun bütün toplumu etkilediği günlerde, duygularımızın, evimizin, dünyamızın bir parçası olan Çukurova’dan Sesler Topluluğu karşımda duruyordu.

Tek tek isimlerini saymayacağım.

Herkesin gidip görmesi gerekmektedir.

Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda sergilenen bu anı pınarında herkesin yıkanması gerekmektedir.

kalbimi-kira-kira-şükran-ay.gif

HER AFİŞ AYRI BİR DÜNYA… AYRI BİR DESTAN…

Her afiş ayrı bir dünya… Ayrı bir dönem… Ayrı bir duygu…

Türkan Şoray’ın “Buruk Acı” filminde seslendirdi şarkıyı duyupta tepeden tırnağa titremeyen kaç kişi vardır: “Gurbet içimde bir kor / Yalnızlık büyük acı / Hangi kapıyı çalsam / Karşımda buruk acı…”

Veya “Senede Bir Gün”…

Bu afiş karşısında uzun müddet durdum. Evet, anılar pınarı dedim… Bu pınarın karşısından gitmek istemedim. Bu afişe baktıkça, henüz gencim, annem babam ve sevdiklerim ölmemiş… Geçmişten ziyade geleceği düşündüğüm dönemler… İnsanlığın kirlenmediği o masum ve aydınlık yıllarda gezindim… Böyle bir anılar pınarının kurumasını ve yok olmasını nasıl isteyebilirim…

radyo-ve-pikaplar-meraklisini-bekliyor.gif

ÇUKUROVA İNSANININ DESTANI SERGİLENİYOR

Keşke o günler geri gelse; tamamı ile değil, “senede bir gün” gelse yine yeterli olur…

Aa maalesef yıllar geçmiş, insanlık adalet anlayışı ve duygularını kaybetmiş, kainatta başı boş dolaşan toz zerreciğine dönüşmüş… Yaşamın anlamı ve değeri üzerine kafa yormadan sadece var olmasın peşinde ömür tüketiyor…

“Leyla ile Mecnun…”, “Artık Sevmeyeceğım”, “Dönüş”, “Umut”, “Yol”, “Köprü”, “Kozanoğlı”, “Katip”, “Ah Nerede”, “Mavi Boncuk”, “Hıçkırık” ve daha onlarca film afişi kime ne anlatabilir ki…

Benim için bir destanın başlangıcı olan bu afişler, başkaları için ne anlam ifade ediyor?

Aslında bu afişlerin verdiği duygular,insanlaşmamızın kilometre taşları idi. Şimdi onları somut olarak sergilenmiş halde görmek beni çok duygulandırdı.

Duvarda Abdurrahman Yağdıran’ın 20’li yaşlarda olduğu bir afişi vardı. O afişi göstererek bana: “Şu an ki halimi gördükçe bu genç halimden hoşlanmıyorum” dedi. Gülüştük. Elbette 82 yaşına gelmiş bir insanın 20’li yaşlarda kendi afişini bir sergi salonunda görmesi garip bir duygu olmalıydı.

Duvarlarda hep tanıdık kişilerin afişleri vardı: Şaban Gen, Fahri Işık, Canan Işık, Abdurrahman Yağdıran, Cahit Seyhanlı, Mustafa Canan, Halit Araboğlu, Ahmet Tekbilek, Ömer Faruk Tekbilek… Ve daha onlarca Çukurova dostu sanatçı…

Sayın Görkem sergi ve dinletiden söz ederken bzi biz yapan bu değerler ve sanatçılar için “Geri Döndüler” ifadesini kullanmış.

sinema-afişleri-destanlar-geçidi.gif

Görkem, hassas bir insan… Zaten ruhunun derinliklerinde duygu pınarı akmayan bir insan asla bu eserleri bir araya toplayamaz. Bu bir vazife aşkıyla yapılamaz; sadece aşkla yapılabilir.

Aslında ilk karşılaştığımda soracağım. Sanatçılar geri mi döndü? Yoksa biz mi onları unuttuk ve yeniden hatırlamaya başladık…

Hatta daha da ötesi Sayın Görkem gibi kişilerin o hassas dünyası ve ince ruhları olmasaydı Çukurovaya emek vermiş bu sanatçıları hatırlayacak mıydık? Nasıl ki Halil Atılgan’ın Toroslar Kültür ve Sanat Evi’nde sergiledi her tarım aleti bir destan ise burada teşhir edilen her parça bir destandır.

Sayın Görkem bir anlamda Çukurova İnsanının destanı sergilemiştir.

Mutlaka izleyin.

tarihi-bir-fotoğraf.gif

Bu eserler ve sanatçılarla ortak bir hatırası olmayanlarında izlemesinde yayar var..

Orada sergilenen Çukurova duygusu, insanlığı ve anlayışıdır…

İyi ki Görkem gibi insanlar aramızda yaşıyor; iyi ki ben onları tanıma şansına ermişim. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim